Çocukların doğacağını öğrendiğimden beri ebeveyn kitabı alıp yığıyorum eve. Hepsi de en az bir kere elden geçiyor tabi. İşi o kadar abartmışım ki ninni antolojisi bile almışım. E yuh artık!

Peki okuduklarımı öğreniyor, öğrendiklerimi uyguluyor muyum? E herıld yani. Her şey bebelerimin öz güvenine öz güven katılsın, zekaları parende atsın, kapasiteleri tavan yapsın, beyinleri fırlasın… diye.

Peki başarılı oldum mu? Şey hmmm, ne yazık ki pek değil.

Bir çocuk tanıyorum çok küçüklüğünden beri. Annesi pek ilgisiz. Çocuğun ilk çocukluğu annesine daha çok temizlik yapma şansı kazandırmak için evlenme programı izleyerek geçti. Hani şimdi iki yaş öncesi kesinlikle TV izletmeyin diye bas bas bağırıyor ya uzmanlar. He işte bu çocuk iki yaşına kadar hiç izlemediyse günde ortalama altı saat TV izledi. Tabi konuşamadı. Dört yaşına sadece “dayı” ve “ayı” kelimeleriyle girince sağın solun da baskısıyla doktora götürdüler çocuğu. Acilen dil terapisine başlandı.

Ben hangi oyuncak zeka geliştirici, hangisi hayal gücünü canlandırıcı diye araştırıp kırı kırk yararken anası ona silah alıyordu seviyor diye. Tüfekler, kaleşnikoflar, roketatarlar… Hani çocuğu saldırganlaştırdığı için hiç tavsiye edilmeyenlerden…

Tuvalet eğitimine de hiç hassaslık göstermedi annesi. Parklara işeyip geze geze kendi eğitimini kendi tamamladı çocuk.

Beslenmesi ise acıklıydı. İlk yaşına kaşıkla sarelle yiyip biberonla kola içerek girdi. Pek emmedi de zaten. Biraz büyüyünce de bakkalın çakkalın müdavimi oldu. Şapır şupur abur cubur yedi durdu.

Sokaktayken de hiç ilgilenmezdi annesi. En son kaydırağın tepesinden kafa üzerine iniş yaptığında feryat figan parktaki kadınlar kaldırmıştı çocuğu yerden. “Bir şey olmaz, bir şey olmaz, hep düşüyor zaten,” demişti anası.

Babası mı?? Onun da ilgisi, işten gelince oğluna “Lan lan gel lan, baban geldi lan, niye bakmıyon lan, gel lan, gelmezsen çü..nü koparırım lan!” düzeyindeydi.

Çok acırdım o çocuğa. Aaah ah derdim, bilinçsiz ana babanın elinde mahvoldu güzelim çocuk. Zekası fabrika ayarlarında kaldı. Hiç bir gelişme gösteremedi. Hiç ilgi görmedi ki, nasıl gelişsin gariban. Yarın bir gün ne olacak bu çocuk? Nasıl okuyacak? Nasıl iş bulacak? El birliği ile embesil ettiler bebeyi.

Çocuk okula başladı. Geçenlerde öğrendim ki meğer benim arkadaşımın öğrencisiymiş. Laf arasında nasıl diye sordum. Bekliyorum ki çok geri diyecek, anlama kapasitesi yok diyecek, dersleri zayıf diyecek, aklı fikri vurdulu kırdılı oyunlarda diyecek…

DEMEDİ!

“Aaa o mu, en başarılı talebem,” dedi! “Sınıfta en iyi okuyup yazan o. Çalışmayı çok seviyor. Ayrıca matematiğe de özel yeteneği var. Çok zeki bir çocuk maşallah. Çok da uyumlu. Pek saygılı, efendi…”

Gerisini duymadım…

Bebenin büyüyüşü bir film şeridi gibi gözümden geçti.

Sonra da kendi bebelerimin büyüyüşünü düşündüm. Doğduklarından beri bebeleri uyaracağım da beyinlerinde nöron artışı yaptıracağım diye çektiklerimi… Sonuç ne oldu? Bırak matematikte üstün zekayı, henüz rakamları tanımıyorlar. Oğlana geçen dört rakamını gösteriyorum, bu ne diyorum, patlıcan diyor iyi mi? Halbuki müfredata göre rakamları geçtim, basit toplama çıkarma bile gösteriyorlar okulda. “Öğretmeniniz bugün toplama ödevi vermiş,” diyorum, “Odamızı mı toplayacağız?” diyorlar; “Öğretmeniniz çıkarma ödevi vermiş,” diyorum, “Üstümüzü mü çıkaracağız?” diyorlar. He qurban he!

Yakasım geldi bütün okuduğum kitapları. Nerede yanlış yaptığımı düşünüp duruyorum. Bebelerimle ilgilenmeyi hemen kessem acaba toparlanırlar mı? Ya da kola banyosuna mı soksam bebeleri? Kaleşnikofun beyin açıcı etkisi olabilir mi? Parka işetmedim diye mi gelişemediler ki? Seda’nın evlendirme programı varmış diyorlar, ona mı başlasak? Yoksa son çare olarak kaydıraktan aşağı kafa üstü iniş yaptırmayı mı denesem? Belki de bebe düşünce zeka hücreleri birden açıldı. Hmmm, olabilir mi ki acaba? Çok da geç kalmadan bi denemeli mi?

Paylaş: