Geçen yaz bunalımdaydım sanırım. Sürekli ağlayıp duruyordum. Ağladığım bir çok şey vardı ama en temel konu “Ben bu bebelerle kışı nasıl geçireceğim?” sorunsalı idi. Önceki sene kışın yardımcı ablamız vardı. Ondan önceki sene de annem. Abla baharda ayrıldı. Zor oldu olmasına ama havalar güzel olduğu için sabah akşam sokakta gün geçirdiğimden bana pek dokunmadı. Sokakta olunca hem bebeler yoruluyordu hem de ben sağda solda boyu 50 cm’den uzun birileriyle çene çalıp rahatlıyordum. Havaların soğumasını da pek dert etmedim. Sıkı sıkı giydirdim, çıkardım çocukları. Parkta pek kimse kalmamıştı ama en azından ben bir nefes alıyordum. Derken yağışlar başladı. Bir kaşık suda donlarına kadar ıslanma kapasitesine sahip bebelerimi dışarı çıkaramaz oldum. Bir kaç gün evde kaldım. Öf kafayı yiyecektim. Niye mi? Hangi birini söyleyeyim?

Her şeyden önce bebeler evde bana çok yapışıyor. Adım attırmıyorlar yemin ederim. Dışarıda yine kendileri takılıyor. Ben izliyorum. Ama evde olunca sürekli tepemdeler. Hangi odaya girsem peşimden gelip sağa sola saldırıyorlar. Sözde bir çift doğurdum ki birlikte oynarlar ben de rahat ederim diye. Nerede anacım neredeee? İlla ben de olacağım oyunun içinde. Oğlan arabalarına otoban ve köprü olarak kullanıyor beni. Bir de kapalı otoparkı var tabi. Tam da -çok affedersiniz- kaba etlerimin altına denk geliyor. “Kalkayım da rahat oyna” diyorum. Yeri göğü yıkıyor. İlle de kapalı otoparka koyacak arabayı. Kuluçkaya yatmış gibi sürekli kıçımın altımda arabalarla oturuyorum. Kendi evimde esir hayatı yaşıyorum inanın ki. Kız desen sürekli çay çorba yapıp içirme derdinde. “Anne sana şunu pişireyim mi? / Bunu pişireyim mi?” Akşama kadar öldürüyor. Hevesi kırılmasın diye yok diyemiyorum ama kilo aldım yahu. Duba gibi oldum. Otur otur, bir de üzerine ye iç. Olmaz ki bu kadar da. Hayırlısıyla bir kendi kendilerine oynamaya başlasalar, oğlan yine arabasını sürse, kız ona drive-in restoran olarak hizmet verse ben de rahat edeceğim ama henüz bir emare yok ne yazık ki.

Bazen onlardan kurtulmak için çizgi film açıp oyalamayı deniyorum. Amma ve lakin ilginç yavrularım çizgi filmi bile ben yanlarındayken izliyorlar. Odadan dışarı çıkartmıyorlar. Ama ben onlarla izlemek istemiyorum! Bir kere TV zevklerimiz uyuşmuyor bizim. Mesela bu aralar taktılar Keloğlan’a. Ama ben keloğlandaki inlercen cinlerden, cadılardan, canavarlardan korkuyorum. Bir de Psycho’nun müziğini koymuş çizgi filme piskopatlar. Yemin ederim dün altıma işiyordum korkudan. Bakamadım. Caillou’dan da bıktım. Anasıyla da aramız bozuk zaten. Üçüzler desen kâbus gibi. Benimkilerden bir tane daha olsa ne olurdu diye aklıma geliyor onları gördükçe. Dayanamıyorum izlemeye. E zaten başka da bir şey izlemiyorlar. “Ortak şey olsun Dexter izleyelim, adam kesecek olduğunda gözümüzü kapatırız” dedim. Onu da onlar kabul etmedi. Kaldık ortada.

Sonra evdeki muhabbet de beni boğuyor. Sürekli “vay sen kaka mı yaptın” / “hadi aç ağzını annecim” / “aaa ayıcık neredeymiş” gibi 1. seviyede Türkçe beni kesmiyor. Ben eğitimimi dil üzerine yaptım şekerim. “Kız dur da sana görümcemin dün bana dediklerini anlatayım da bak ağzın nasıl açık kalıyor” tipli daha komplike, daha teknik konularda konuşmak istiyorum. Ama bu benim bebelerle ne mümkün? İnsan görmeye görmeye çenem paslandı; kelime hazinem, hazinelikten çıktı, tam takır kuru bakır bir şey oldu; anlatacak konular yığıldı yığıldı, altında ezildim vallahi yaa. Bu kadar da olmaz ki!

Ayrıca bizim evin hali de malum. Döküntüden adım atacak yer yok.  Temizleyeyim diyorum, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Oradan mı buradan mı diye düşünürken akşam oluyor. Hem karar versem ne olacak? Bebeler fırtına gibi. Daha ben bir tarafı düzeltmeden öbür tarafı mahvediyorlar. Ben de dokunmuyorum. Gittiği yere kadar kardeşim. Ööfff. Az derdim var gibi bir de onu mu dert edeceğim.

İşte öyle böyle derken evde kafayı yemek üzereydim. Derken madem dedim hava soğuk, dışarı çıkamıyorum, ben de dışarının şartlarını içeride sağlarım. Hem bebelerimin üzerimden düşüp oynayacağı hem benim iki çene çalıp rahatlayacağım hem de evdeki döküntüden kurtulacağım bir yerlere kaçayım. Tabi ıslak ve soğuk da olmasın. Düşündüm taşındım ve kış tarifesini hayata geçirdim: iki bebeyle komşu gezmeleri sezonumu açtım. LİLALALALLAAAA! Hem de ne açış!

…DEVAM EDECEK!

 

Paylaş: