Bakıyorum da şu ara memlekette herkes ya TEOG’dan ya Subaşı’nın düğününden bahsediyor. Ben de iki çocuğu da okullu bir yurdum velisi olarak kendimden beklendiği üzere elbette Subaşı’nın düğününden söz edeceğim. Ahahahah. TEOG olayı etkiledi mi beni? Hmmm. Hayır, hiç etkilenmedim, sadece şaşırdım. 81 nesli olarak milli eğitimin en gözde kazıklarına maruz kalmış insanım. Benim zamanımda Anadolu lisesi sınavı iptal edildi, fen lisesi sınavının formatı değişti, üniversiteye giriş sistemi değişti, o zamanlar adının ne olduğunu hatırlayamadığım üniversite sınavı son gecesinde ertelendi, a tabi benim için bir de 28 şubat süreci var hepsinden beteri olarak bütün bu karmaşalara eşlik eden… Açıkçası çoook çok zor bir öğrencilik geçirdim. En son kazığı da el yazısı öğretilen son neslin anası olarak yedim. TEOG’a bu yüzden şaşırdım. Erken kaldırdılar. O da benim çocuklarıma patlamalıydı. Neyse bakalım kısmetimize daha ne bombalar çıkar. 😉 Ben bugün güzel bir şeyden söz etmek istiyorum.

Geçen sene çocukları okula yazdırdığımda çok mutsuzdum. Bakayım onunla ilgili yazı yazmış mıyım? Eh ucundan biraz değinmişim. Sevmiyorum kötü şeylerden söz etmeyi. Zaten canım sıkılıyor, her taraftan yeterince negatif enerji akıyor, okuyanın moralini bir de ben bozmayayım.

Uzun lafın kısası çocukların gittikleri okuldan nefret ediyordum. Gerçi ben de devlet okulunda okumuştum. Üstelik 82 kişiydi sınıfımız. İlkokulda evet. Ortaokulda da 80+ okudum. Ama işte insan evladı için en güzelini istiyor. Çocukların başladıkları okul civardaki okullara göre nispeten iyiydi ama yine de benim içimi daraltmıştı. Çocuklarımı temiz, ferah, az nüfuslu bir okula veremedim diye üzülüyordum.

Sonra ayrı sınıftalardı. Kızımın öğretmeninden çok memnundum. Kızım okula severek gidip geliyor, öğretmenine hayranlık duyuyordu. Ama oğlanınki aşırı dersçi biriydi. Bütün sene oğlumun minnacık kalbinin ezilişini izledim. Birkaç kere gittim konuştum. Değişen bir şey olmadı. Sonuçta adamın tarzı oydu ve o yüzden tercih ediliyordu. Veli kahvaltılarının bir kaçında dile getirdim rahatsızlığımı. Tek memnun olmayan bendim doğrusu. Herkes çocuğu yıpranıyor diye üzülse de onlar için en iyisinin bu olduğunu düşünüyordu. Böylece başarılı olacaktı çocukları. Herkesin kendi çocuğu, kendi hayat görüşü, ne diyebilirim ki? İnşallah umduklarını bulurlar. Öğretmen de kötü bir insan değildi Allah için, adamın hakkını yemeyeyim. Kendine göre iyi bir iş yapıyordu, hatta ne yalan söyleyeyim, öğrencileri için çok fedakarlık ediyor, özveri gösteriyordu. Ama benim çocuğum ve benim için haftada ortalama üç yazılı, sürekli sözlü, not kaygısı, bol ödev, ful (!) çıkarma yarışı, ödev yapıldığı halde yazısı güzel değil diye aferin alamama, ful çıkaranların resminin çekilip veli grubuna atılması… Bunlar bizim için kabustu. Oğlan geceleri ağlayarak uyanmaya başladı. Çok da hırçınlaşmıştı. Çabaladığı halde hiçbir takdir de göremiyordu. Çünkü yazısı kötüydü. Ne kadar uğraşsa da ful de çıkaramıyordu. Okuldan ve ödevden de bıkmıştı. Ona bunların önemli olmadığını tekrar tekrar anlatsam da gördüğü buydu sonuçta. Hiç unutmuyorum bir gün “Anneciğim ben ne zaman ful çıkaracağım?” diye ağladı. “Ful çıkarmanın hiç bir önemi yok, takma kafana” dedim. “Peki ful çıkarmak ne demek?” dedi. Ahahahha. Daha 6 yaşındaydı, günah yaaa!

Bu sene evimin tam karşısına okul açılınca çocukları almaya karar verdim. Zaten nicedir oğlanı kurtarmak istiyordum o sınıftan. Sene içinde becerip alamamıştım. Ama kızı ne yapacaktım? Oğlanın öğretmeninden memnun değiliz diye kızı da yerinden ediyordum. Üstelik hassas bir çocuktu, öğretmeni de onunla çok güzel ilgileniyordu. Ayrıca öğretmeni çok tatlı bir kadındı, güzel ders işliyordu, yalnızca dersle de kalmıyor, ahlak, sorumluluk, öz güven, çevre bilinci, insan olma bilinci, hayvan sevgisi, sağlıklı beslenme, adalet… gibi hayatın kendisi olan konulara da çok önem veriyordu. Arayıp da bulunamayacak nimetti doğrusu.

Bütün yaz düşünmekten hastalandım. Kızı bırakıp oğlanı alsam, o da ayrı zorluk olacaktı. İki ayrı sınıf bile beni çok yormuşken iki ayrı okulu düşünemiyorum bile. Ama kızıma bir daha öyle öğretmen denk gelir miydi? Oğlanı orada bırakmayı hiç düşünmedim zaten. Peki burada nasıl biriyle karşılaşırdık? Yağmurdan kaçarken doluya mı tutulurduk? Onu düşün, bunu düşün, yazı zehir ettim kendime. Babalarına da tabi. 😉

Oğlan öğretmenini seviyordu. Pek ayrılmak istemiyordu, ama yeni okula da yok demiyordu. Kendisi yürüyerek gidip gelecekti. Öğle tatilinde eve gelebilecek, okul sonrası satranç gibi bir aktivite olursa isterse katılabilecekti. Kız ise gelmiyordu. Öğretmenim de öğretmenim diye tutturmuştu. Ah diyordum keşke öğretmenin bebeği falan olsa, zaten değişecek olsa, ben de kızımı ondan almanın vicdan azabından kurtulsam. Kız tek şartla gelmeyi kabul etti. Kardeşiyle aynı sınıfta olacaktı! Bir de yeni öğretmenini sevmezse eski okuluna geri dönecekti. Söz verdim. Hatta yemin ettim. Bir dene, beğenmezsen bir saniye tutmam seni o okulda dedim.

Okullar açıldı. İkisi de karşımdaki okuldalar. İlk gün gittim. Aman Allah’ım. Okul neredeyse bomboş. Birinci sınıflar dolmuş bir tek. Öteki sınıflar boş. Temiz, ferah bir okul. Gıcır gıcır her şey. Öğretmenleri de hoş bir insan. Güler yüzlü. İlgili. Rahat birine benziyor. Sınıf mevcudu çok az. Özel okul gibi. Ayy maşallah diyeyim, nazar etmeyeyim. Yine de tabi biraz gerildi çocuklar. Onları okula bırakıp eve döndüğümde bir an içim sızladı. Acaba dedim. Derken oğlanın eski whatzapp grubundan öğretmeninin mesajları gelmeye başladı. Ödev veriyordu. Ahahahhahah. Hocaya mesaj atıp gruptan tüydüm.

Öğle tatilinde okula gittim. Kız ağlıyordu. “Ne zaman kendi öğretmenimi göreceğim anne?” dedi. İçim parçalandı. Ziyaret edeceğimize söz vermiştim. Yeni kitabımdan da hediye edecektik. Kız kitaplar geldiği günden beri öğretmenine vereceğimizi saklıyordu. “Bu hafta gideriz inşallah” dedim. Okuldan buruk ayrıldım.

İkinci gün daha iyi gittiler okula. Keyiflilerdi. Ben de bu sene okuyacakları kitapları almak için eski okula gittim. Okula girerken içim daraldı, ne kadar rahatsız olduysam geçen sene. İlk sınıflarını görünce burnumun direği sızladı. İkinci kata çıktım. Oğlanın öğretmen çocukların arasına çanta koymuş yazılı yapıyordu. Ahahhahah. Bir kez daha elhamdülillah dedim. Kızın öğretmenin kapısı kapalıydı. Telefonu bozuktu, görüşememiştim. İlk kez konuşacaktım.  Kapıyı çaldım. Öğretmen kapıya geldi ki o da ne!

HAMİLE!

AHAHAHAHHAHAHAHHAHAHAHHAHAHAHHAHAHHAHAHHAHAHAHHHAHA!

Dünden beri sevinç naraları atıyorum. Zaten doğum iznine ayrılıyormuş bu hafta. AHAHAHAHAHAHAHHAHAHAHHAHAHHA. İstesek de gidemeyecekmiş kız ona. AHAHAHAHHAHAHAHAHHAHHAHAHH. Yerine başka öğretmen geliyor. AHAHAHHAHAHAHAHHAHAHAH.

Ay nasıl mutluyum anlatamam. Allah sağlıkla kucağına almayı nasip etsin inşallah. Çok sevindim, onun adına ama kendi adıma daha çok sevindim. Kıza okuldan gelince müjdeyi verdim. Bebiş geliyor öğretmene. Uzun bir süre derse girmeyecek. Başkası gelecek yerine. İyi ki değiştirmişiz okulunu. Mis gibi okul oldu bak.

AY ÇOK ŞÜKÜR YAAAAA!

Sevincimiz daim olsun inşallah.

Paylaş: