Kocaeli Kitap Fuarının ardından

(Aylar sonra ilk kez tıpkı eski günlerdeki gibi oğlanı ayağıma, kızı da yanıma alıp bebeleri öğlen uykusuna yatırdım. Yine tıpkı eski günlerdeki gibi onlar uyanmadan yetiştireyim diye parmaklarım birbirine dolanarak bloga yazı girmeye çalışıyorum. Vay be özlemişim bu heyecanı. 😉 )

Dün bir ilki gerçekleştirerek bebelerden önce uyandım. Sonra da çocukları yataktan söküp Kocaeli kitap fuarı için sabahın altısında yollara düştük. Yolda annemleri de aldık. E hal böyle olunca arabaya sığamadık tabi. Bebelerin koltuklarını çıkarıp yerlerine biz kurulduk.

Çocuklar doğduklarından beri kendi koltuklarında seyahat ediyorlar. Ben de öne kırıtıyorum. Allah’ım ne büyük nimetmiş bu oto koltukları. Arkaya annem, ben ve iki bebe oturmak zorunda kaldık. Önce çocukları kemerle aramıza bağladım. Ama hiç bir yeri göremedikleri için çok çabuk sıkıldılar. Zaten malum İstanbul trafiğinden saatte 20 km hızdan yukarı da çıkamıyorduk. (Evet, sabahın altısında bile!) Ben de kemerlerini açtım çocukların. Amanıııınnn!!!!!

Pinterest

Mühim Duyuru – (Okumazsanız üzülürsünüz!)

Küçükken bol seyahatli bir işimin olmasını çok isterdim. Sık sık gezeceğim, yeni insanlar, yeni yerler göreceğim, müthiş anılar biriktireceğim…

İşte bu hevesle tercümanlık okudum.  Ama kader işte, okul bitip de işe girince, bırakın dünyayı gezmeyi kapının önüne çıkamaz oldum. Artık iki metre karede can sıkıcı çeviriler yapan bir tercümandım. Sabahın köründe başlayıp akşama kadar, hatta geceleri kalkıp güneş doğuncaya dek yok metrik vida dişi, yok gupilye yanlı somun, yok dişli başlı tabanca çivisi… adını sanını duymadığım hayatta ne göreceğim ne de ilgileneceğim bir sürü ıvır zıvırla boğuşup duruyordum. Hep dediğim gibi, davlumbazı davul fırın, dübeli de duvar delme makinesi  sandığım bir dönemde teknik çevirmen olarak anılıyordum. Ve gerçekten de çok sıkılmıştım!

Pinterest

İlk Analar Günü Hediyem, ve galiba da son :(

Ben küçükken bizim evde anneler günü kutlanmazdı. Babam “gavur adeti / kapitalist oyunu / ananıza her gün bayram” der geçer, anam için de zaten ona ne gerek vardır, buna ne gerek vardır, para harcamaya zaten hiç gerek yoktur. Bizim için de hava hoş tabi. Zaten anneme hediye beğendirmek de mümkün değil. Olmadığı daha iyi.

Gelgelelim bebelerden sonraya… Açık konuşayım, öncesinde temizlik yapmam gerekmeyecek her özel güne kapım açık benim. Hele bir de üzerine hediye vereceklerse oohhh ne âlâ! Gerçi tabi tek benimle de olmuyor bu işler. Bir de düşünüp hediye alacak insan lazım. Şimdiye kadar denk geldi mi öyle biri? NAYIR!

Kocam hiç oralı değil zaten, doğurduğum bir çift bebe de henüz olayın farkında değil, dört yıldır kırık kürdan sahibi bile olamadım analar gününde. Ama bu sene şeytanın bacağını kırdım! Tabi sonrasında onun da benim kafamı kıracağını hiç tahmin etmemiştim. :/

Pinterest

Mesaj Yığını

Ortaokula gidiyordum sanırım. Number 1 TV’de Demet Sağıroğlu çıkmıştı. Konuk sunucuydu galiba. Programın sonunda iletişim için mektup adresi verdi. Ben de düşündüm, kim Demet Sağıroğlu’na yazar ki? Yani tamam tatlı kadın da mektup yazacak kadar hayranı olabileceğine inanmadım. Lüzumsuz derecede empatik bir tipimdir, kadın için üzüldüm, adres verecek kimse yazmayacak, üzülecek diye. Oturdum ben yazdım ayıp olmasın diye toplum adına.

Türkçe defterimden birkaç yaprak kopardım ve ne yazdığımı hatırlamıyorum ama uzun uzun bir şeyler yazdım. Şimdi tabi ‘Sizi gördüm, acıdım, o yüzden yazayım dedim” denmez. Hayranıymışım gibi yazdım. Sevgi sözcükleri kullandım. Ben seni çok seviyoooreee, sana bayılıyoooree…. Bir sürü de soru sordum sahiden ilgileniyormuşum gibi.

Mektubu gönderdim. Bekle ki cevap gelsin. Üç ay geçti, beş ay geçti… Altıncı ayın sonunda ben mektup yazdığımı bile unutmuşken beklediğim cevap geldi ama hiç beklemediğim bir şekilde!

Pinterest

Seçmece bunlar seçmeceeeeeeeeeeeeeeee

(Bu yazı taslakta bekliyordu nicedir. O yüzden bayat bayat kokabilir. Burnunuzu kapatıp okuyun.)

Ooo bakıyorum da mart kapıdan baktırmış, herkeste bir okul telaşı başlamış. Çocuğu seneye nere göndersem derdi aylar öncesinden stres hormonlarını salgılatmaya başlamış.

Her sene bu aylarda bloglar çiçek açıyor: “Okulumuzu seçerken nelere dikkat ettik?” cinsinden. Kaç okul gezdik, nelere baktık, kaç seminer dolandık, kaç uzmana danıştık, hedefteki okulların öğretmenlerinin master durumları ne, okulda yüzme dersi var mı, sanat dersleri ne ağırlıkta, binicilik, satranç gibi ne tür faaliyetler sunabiliyorlar, ikinci yabancı dili ne kadar veriyorlar, bilimsel deneyleri nerede yapacaklar, okulun eve uzaklığı ne, servislerinin güvenilirliği ne kadar, yemekleri ne kadar organik, bahçe durumu ne, çevresi, öğrenci&veli profili nasıl… Amanın bir milyon kriter. Orası mı olsa şurası mı olsa? Acaba neresi içimize sinse? Seçim yapmak da zor iş valla. Anacığım boşuna dememiş “Zenginler neler çekiyor da sizin haberiniz yok!” diye.

Pinterest