Oh be!

(Var ya şu konuyla ilgili yazmak için bu sene en az beş kere bilgisayarı elime aldım. Bir türlü konunun sonunu getiremedim. Her seferinde “Neyse biraz daha fikrim belirginleşsin” dedim, sanırım kararım en belirgin haline ulaştı. Artık daha fazla ertelemeyeyim dedim. İnşallah tamamlayabilirim yazıyı. 😉 )

Daha önce okul maceramızı uzun uzun anlatmıştım. Kısaca özetleyeyim: Bizimkiler daha küçükken tam karşımıza bağımsız anaokulu inşaatı başladı. Çocukların okula başlamasına daha epey vardı. Heyecandan içim içime sığmadı. Evimin dibinde, devlet okulu, hem de bağımsız! Çocukları vereceğim günün hayaliyle yaşadım.

Pinterest

Gel yinge geeeel, batan geminin malı bunlaaaarrr!

İlkokula gidiyordum. Mahallede bir satış yapma furyası vardı. Çocuklar evden bir şeyler getiriyor, sonra da ana caddeye çıkıp satıyorlardı. Kısa zamanda benim de aklım çelindi. Ben de katıldım satış ekibine. Bebe belik olduklarına bakmayın ekip de çok profesyoneldi ha. Biri caddeden geçen mini etekli kızların bacaklarına yapışıyor “Aplaa çok güzelsin aplaa. Maşşallah aplaaa. Allah sevdiğine bağışlasın aplaa. Bir sakız alır mısın aplaaa” diyerek elindeki beş para etmez sakızları on paraya satıyordu.  Öteki sevgilisiyle yürüyenlere yapışıyor, “Abii Allah sevenleri ayırmasın abiii,” diyerek komşunun bahçesinden çaktırmadan yolduğu gülleri fahiş fiyata kakalıyordu. Bir başkası çöpten -yemin ederim yalan değil- topladığı bilumum eşyaları yine kıvrak çenesiyle satıyordu. Bense salak salak bakıyordum.

Pinterest

6!

Bizim evde adetti, doğum günün olunca annenin dizine yatarsın o sana doğduğun günü anlatır. Ben ters doğmuşum mesela.  “Daha oradan belliydi huysuzluğun” derdi annem. Viyak viyak sabah akşam ağlarmışım. Ayrıca her yurdum insanı gibi ben de bebekken elbette sarışın ve mavi gözlüymüşüm. (Valla resmim bilem var.) 😉

Her sene 3 Haziran yaklaştığında bizim evde de benzer bir muhabbet oluyor. Bebelere nasıl doğduklarını anlatıyorum. Bizim hikâyemizin de tek tersliği bebelerin ters gelmesi olsaydı keşke. Ay nasıl içim daralıyor anlatırken. Çocuklar da üzülmesinler diye epey sansüre uğruyor hikâye ama her sene ama her sene aynı erken doğum travmasını tekrar yaşıyorum. Sonra da doğumu başlatan oğlana atarlanıyorum, “Kurtlu herif ne vardı doğacağım diye tutturacak, ekmek elden, su gölden, oturaydın ya içerde! Hiç olmazsa birkaç hafta daha duraydın da yoğun bakıma girmeyeydiniz!”

Pinterest

Kedi Kurtarma Operasyonu

Perşembe günü çocukların bisikletlerinin frenlerini yaptırmak için bisikletçiye gittik. Çok yakınımda bir barakada çalışıyor bizim bisikletçi. Çok güler yüzlü, konuşkan bir adam. O bisikletleri tamir ederken, biz de bebe belik taburelere oturduk bekliyoruz. Bu sırada benim bebelerin bisikletçinin barakasındaki kediler dikkatini çekti. Anne ile dört yavrusu, uyukluyorlar. Çocuklar kedilere ilgi gösterince bisikletçi kedilerin hikâyesini anlattı bize. Ben de hemen o sırada feyse yazdım hikâyeyi.

Pinterest

Bu yaşta bu zekâ…

Bizim devirle bebelerimizin devri arasındaki en büyük fark ne biliyor musunuz? Tabi ki de zekâ ölçüm kriterleri! Bizim zamanımızda zekâ sümükle ölçülürdü. Yeşil yeşil sümükleri sallamadan “Aa zeki çocuk” denmezdi. Şimdi önüne gelene üstün zekâlı deniliyor kardeşim. Kriter mriter kalmadı ortada. Zekâ da ayağa düştü valla!

Pinterest