Aşk Aşk Aşk

Instagramım yok. Daha doğrusu bir hesabım var da kullanmıyorum. Aslında seviyorum resimlere bakmayı ama dünyanın vaktini alıyor. Bu aralar diğer bloglarda sıkça instagram yazılarına denk geliyorum. Hepsi de komik şeyler. (İki örnekle pekiştireyim: Hülya’dan, Yeliz’den) Geçen epey merakımı cezbetti, hazır gece de uykum kaçmıştı, başım da nasıl ağrıyor, belki biraz açılırım diye instagramı açtım. Ayy açmaz olaydım!

Pinterest

Boya oğlum, boya kitabı!

Bugünle birlikte yedi gündür okula gidiyor bebelerim. İlk gittikleri günden beri her gün bir sayfa boyama yapıyorlar. Gün bitiminde çocuklar ellerinde bu boyama kâğıtlarıyla çıkıyorlar okuldan. Annelerine gururla gösteriyorlar. Ve tam yedi gündür oğlum sadece iki çiziktirik atıyor bu kâğıtlara. Çiziktirik bile denmez, çi denir buna. O kadar az, o kadar uyduruk ki. Hiç üzerinde durmadım. Zaten biliyorum oldu olası kâğıt başına oturmaz. Sevmiyor herif, zorla mı dedim. Allah biliyor ya hiçbir şeye zorlamadım çocuklarımı şimdiye kadar. Bunu da keyfi olursa yapar dedim, bıraktım.

Pinterest

Okul yolu düz mü gider? Yok daha neler!

İkizlerin okula kayıtlarını yaptıralı henüz üç gün oldu ama açıkçası bizim evde okul heyecanı tahmin edeceğinizden çoook daha önce başladı. Daha ikizler dünyaya bile gelmemişken, evimin dibine bağımsız anaokulu yapılacağı dedikodusu dolanıyordu etrafta. Doğmamış çocuğa don biçip yakın çevredeki okul hayallerine daha o gün daldım. E dile kolay, yürüme mesafesinde koskoca bağımsız anaokulu olacaktı, her velinin rüyası… Sabah atacaktım bebeleri, akşam alacaktım. Beş kuruş da vermeden. Ya da şöyle diyeyim: “Üç kuruşa!” Hayali bile ne tatlıydı!

Pinterest

Okulun ilk günü…

Bu yazıya “Okulun ilk gününün ardından” diye başlık atacaktım, ama daha günün bitmesine 8 saat varmış. Hay tüküreyim! Kafam kazan gibi, gözümün önünde kelebekler uçuşuyor, canım burnumda valla ha çıktı ha çıkacak… Gözümse yatakta, gece olsa da zıbarsak. Şu halimi gören okul yolunda tır altında kaldım sanır. Çok şükür öyle bir şey olmadı ama ikizleri okula başlattım daha ne olsun? Durun madde madde yazayım, kafamı toparlayamıyorum.

Pinterest

Biraz nefes…

Yıllar önceydi. Daha bebeler piyasada yoktu. Eşimle Karadeniz turuna çıkmıştık. Hiçbir ön hazırlığımız yoktu. Elimize aldık bir harita, bulduğumuz yerde yatarız, bulamazsak arabada uyuruz diyerek düştük yollara. Yanılmıyorsam Bartın’dan sonraydı. Haritada ana yol iç kesimden devam ediyordu. Hiç gidesimiz olmadı. Sahilden de giden bir yol gözüküyordu. Belli ki eski, dar bir yoldu. Manzarası daha güzeldir diye onu tercih ettik. Ve kâbus yolculuğumuz başladı. Bir yanımız uçurum, daracık kıvrım kıvrım bir yol, asfalt desen yağmurdan yaştan perişan olmuş, hamam gibi nemli ve sıcak hava… Üstelik döne döne saatte 10 – 20 km hızla anca gidebiliyorduk. Saatler geçiyordu, biz bir bakıyorduk ki daha 20-30 km yol gitmişiz. Bu da yetmezmiş gibi yolda da kimsecikler yoktu. Uçuruma uçup gebersek ne bilen olurdu, ne de bulan. Kilometrelerce devam etti yol. Başta “Aaa ne güzel manzara hihoha, mis gibi de hava hihoha, biz maceracı ruhlarız lalola” diye başlayan modumuzdan kısa süre sonra eser kalmadı. Deli gibi dönmekten yorulduk, sinirlerimiz gerildi, gaz-fren yapmaktan kocamın bacağına kramp girdi, ben de kendimi durduramadım kusmaya başladım. Biraz sonra da gözyaşlarımı bıraktım. Kendimi o kadar kapana kısılmış hissediyordum ki. Saatlerdir berbat bir yolda daha bir arpa boyu kadar yol alabilmiştik, ne geri dönebiliyorduk, ne ileri gidebiliyorduk. “Bir helikopter bul, çıkarsın bizi buradan hüüü” diye zırlıyordum. Böyle böyle bilmem ne kadar yol gittik, en sonunda bir yerleşim yerine ulaştık. Ben Karadeniz yolculuğundan çoktan vazgeçmiştim. İşin pis yanı aynı yoldan geri dönmeyi gözüm yemiyordu. Konuştuğumuz bir amca “Uşağum, ömründe bu yoldan ha bi kere geçersun, o da yanluşlukla,” demişti. Ben “Gitmeeeem, bir adım daha gitmeeeem, tayin iste, buraya yerleşelim” diye zırlarken müjdeli haberi aldık. Düze çıkmıştık artık. Bir daha öyle kıvrılmayacaktı yol. Yıllardır mutlulukla andığımız güzel bir gezi oldu ama ilk kez tattığım o kapana kısılmışlık, çaresizlik duygusunu hiç unutamadım.

Pinterest