Küçükken anaokuluna gitmeyi çok isterdim ben. Evimize yakın bir ilkokulda okula başladım. Lojmanda oturuyorduk. O okula anaokulu ha açıldı ha açılacak dediler, ben de heveslendim ama benim zamanıma yetişmedi ne yazık ki. Gerçi sonradan bir dedikodu çıktı. Komutan tüm anaokulunu kapatmış, sadece onun kızı gidiyormuş, bizi o yüzden almamışlar. Nitelikli eğitim için tabi. Çocuk sayısı arttıkça kalite düşer diye. Şimdi yazarken güldüm. Kim uydurur, nasıl yayılır böyle laflar bilmiyorum, tek bebe ile kreş mi olur be? Tabi o zamanlar bunu düşünememiştim, çok içerlemiştim bu duruma çooooook.

Bizim zamanımızda kreş falan yoktu. Ya da vardı da biz bilmiyorduk. Zaten küçük şehirdeydim. Tek tük çalışan annelerin çocuklarına da apartman görevlilerinin hanımları bakardı hep. Benim annem evdeydi zaten. Arkadaşlarımın annelerinden çalışanlar bir elin parmağını geçmezdi. Şimdi öyle mi canım? Artık çalışmayan arkadaşlarımın sayısı bir elin parmağını geçmiyor. E bu durumda da her yer anaokulu, her yer kreş. Şu an bulunduğum çevrede mantar gibi kreş bitiyor. Bir çoğu kaçak. Denetim yok, bir şey yok. Buluyorlar bir bodrum, al sana kreş. Ya da kadın iki çocuk doğuruyor, almış bir sürü malzeme, aaa değerlendireyim diyor, üç bebe de civardan alıyor, bir de başlarına kadın tutuyor. Al sana bi kreş daha. Zaten artık kreşe gitmeyen çocuk yok.

Allah biliyor ya her sene, “Bu sene erken de gelecek sene çocukları kesin kreşe göndereceğim!” diye ayaklanıyorum. Sonra vakit yaklaşınca vazgeçiyorum. En son geçen sene ant içtim, bebeleri gelecek sene göndereceğim diye. İşte yine yeni okul dönemi için kayıtlar başladı.  Ve aha işte yine ben “Neyse canım, bu sene erken daha, biraz daha birlikte oturalım, gelecek sene gönderirim,” moduna girdim bile.

Bu sene haziranda üçü bitiriyor bebeler. Erken mi kreşe? Yoo, göndersen giderler. Ama göndermiyorum ben kardeşim. Birincisi uyduruk kıytırık, kıçı kırık, kaçak göçek, merdiven altı bir yere asla göndermek istemem. E iyileri de astronomik rakamlı tabi. Bir değil iki çocuk. Bu işin servisi var, her ay her ay yok bilmem ne parası, yok zart gezisi, yok zurt gezisi var, hediyesiydi, doğum günüydü, kırtasiyesiydi, paylaşma saatiydi derken para mı yetişir oralara ya. O yüzden son kararım, bu sene de kreş yok, kardeşim. Oturuyoruz evde hep birlikte.

Aslında ben seviyorum çocuklarımla evde olmayı. Yarın bir gün zaten okula başlayacaklar, o döngüye girdi mi çıkamayacaklar, bir daha nerede bulacağım bebeleri mi de doğru düzgün birlikte vakit geçireceğim? Bu yılları doya doya geçirelim. Hem okula başlama yaşı da erkene alındı. Üç gün sonra gidecekler. Yıllaaaarca sabah erken kalk, öğle yemeğini okulda ye, akşama ödev kaygısı… Düşebildikleri kadar geç düşsünler bu hengameye diyorum. Kaçırdıkları bir şey mi var, Allah aşkına? Bu konuda da içim rahat. Ya da rahat-tı diyeyim. Tabi yine bir kaç gün öncesine kadar.

Geçenlerde bir AVM’de elime bir broşür tutuşturdular. Özel okul broşürü. Hiç bakmadan kaldırıp atıyordum ki arka sayfada anaokullarının tanıtımı varmış. Baktım biraz merakla. Efendim, spora erken başlamak önemlidir. Seçmeli spor dersleri, harika bir de spor salonu! İlk altı yaş zeka gelişiminde çok çok çok önemlidir, bebenizin zekasını tavan yaptırmak için mental aritmetik! E yabancı dil şart! Bugün başlamalı, hemen İngilizce!  Beslenme çok çok önemli, yemekler şahane! Faaliyet, faaliyet, faaliyet… Motor gelişim, ince motor, kalın motor, orta motor, bütün motorlar gelişiyor! Sanat saatleri, drama, minikler için bilim, gezi, gözlem, inceleme… Hayatta temel önemlidir! Sağlam temeller üzerinde yükselsin yavrularınız. Hayatta başarılı olsun. Sosyal bir kelebek olsun. Örnek insan olsun, allame-i cihan olsun, derya deniz olsun, bilmem ne… Kreş değil, Harvard mübarek. Telefon açıp fiyatını öğrendim. Anladım ki evi, arabayı, üzerine de karı koca böbrekleri satarsak bir kaç sene okutabiliriz bebeleri oralarda. Kös kös oturdum. Ay nasıl hastalandım, nasıl hastalandım. Şimdi dedim yavrularım böyle pahalı yerlere gidemedikleri için boyunları bükük mü kalacak? Zekaları bir atılım yapamayacak mı? Yabancı dil öğrenemeyecek mi? Beyinleri gelişmeyecek mi? Motorları ne olacak? Hayata çürük temellerle mi başlayacaklar? Ne olacak benim yavrularımın hali, ne olacak?!

Kaç gündür kafamı kurcalıyor bu sorular. En sonunda baktım bu iş böyle olamayacak. Madem çocukları kreşe gönderemiyoruz, kreşi çocuklara getireyim bari dedim. Karar verdim, öz hakiki anaokulu açıyorum evimde.

Hemen migrosa koştum. Zaten 23 Nisan indirimi vardı. Hazır yanımda kocam da yok, kredi kardım da var, kapıştım, talan ettim oraları. O da şart bu da şart doldurdum eve. Her türünden boya aldım. Parmak boyaları, kuru boyalar, pasteller, sulu boyalar. Prit, makas, uhu, zımba, bilmem ne… Eee anaokulumuzda sanat derslerimiz mevcut tabi.

Şimdiye kadar evi batırırlar diye vermeye çekindiğim oyun hamurlarını hemen piyasaya sürdüm. Bir kaç tane de oyun hamuru seti aldım. Bir an önce başlasın, ince motor gelişimleri. Birlikte mantı büktük, katmer yaptık, yağlama, gözleme… İnce motor ayarı incecik oldu. Balans ayarı da ayrı süper.

İnce motor gelişiminden sonra geldik kalın motor gelişimine. Bunun için de tamir seti. Hem meslek öğrensin yavrular, hem motorları gelişsin, hem de evde ufak tefek tamir işi vardı, onları halletsinler. Musluk değiştirdiler, kışlık kereste kestiler, buzdolabı tamiri falan derken işi epey ilerlettiler.

Drama dersleri de koydum kreşe. Olmaz mı? Hayatım başlı başına trajedi zaten. Çocuklar da gün boyu baş rolde oynuyorlar. Ama tek rol yetmez tabi. Hemen bir çadır kurdum, sefiller dramını oynuyorlar şimdilik.

Başka ne vardı? Ha mental aritmetik. Şart tabi. Geri zekalı mı olsun bebeler? Aha setini aldım geldim eve. Hemen başladık, önce biraz matematik ardından kuru fasulye yanında salçalı çubuk makarna. Harika gitti vallaha.

dehaya açılan kapı

Sonra spor da şart tabi. Tesisimizde harika bir basket salonu var artık. Benim de boyum uzar bu sayede biraz belki.

Ayrıca isteyene de seçmeli ders olarak tenis de mevcut. Ayrıca kışın karda buz pateni, yazın arka tarlada golf. Küvette de yüzme dersi veriyorum dört mevsim.

Strateji oyunları da şart tabi. Zeka geliştirecek. İşte bir savaş stratejisi seti. Her ne kadar benimkiler henüz strateji geliştirmektense direk kimyasal silahla savaşı bitirmeyi tercih ediyor olsalar da inanıyorum gelişecekler çok yakında.

He bir de gezi, gözlem, inceleme var demişlerdi, değil mi. Valla zaten her gün it gibi dışarıdayız, bunun için ekstra bir çaba içerisine de girmeyeceğim.

Bunlar dışında elbette yabancı dil de var. İnsanca konuşmayı söktüler hemen kedice ve köpekçeye giriş yaptım. Tüm gün miyav miyav, hav hav… Sokakta fırsat buldukça da pratik yapıyoruz. Bir hayvan görür görmez “Hadi konuşun, ilerlesin diliniz,” diyorum. Mezun olmadan da kuş dilini öğreteceğim inşallah. Hayatta tek dil insan dili mi canım?

Ayrıca her istediklerinde sıcacık ana kucağı, bol sevgi, yalama yutma faaliyeti, ayağa, popoya öpücük masajı… Analarının yemeklerini aratmayacak harika ev yemekleri. İstedikleri kadar oyun, istemedikleri kadar kitap, masal, hikaye… Konu komşu gezmece, pasta börek yemece. Misafir arkadaş ağırlamaca, birlikte muzırlık yapmaca… Daha ne olsun, Allah aşkına?

Böylece öz hakiki ANAokulu kurdum, arkadaşlar. Eminim, talep çok olacak ama ne yazık ki bu yıl dışarıdan bebe alamıyoruz. E ne kadar az öğrenci, o kadar nitelikli eğitim tabi ki!

Share and Enjoy !

0Shares
0 0
Paylaş: