Anneme küçüklüğümüzü anlatsana derim. İşte benim küçüklüğüm: çok zırlakmışım, her yediğimi kusarmışım, vızvız vızlarmışım… E başka? O kadar işte, çok zırlakmışım. ? Hani ben şunu nasıl yapmıştım anne? “Bilmem, hatırlamıyorum ki!” “Peki ya bunu?” “Bilmeem, unutmuşum.” “Ya şunu?” “Sen yaptın mı ki böyle bir şey? Valla hiç hatırlayamadım. Sizin zamanınızda böyle şeyler yoktu herhalde.” Hadi ben bit kadardım, hatırlamıyorum da sen nasıl unutursun anne ya! Resmen güzelim yıllarım çöpe gitmiş gibi hissediyorum arkadaş! ?

Benim bebelerin en sevdikleri konu küçüklükleri. Bayılıyorlar, bayılıyorlar. Ara ara bebeklik videolarını açıyorum. Kocaman oldular ama hâlâ istisnasız her videoda “Anne hangisi benim?” diye soruyorlar. ? Ayol benzeseler hadi neyse. Biri sarı biri kara. Renk körlüğü mü vardır nedir, bir türlü ayırt edemiyorlar kendilerini. ?

Yüzlerinde kocaman gülümsemeyle izliyorlar videolarını. Birbirlerinin ayaklarıyla dişlerini kaşımaları, ağızlarından çıkanları birbirlerine ikram etmeleri, tırnak kadar oyuncak için birbirlerine girmeleri, kahkahalar, kahkahalar, kahkahalar…

Sonra resimler tabi ki… Dosya dosya resimler… Üç aylık, beş aylık, hastane dönüşü, anneanneye gidiş, gaz çıkarış… Her hallerine şahitler minikliklerinin. Bazen şap diye öpüyorlar bebekliklerini, ogidik bogidik, ekran karşısından seviyorlar, bazen kendileri olduklarına inanamıyorlar, bu kimin küçüklüğü, bizim mi diyorlar. Yok babamın. ?

Bir de daha özel şeyler var. Her bebenin sahip olamayacağı. ? Kendilerine kıyak geçtim, her yazdığım kitabın bir kısmına iliştirdim onları. Kitabı okurken söylüyorum, bakın bunu siz yapmıştınız, onu yazdım diye. Ya da kendileri hatırlıyorlar. Rüya Maceralarının son kitabında rüyasında çocuğun donla okula gittiğini görmesi var mesela. Oğlanın rüyasıydı. Onu okurken ben gözlerini kocaman kocaman açtı, “Bu benim rüyamdı! Benden alıp yazmışsın” dedi. Eheheh. İntihal değil yavrım dedim, hatıra kalsın diye koydum. Sonra Hikayelerle Esmalar kitabında kahvaltı hikayesi var mesela. Sabah çocuklara kahvaltı verdikten sonra yazmıştım. Tamamen yaşanmış olay. Onu gösteriyorlar eve gelene, bak bu bizim hikâyemiz diye. Rüya Maceralarının her bölümündeki konuk oyunculukları da cabası tabi ki. Her kitap gelir gelmez önce içinde kendilerini buluyorlar. Okuyup okuyup gülüyorlar. Resimleri herkese gösteriyorlar, bak bu bebekler biziz diye. ?

Geçen gün sohbet ediyoruz, konu döndü dolaştı yine küçüklüklerine geldi. “Annecim, küçüklüğümüzü anlatsana” dediler. Peygamber radyosundan Allah şarkısı çalarmış dediklerini anlattım. Gülmekten yıkıldılar. Başka? Başka? Hmm. Anaokula başladıkları gün oğlanın “Bana çizgi film aç, yoksa ayağını keserim” demesi… Oyunu kaybedince öğretmenine tekme savurup “Sen kötü öğretmensin, bir daha senin okuluna gelmeyeceğiz” demesi. Kızın asansörü “Asansööör gel buvayaaa, hoş geldiiin” diye çağırması… Pastaneye gidip simit bulamayınca “Hüüü onların da hepsini babam mı yedi” diye zırlaması… Başka? Başka? Valla bloga baktım baktım anlattım işte.

Burada 500 yazıyı devirmişim bugüne kadar. Eve gelişten tutun da tuvaleti öğretiş, gece hayatımız, ilk okul, ilk heyecanlar, sevinçler, hüzünler… Hepsi var. Bu kadar detaylı bilmek isterler miydi küçüklüklerini bilmiyorum ama şahsen ben memnunum. Tekrar tekrar okuyorum, tekrar tekrar gülüyorum. Derken burnumun direği sızlıyor. ?

Zamanında günün birinde “Hüü nasıl geçti gitti o yıllar bu kadar çabuk” diye zırlarsam ağzımı kırın yazmışım. Kırın arkadaş. Nasıl geçti o yıllar bu kadar çabuk yaa. ?

Güzel günlere büyüsünler inşallah cümlesiyle birlikte. Hep neşeyle, sevinçle… Hep güzel anılar kalsın inşallah geride.

Paylaş: