Belirli günler ve haftalarla aram hiç iyi olmadı. Kabotaj bayramını hiç kutlamadım mesela. Cüzzam haftasının hangi hafta olduğunu da bilmem. Girişimcilik haftasıyla da işim olmaz. Polis teşkilatının kuruluş gününü de bulsam bulsam anca 365. tahminimde bulurum. Ama özel günlerde bu kadar kötü değildim hani. Doğduğumu pek hatırlamıyorum ama doğum günümü bilirim. Eşiminkini de bilirim. Ama her sene geçtikten sonra aklıma gelir, o ayrı. İşte anamdı, babamdı, bacımdı derken böyle üç beş gün, o kadar. Geçen seneye kadar bir telefonum vardı. İçine her şeyi not alırdım. Cümle alemin doğum günü, okulun son finali, ilk para kazanışım, eşimle karşılaşmam, söz, nişan, düğün… Vakti gelince düt düt alarm öterdi “özel günü” hatırlatmak için. Ben de hemen “hmm görcez bakalım bizim adam hatırlıyor m?” diyerek sözlü yapardım kendisini. Vallahi hep de bilirdi ha. Bebelerden sonra biraz daha abarttım özel günleri. İlk ultrasonumuz “mercimekler” diye kayıtlıydı telefonumda. İlk ek gıdayla tanışmaları “merhaba elma.” Dişleri “inci.” Ik dediler, bık dediler, her şeyi kaydettim. İlk tırnak kesiş, ilk agu, ilk üstüme işeyiş…. Ajandada gün kalmadı. Üst üste yazar oldum. Vakti gelince o öter, benim de gözlerim dolardı. “Aaa geçen sene bu zaman oğlan saçına düğüm atmış, düğümü kesmişiz içinden pirinç tanesi çıkmış…” gibi. Bebeler biraz ortaya çıkınca ilk işleri tek eğlencem olan telefonuma saldırmak oldu. Kısa sürede hurdaya çıkardılar aleti. Telefonumun kırıldığına değil de bütün hatıralarımın uçtuğuna yandım. Günlerce denedim ama özel günleri bir türlü telefonun hafızasından çıkaramadım. Böylelikle unutuldu gitti her şey. Bende zaten almayzır başlangıcı olduğundan şüpheliyim. Bırakın dün ne yediğimi yemek yeyip yemediğimi bile hatırlamıyorum. İşin daha da acısı artık kocamı sözlü yapacak tek bir bilgi de kalmadı elimde. Geçen sene evlilik yıl dönümünde anam aradı da haberim oldu. Bu kadar mı? Daha beteri var!

Birkaç gün önce kitaplığımı toparlarken elime eski bir defter geçti. İçinden de sarı bir takvim kâğıdı çıktı. Sarı olmasa direk atardım. Rengi bozulduğu için dikkatimi çekti. Baktım, 29 Haziran tarihli. Allah Allah dedim, ne olmuş ki 29 haziranda? Bebelerin doğum günü mü? Hmm hayır. Onlar üçünde doğdu. Yoksa kuvözden çıktıkları gün mü? İyi de ikisi de ayrı ayrı çıktı, ben tek takvim tutmuşum, belli ki o da değil. E üç beş günlük bebe ek gıdaya da başlamaz. Yoksa ROP muayeneleri mi? Yooo, o da Ağustos ayındaydı. Ramazandı. İyi hatırlıyorum. Lan ne oldu 29 Haziranda? Baktım ki taa da 2006’nın. Bebeler de yok piyasada? Ee ne olabilir ki başka? Bir ipucu bulmak için takvime tekrar baktım. Erkek adı: Hakan, kız adı Hafize. Ne âlâka be? Bunun için de saklamış olamam. Peki bu kâğıdın anlamı ne olabilir? Düşündüm taşındım, bulamayınca sinirlendim. Pöf dedim ya bununla mı uğraşacağım. Neyse ne, geçmiş gitmiş. Tam kaldırıp kâğıt çöplerimin arasına atıyordum ki takvimin dibindeki minik el yazımı gördüm: “düğün.” Bir kahkaha patlattım. Evlenmişim ayol o gün! Evlenmişim! Hiç aklıma gelmezdi valla. Bebelerden öncesi o kadar uzak ki bana. Bir zamanlar bebeler yokmuş, sadece ben varmışım ve evlenmişim. Ne ilginç. Uğraşıyorum ama hatırlayamıyorum onlardan öncesini. Sahi onlardan öncesi var mıydı? Onlardan önce ben var mıydım? Hayat var mıydı? Yoksa ben anamdan bebeli mi doğdum? Düşünüyorum, ama cevabı bulamıyorum!

Paylaş: