Bir anne neye kızar, neye kızmaz?

Küçükken, bir kış günü, benden 4 yaş küçük kardeşimle karda oynuyorduk. Herhalde o 4 -5 yaşında; ben de 8-9 yaşındayım. Buzlu bir yer vardı, orada birbirimizi çekerek kayıyoruz. Ben onu çektim. Sonra da onun beni çekmesi için yere çömeldim. Arkasını dönüp iki elimden tuttu. Beni çekeyim derken ayağı kaydı, paat yere kapaklandı. Elleri bende olduğu için yüzünü koruyamadı, hızla yere çarptı. Yerden bir kalktı ki burnundan acayip bir kan akıyor. Burnu kırıldı sandım. Peki ne yaptım? Annem kızar diye kardeşimi eve götürmek yerine evde annesinin olmadığını bildiğim bir arkadaşıma götürdüm!

Kardeşimin burnu şakır şakır kanıyor. Ben hiç burnu biraz kaldırıp baskı yapmayı falan düşünmüyorum, aksine kızcağızı lavaboya eğdirdim, suyu da açtım, bir yandan yüzünü yıkayıp öte yandan akan kanının durmasını bekliyorum. Hâlâ gözümün önüne gelir bir lavabo dolusu kanlı su. Burnundan kan aktı, aktı, aktı… En sonunda durdu. :( Kanı bitti çocuğun sanırım. :( Kan durunca eve gittik. Annem kardeşimi görünce şok oldu! Üstü başı kan içinde kendi de bembeyazdı sanırım. Bir de ağlamaktan yüzü gözü şişmiş. :( Ne olduğunu sordu. Korka korka anlattım. Fırçayı bastı bana, niye eve getirmedin diye. :/ Aman anne ya, getirsem bağırıyorsun, getirmesem bağırıyorsun!

Bu daha en basit örneğim aslında. Çocukken kızarlar korkusuyla anne babamdan sakladığım çok şey oldu. Yıllarca acısını çektim. Mesela en basitinden bu olayda, kız kardeşimin kansızlık çekmesinin (ki ailede ırsîdir, bende de var) hep benim suçum olduğunu düşünüp yıllarca üzüldüm. Sonra bir de büyüyünce burun kıkırdağında eğrilik çıktı, off. :/ Daha ötekileri acılarımı hiç saymıyorum bile. :(

Aslında anne babam sinirli, döven, korkulacak ebeveynler değil. Şimdi bakınca niye bu kadar korktum acaba diyorum. Keşke başım derde girdiğinde söyleseydim de problemi çözüverselerdi. :( Ama işte çocuk gözüyle farklı kodlanmış demek ki kafama. :(

Artık benim için çok geç, çocuklarımda her şey farklı olsun istedim. Yıllardır hiç okumadıysam beş yüz kere ne kadar kızıp bağırır çağırırsam, benden o kadar çok şeyi saklayacaklarını okudum. O yüzden hata yaptıklarında kızmamaya çalışıyorum. Hatta şu yazıyı birkaç hafta önce yazsaydım, hata yaptıklarında hiç kızmadım bile diyebilirdim ama ne yazık ki durumlar hiç de sandığım gibi değilmiş!

Çocuklar okula başlayalı bir seminer zincirine başladım. Kişisel gelişim semineri gibi bir şey. Çocukların okulundan bir veli düzenliyor. Ayda bir kez, çocuklar, annelik, kadınlık, kendini tanıma… gibi çeşitli konularda konuşuyoruz. Yani daha çok o anlatıyor, biz dinliyoruz ama interaktif şeyler. Şu ana kadar bildiklerimden çok farklı bir şey duymadım ama bakış açımı epey değiştirdi diyebilirim.

Bu seminerler sırasında bir test doldurduk. Kişilik testi gibi bir şey. Üç kategori var: Yetişkin (şu an aslında olmamız gereken) ebeveyn (üsten bakan, buyrukçu) çocuk (adı üzerinde 😉 Bana ne, bana ne diyen, burnunun dikine giden, mantıktan uzak, ÇOCUK İŞTE!)

Kırk elli soru var, senin için en geçerli durumu işaretliyorsun. Çok mantıklı cevaplar verdim tabi. Sonuç geldi ki: ÇOCUK KARAKTERLİYMİŞİM! Ben ben, BİHTER ZİYAGİL? Şey aman, SECCE KUZU! Şok oldum yemin ederim! Benim nerem çocuk ayol? Tamam, birkaç gün önce elbise denerken yok yere yan kabindeki kızla kavga etmiş olabilirim, ortamda kocam olduğu için saç saça baş başa girmekten son anda kurtulmuş da olabilirim ama bunu herkes yapar yav. Hemen çocuk diye damgalamak niye?

Üstüne üstlük ebeveynlik testinde de destekleyici, yüreklendirici ebeveyn değil bilakis bastırıcı, kısıtlayıcı ebeveyn tarafım ağır bastı. YOK ARTIK, YUH! Bak şimdi aklıma geldi de sanırım seminerci karı taktı bana, uyuzluğuna böyle notlar verdi. Hrrr. Okul açılsın gösteririm ona. 😉

Neyse sonuç olarak diyorum ki tüm cinlerim tepeme çıktı. Seminer sonrası okuldan çocukları alıp dönüyorum, durdum duramadım, bebelere dedim ki “Sizce ben kötü bir anne miyim?” YOOO dediler iki ağızdan. AFERİN! “Sizce ben hep benim dediğim olsun mu istiyorum?” YOOOO. AFERİN! “Sizce ben hayatta sizi desteklemiyor, aksine üzerinizde baskı mı kuruyorum?” YOOOO. HA ŞÖYLE!

Süper bir anne olduğum hususunda bebelerin onayını almış olsam da yine de kafamda bir soru işareti kaldı doğrusu.

O günlerde aklına fikrine güvendiğim bir grup anne konuşurken onlara hasbelkader hayatta en çok etkilendikleri kitabı sordum. Ebeveyn kitabı sormamıştım aslında ama Çocuğunuzla Birlikte Büyümek kitabı birçok kez farklı isimlerce zikredildi.

 

indir

 

Bu kitap bende uzun süredir vardı. Okumuştum da. Çok da bayılmamıştım. Hep okuduğumuz şeyler yani. Yoğun istek üzerine kitabı bir kez daha elime aldım. Tekrar okumaya başladım. E hep bildiğim şeyler. Şunu yapma, bunu yapma, şöyle yaklaşma böyle yaklaş… E biliyoruz, yapıyorum da. Ee.

Neyse bir sayfasına geldim. Sayfada süt örneği var. Aradım tekrar, bulamadım sayfayı örneği tam vermek için. Aklımda kaldığınca yazayım. İşte çocuk sütü döküyor, iki ebeveyn davranışı yazmış. Birinde çocuğu temizlemesi için yüreklendirici, ötekinde cezalandırıcı…. Gibi bir şeydi tam hatırlamıyorum. Aklımda süt kalmış sadece.

Süt benim için önemli bir olay. Zamanında bir süt örneği daha duymuştum. Sanırım Mehmet Teber anlatmıştı. Aha aradım buldum yazıyı. İşte çocuk sütü döküyor, annesinin ona güzel yaklaşımı sayesinde kazandığı kendi başına başarabilme duygusuyla çok başarılı bir hayatı olmuş falan. Bunu dinlediğimde çok etkilenmiştim. Eve gelince bebeler üzerinde süt deneyi yaptım hemen. 😉

İşin aslı yaklaşık iki yıldır çocuklara akşam sütlerini kendileri koyma, ısıtma ve bulaşığını kaldırma konusunda yüreklendiriyorum. Başta çok zor oldu, kabul ediyorum. Sütü dökmeden işi başarma, ocağı güvenli kullanma, sütün ısısını ayarlama… çocuklar için zor işler. Başta ufak tefek terslikler de oldu ama maşallah artık sorunsuz hallediyorlar. Hatta yemeklerini falan kendileri ısıtıyorlar.

Neyse ne diyordum, ha süt örneği. Kitapta süt örneğini okuyunca aklıma takılan soru işaretini gidermek istedim. Çocukları çağırıp dedim ki “Çocuklar, sizce akşam sütünüzü ısıtırken dökerseniz benim tepkim ne olur?”

Onlardan önce ben cevap vereyim, bence ben “Önemli değil canım, temizlemek için tezgahtaki havlu kâğıdı kullanabilirsin,” derim.

Çocuklardan da buna yakın bir cevap bekliyorum. İkisi iki taraftan bağırdı: KIZARSIIIIN!

E YUH!

Anlamadılar herhalde, tekrar sordum. “Sadece masaya süt döküldü, çok bir şey değil, ne yaparım?”

KIZARSIIIIIIN!

YOK ARTIK!

Yıkıldım yemin ederim! Ben her ne kadar ay şöyle genişim, böyle rahatım, böyle iyiyim… diye düşünsem de demek ki davranışlarım aksini söylüyor. Demek ki öyle davranmıyorum, sadece davrandığımı sanıyorum. Çok canım sıkıldı.

Aradan birkaç gün geçti. Yazı çok uzadı, bu kısmı özet geçeceğim. Bir gün bir gezmedeyiz. Kız bana hiç olmayacak bir yalan söyledi. Tehlikeli bir muzırlık vakası vardı. Kesinlikle kendisinin yapmadığını söyledi. Ben de inandım tabi. Çünkü ben çocuklarını korkutmayan bir anneyim, bu yüzden de çocuklarım asla yalan söylemez. Ama daha üzerinden birkaç dakika geçti ki kızın yaptığı kabak gibi ortaya çıktı. Küçük dilimi yutuyordum. Sonra konuştuk, kızarım diye korktuğu için söylemediğini söyledi. Ki başına gerçekten çok kötü bir şey gelebilirdi.

Çok üzüldüm. Onlara ne kadar kızmayacağımı, benden bir şeyi saklamamaları gerektiğini falan söylesem de demek ki tepkilerimi farkında olmadan o yönde veriyorum ki söylemeye çekiniyorlar. E düşününce kızdığım da oluyor yani, hiç kızmıyor da değilim çocuklara. Mesela geçenlerde yeni sildiğim aynayı yaladılar diye çok fena bir çemkirik yediler. Küçükken böyle bir şeye kızmazdım, çünkü küçüklerdi, anlamıyorlardı, hatta ayna yalamanın niye bu kadar cazip olduğunu anlamak için aynayı onlarla birlikte yaladığım da oldu; ama artık eşek kadarlar, aynayı yalamayı bırakmaları lazım, ben de yaladım, bir numarası da yok zaten!

İyi de çocuk bunu nasıl ayırt etsin? Anne neye kızar, neye kızmaz? Ona kızıyor, buna kızmıyor, peki şu yaptığım hangi kategoride? Aha! Benim sorunum da buydu demek ki. Annemin babamın ufak şeylere kızmasından dolayı belki de hiç kızmayacakları büyük problemleri onlardan sakladım! Çocuklarıma da aynısını yapıyorum!

Düşündüm, düşündüm, en sonunda şöyle bir çare buldum. Çocuklara dedim ki, “Canlarım, bazen ben size kızıyorum ya, inanın elimde değil. Kimi zaman yorgunluktan, kimi zaman sinirlerimin bozukluğundan, canımın sıkkınlığından… istemeden size kızıyorum. İnanın bunu yapmak istemiyorum, ama yapıyorum işte. Kendimi değiştirdiğimi sanıyordum, ama değiştirememişim. O yüzden sizden kendimi değiştirmem için yardım istiyorum. Bundan sonra kızacağımı düşündüğünüz bir şeyi söylemeden önce bana “Annecim, sana bir şey söyleyeceğim, ama kızma!” diyerek ön uyarı yapın. Beni kendime getirin!”

İŞE YARADI VALLA!

O gün bugündür ne kazar muzırlık yapıldıysa bana gelip “Anne sana bir şey diyeceğim, ama kızma!” diyorlar. Acaba neyle karşılaşacağım? Evi mi yaktılar, camı mı kırdılar… diye çeşitli düşünceler içinde yutkunuyorum. Tamam diyorum. Dökülüyorlar ortaya. Sucuğu apartmanın kedisine yedirmişler, e ben de çok yaptım zamanında, sorun yok. Oğlan parkta birine popo demiş. E olabilir böyle şeyler, onlar da popoluk yapmasalarmış. 😉 Oğlan babasının tıraş köpüğünü klozete boşaltmış. Ehehe bir de üzerine işeseydin keşke. 😉

Ön uyarı sistemi bizim evde acayip işe yaradı. Gerçi hâlâ “Sütü dökerseniz ne yaparım?” sorusuna kızarsıııın diye cevap veriyorlar ama en azından artık “Bana ‘Annecim, bir şey yaptım ama kızma. Sütü döktüm.’ derseniz ne yaparım?” sorusuna kızmazsııın diye cevap veriyorlar. E bu da bir gelişme. 😉

Diyeceğim o ki kendinizden memnun değilseniz siz de deneyin anacım. Gerçi evdeki muzırlık olaylarında gözle görünür bir artış oluyor ama ne yapalım. Olur o kadar. Bana da yazacak malzeme oluyor hiç olmazsa. 😉

Pinterest


16 Responses to Bir anne neye kızar, neye kızmaz?

  1. Dilek Resul diyor ki:

    Allah iyiliğini versin Secce,okurken gözümden yaş geldi resmen gülmekten. Bu arada sakin kafayla düşününce aynı hataları benim de yaptığımı farkettim.Ama benim çocuklar büyüdüler artik, senin taktik benimkilerde işe yarar mi acaba bi denemek lazım.

  2. feyza diyor ki:

    biz her şeye kızıyoruz ya gözümüzün içine baka baka yapıyor bilerek.gizli kapaklı yapmıyor. kızmayım, yaptığının sonucunu söyleyeyim diyorum onu da anlamıyor.3yaşında daha ama şimdiden öğrendiği şeyler yüzünden ilerde büyük olayları saklayacaksa önlem alalım.sağol secce çok faydalı bir yazı oldu

  3. Ipek AG diyor ki:

    Bir tek yalan soylerlerse kiziyorum.
    Onun disinda her sey serbest bizde. Acikca konusulur. Dokulene kirilana “canin sagolsun” denir. Doken kiran kendisi temizler.
    Kazaya riza gerekir.

    Sut bir yana iki tv kirdilar. O derece.

  4. G-ece diyor ki:

    Evlat babanın sırrıdır diye bir seminer dinlemiş sonrasındada aslında benzemek istemesemde babam gibi sert oldugumu kabullendim.Huy bu kitap yazı okumakla değişmiyor ki.Ben gibiler ne yapsın acaba.Sinirlenince kaşı gözü ayrı oynayan,şimdi şaplak geliyor diye totoya vuran,fiziksel degilde sozle evire cevire toz attiran

  5. buya diyor ki:

    yazını okuyunca (evet epeydir blog okumuyordum:( ) oğlana döndüm sensütü dökersen ben naparım dedim.Durdu, baktı koşa koşa geldi ekrana baktı ne okuyorum diye:) dedim ben yazmadım başkası yazmış ben sana soruyorum sütü döksen ben ne yaparım? dedi ki az dökersem birşey yapmazsın,çok dökersem kızarsın:))) benim öfke olayın yoğunluğuna göre değişiyor sanırım:)))

  6. bezginanne diyor ki:

    pek kıymetli secce bacı, kızıp bağırmadan, akıl ve ruh sağlığını yitirmeden, aile yuvasındaki dirliği ve birliği bozmadan ikiz büyütmek mümkün mü acebaa?! 😖😫😩😭 kızmayım, bağırmayım, şahsiyetlerine olumsuz etki etmeyim, yok efenim ceza vermeyim diye diye kendi şahsiyetim ne hallere düştü 😥

  7. Bezen diyor ki:

    Ne guzel testmis o. Gonderilebilecek birseyse gonderir misin?

    • secce diyor ki:

      elimde olsa resim atardım. geri topladılar. 😉 zaten önemli olan testten ziyade değerlendirmesi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pinterest
Email