Genç kızdım. Bir gün bir komşumuz kızının ilkokuldaki temsiline davet etti beni. Niye davet ettiğini hatırlamıyorum. Herhalde yalnız gitmek istemedi, kurban olarak da beni seçti. Başıma geleceklerden habersiz tamam dedim ben de.

Birlikte okula gittik. Okulun küçük bir tiyatro salonu vardı, diğer bebelerin velileriyle birlikte tepiştik içeri. Nasıl havasız, nasıl karanlık, nasıl kokulu bir salon. Iyy anlatırken burnuma geldi kokusu.

Gösteri başladı. Aman Allah’ım, gösterinin ne başı belli ne kıçı. Biri şiir okuyor, öteki şarkı söylüyor, herkes kendi havasında. Bir ara bebeler sahnede güreşiyor sandım. Meğer dans ediyorlarmış. İtiş tepiş içinde bir gösteri. Perde kapandığı an arkada cingar çıkıyor. Sonra bir de tiyatro oyunu var tabi. Bebelerin ne konuştuğu anlaşılıyor, ne yaptığı bir anlam ifade ediyor. Tiyatro tiyatro olalı böyle zulüm görmedi.

Ama bir de velileri gör. Her hareket sonrası alkış kopuyor. Tezahüratlar, sevinç sözcükleri, mutluluk gözyaşları, fotoğraflar fotoğraflar… Böyle bir saçmalık nasıl bu kadar alkış alır yahu. Tamam, sanattan anlamayabilirsiniz de beyniniz de hiç mi basmıyor, arkadaş? Açıkçası bu kadar deli dışarıdayken Bakırköy’de kim yatıyor merak ettim.

Ya sabır çekerek gösterinin sonunu bekledim. Gösterinin bitmesiyle her şey bitse daha ne! Bir de gösteriden çıkış var tabi. Veliler, kalkıp çıkmıyor ki biz de çıkalım. İşi gücü bırakmışlar kritik yapıyor aralarında, “Ayyyy benimkinin pomponunu nasıl salladığını gördün mü? Çok gururlandım!” Ben de fark ettim, inanılmaz salladı hakikaten! Bir sağa bir sola! “Ayyy şiiri okuyan da benimkiydi. Maşşallah! Nasıl içli tane tane okudu!” Lan altı üstü dört sırayı üç yerde unuttu velet, öğretmeni söyledi, duymadın mı? “Tiyatro oyunundaki asker benimkiydi. Nasıl yakışmış di mi oğluma?” Hıı hıı, bir ara çekip beni vursa da şu kâbus sona erse diye düşündüm.

İşkence bu kadarla da bitmedi. Aradan bir hafta geçip gösteri resimleri tabedildiğinde bir de fotoğraftan bakma işkencesi yaşadım, komşuya ayıp olmasın diye.
Bir daha okul gösterisine gitmek mi tövbeeeee! Ne işim var delilerin arasında?

Aradaaaaaaann yirmi yıla yakın zaman geçti. Kendi çocuklarım oldu, ilk gösterilerinin olacağı duyuruldu.

Allah biliyor ya hiç gitmek istemedim. Amaaan sevmem ben gösteriyi arkadaş. Bebe belik ne anlar gösteri yapmaktan. Boş yere vakit öldüreceğim. Neyse hiç olmazsa bebe kendi bebem deyip ayıp olmasın diye katıldım gösteriye.

Gösteri salonuna girdiğimde sıraya girmiş bekliyordu bebeler. Hepi topu on çocuk zaten. Aileler tam karşılarına oturmuş, hevesle bekliyorlar. Ben de oturdum aralarına. Kameramı açtım ve tören başladı.

Önce bebelerin hepsi çekinerek “Hoşgeldiniz, hoşgeldiniz,” diye birşey okudu. Anlamadım. Hepsinin elleri ağızlarında. Dedikleri anlaşılmıyor. Ayyy kızıma baktım, o ne güzel elini ağzına sokuş öyle, nasıl da güzel ortalamış ağzını, duygulandım valla. Oğlan desen kafasına taktığı portakal tacı gözüne düşmüş. Önünü görmüyor, alttan alttan bakıyor. Ara ara da burnunu karıştırıyor. Nasıl da cool. Göğsüm kabardı. Ayy nazar olacak dedim, bu kadar insanın karşısına çıkmışlar. Okudum, üfledim hemen. Şu boya bak, şu posa bak, şu saça bak, şu başa bak maşşşallah!

Bebelerin diliyle dişi arasında okudukları şeye alkışlar koptu tabi. Benim elimde kamera vardı. Alkışlayamadım. Tezahürat yaptım ben de. Yihuuuuuuu, süpersiniz çocuklar, çok yaşayın! Şimdi haklarını hiç yemeyeyim çocukların, anlamadık, ama güzel okudular ha!

Sıra geldi şiirlere. Uzun uzadıya anlattım ya. En güzel benim bebelerim okudu. Kız çekinmeyip öğretmeninin arkasından çıksaydı daha iyi olurdu tabi. Ama neyse, o kadar kusur kadı kızında da olur. Her şiir sonrası alkışlar koptu yine. Utanmasam ağlayacaktım ben de. Lan ne zaman büyüdünüz de böyle güzel şiir okur oldunuz bıdıklar? Ah babaları da göreydiiiii dedim. Neyse ki çekiyorum her şeyi. Akşam görür artık.

Derken bir dans gösterisi. Evde duyuyordum şarkıyı zaten. “Biz tutuklu çocuklarız” diye söyleyip geziyorlardı. Tutumlu çocuklarız demek istiyorlarmış meğersem. Bebelerden biri gelmediği için onun eşi tek kaldı. Başka bir çocuk “Ben dans etmem yeaaa” diyerek kaçtı. Benim kızla oğlan eş oldu. Olduğu yerde sallanıyor ikisi de. Yeni harekete geçiliyor, benimkiler hâlâ aynı pozisyonda. Öğretmen işaret ediyor, ellerinizi kaldırın diye. Bunlar ellerini kaldırıyor ve ikinci emre kadar bekliyor. Yavrum indirsenize elinizi, dönmeye başlayın. Deli gibi dönüyorlar, tabi üçüncü emre kadar. İnanılmaz bir performans sergilediler anlayacağınız.

Bu sırada bir çift çocuk dansı bırakıp güreşmeye başladı. Nasıl mutlular ama. Tepişiyorlar sahnede kahkahalarla. Öğretmen gidip ayırıyor. Benimkiler hâlâ aynı pozisyonda. Öğretmen benimkilere komut giriyor. Hareketi değiştiriyorlar. Güreşen çocuklar öğretmen arkasını döndüğü an tekrar güreşmeye başlıyor. Küütt paaat yerlerdeler. Bu arada çiftlerden birinin eşi kaçtı. Öteki peşinden yakalamaya çalışır. Tekinin kafasından tacı düştü, dansın arasında alıp kafasına takmaya çalışır. Ay yemin ederim gülmekten gözümden yaşlar boşaldı. Ne tatlılardı yaa. Bıcır bıcır.

Uzun lafın kısası hayatımda gördüğüm en güzel gösteriydi. Ne zamandır hiç böyle gülüp eğlenmemiştim. Gösteri bittiğinde yüz kaslarım ağrıyordu gülmekten.

Allah’tan kayda almışım her şeyi. Gelene geçene gösteriyorum. Onlar da eksik kalmasınlar bu muhteşem gösteriden. Gururlanıyorum, bak büyüdüler de neler yapar oldular.

Şimdi yirmi yıl önce deli dediğim velileri gayet güzel anlıyorum. Meğer işin içinde kendi yavrusu olunca insan deliymiş, ne yapsa yeriymiş. Çok görmemek lazım.

Paylaş: