Biz küçükken anneannemlerle aynı şehirde otururduk. Anneannemlerde kalmayı çok severdim. Gel gör ki babam yatılı bırakmayı hiç istemezdi. Sırf anneannemlerin hatırı için bıraktığı olurdu ama bu sefer de “Ben sensiz nasıl uyuyacağım?” derdi bana tam kapıdan çıkarken. Kalıbımı basarım babam fosur fosur uyuyordur ama ben gece yatınca “Hüüü canım babaaaam, bensiz uyuyamamıştır şimdiiii, keşke kalmasaydım burada!” diye zırlardım. Daha sabah gözümü açar açmaz da evime döneceğim diye tuttururdum. Ne saf, ne merhametli, ne vefalı çocukmuşum yeaaa.

Biraz aklım ermeye başlayınca gıcık oldum babamın bu tutumuna. Ne vardı ki anneannemde kalsaydım bol bol. Kırk yılın başı bırakıyorsun, bari elleme de rahat uyuyayım. Kapıdan çıkarken ben sensiz ne yapacağım demek de ne yaa?

Derken kendi bebelerim doğdu, babamı anladım. İşin aslı çocuğunu bir yere bırakma konusu olunca hık demiş, babamın burnundan düşmüşüm ama ne yazık ki benim bebelerin benimle alakası yok!

Şu anda ikizler tam olarak 4,5 yaşında. Kuvözde kaldıkları dönem dışında hiç ayrı yatmadık. Her anneanneye gidişte burada yatalım diye zırlarlar, ben de “İsteyen kalabilir, ben gidiyorum,” derim, onlar da benden önce sokağa düşerler. Çok bağlıyız birbirimize çooookk!

Açık konuşayım bebeleri anneanne, babaanne de olsa bir yerde yatılı bırakmanın fikri bile nefesimi daraltıyor. Sürekli bir şey olacak endişesi yaşıyorum. Sanki evde ve birlikte olunca bir şey olma ihtimali yok! Düşününce çok saçma geliyor, biliyorum, ama elimde değil. Kafam sürekli birbirinden berbat senaryolar yazıyor. Yok deprem olursa, herkes canının telaşına düşerse, bebeleri unuturlarsa; yok biri camı açık unutursa, bebeler aşağı sarkarsa; yok çaydanlığı ön göze koyarlarsa, bebeler ocağa çarparsa… Ay Allah korusun!

Çocukları bırakıp ben bir yere gideceksem de kafam şöyle çalışıyor: Ya başıma bir şey gelirse, bebelerim annesiz kalırsa!

Normal olmadığını biliyorum. Bu düşünceleri yenmem gerektiğini de biliyorum. Ama yenemiyorum! Elimde değil! Hmm ya da şöyle diyeyim, elimde değil-di!

Geçen hafta eşimle şehir dışına çıkmamız gerekti. Aslında tam olarak bir gerek de yoktu, gitmek istemiyorum desem kimse saçımdan tutup beni sürüklemeyecekti ama ben kaygılarımı yenmek için bunun iyi bir fırsat olacağını düşündüm.

Bebeleri anneme bırakacaktım. Çocuklara “Yarın anneannenizde yatmak ister misiniz? Ama bensiz!” dedim. Anneanne hastası oğlan sevincinden göbek attı, kız bensiz kalmak istemedi. Biraz allem kallem kızı da ikna ettim.

Gece stresten gözüme uyku girmedi. Kafamda sürekli, ya yolda bana bir şey olursa, bebelerim anasız kalırsa kaygısı. Bir ara dalmışım. Rüyamda rahmetli dedemi gördüm. “Kızım ölmek çok zor değil korkma. Ben de korkuyordum, iki rahmet meleği geldi, kollarımdan tuttu, beni uçurdu,” dedi.

Amanıııın nasıl uyandığımı bilemedim, her alameti de gördüm, kesin öleceğim! Bir yandan yol yakınken vazgeçeyim diyorum, öte yandan bu anlamsız korkuyu yeneyim diyorum, daha öte yandan bak işte gördün mü ecel beni çekiyor, kararımdan dönemiyorum bile diyorum! Tam bir manyaklık hali!

Sabah çocukları anneme bırakırken gözümden yaşlar akıyordu. Keşke annem bakmaya razı olmasaydı, gidemezdim diye düşünüyorum. Ya da bebeler kalmak istemeseydi, arkamdan ağlasaydı, ben de gitmeseydim. Ama bebeler oralı bile değildi. Son bir umut “Ben sizsiz ne yapacağım?” dedim belki gitme anne derler de kalırım diye. Ama ikisi de oralı olmadı, döndüler kıçlarını gittiler anneanneyle. Peşimden el bile sallamadılar, iyi mi?

Neyse efendim, bebeleri bırakıp yola çıktım. Geçen haftayı da biliyorsunuz. Nasıl da kar var. Tipi, fırtına… O şartlarda biz şehirlerarası yol gidiyoruz. Ha şimdi öldüm, ha şimdi öleceğim, yüreğim hop hop.

Acayip bir yolculuktu. E alışık değilim. 4,5 yıldır altı el, altı ayak olarak yaşıyorum. Elimi, ayağımı nereye koyacağımı şaşırdım. Bir eksiklik var bende. Hem de kocaman bir eksiklik. Bebelerim hüüüüü.

Yol boyu internetten anneanne resim gönderiyor. Bebeler yemek yedi, oyun oynuyor, biri uyudu…

Gündüz kalmaya alışıklar zaten. Beni arayan soran yok.

Akşam oldu. Hâlâ ayrıyız. Yüreğim hâlâ hop hop. Bebelerim hüüüüüü! “Beni soran var mı?” diye mesaj atıyorum anneme. Yooo diyor.

Gerginliğim yerini sinire bıraktı. Ulen bebeler, insan ‘Lan 4,5 yıldır yanımızda bir kadın vardı. Ona ne oldu?’ demez mi? Nerede diye merak etmez mi? Özlemese de özlemiş gibi yapmaz mı?

Annem herhalde anneniz sizi özlemiş falan dedi. Bebeler de ayıp olmasın diye cevap verme ihtiyacı duydu. Sesli mesaj geldi.

Oğlan: “Anneciğim, biz seni özlemedik. Gelme!”

Kız: “Anneciğim, ben seni özledim. Ama anneannemde yatcam! Sen gelme!”

Oğlan bir de anneannesine, “Annemiz bize kızıyor, biz bundan sonra burada yaşayabilir miyiz?” diye sormuş! Bir gün bırakayım derken bebe ilticaya kalktı iyi mi?

Sabah uyandım. Şükür hâlâ hayattayım. Bebeleri sordum. Herkesin keyfi yerinde. Akşama dönüş yoluna çıkacağız. İple çekiyorum vakti.

O karda kıyamette bu sefer de geceye kaldık. Ben bebelere kavuşmaya çalıştıkça yol uzuyor sanki. Adaklar adadım sağ selamet yavrularıma kavuşayım diye.

İstanbul’a geldiğimizde çok geç olmuştu. Alamadık bebeleri. Ertesi sabah heyecanla gittim. Sessizce odaya girdim. Sürpriz yapacağım. İkisi bir anda beni gördü. Bekliyorum ki sarmaş dolaş olacağız. Ağlayacağız mutluluktan falan.

Nerdeeeeee!

İkisi de bakkaldan gelmişim muamelesi yaptı. Lan 48 saattir ananız yoktu. Hiç mi eksikliğini hissetmediniz? Bir kalkar öper insan hiç olmazsa.

Oğlan beni görünce, “Anne ben seninle gelmiyorum! Anneannemde kalacağım!” demez mi?

Kız da “Yaaa hemen eve mi gitcez, burada kalalım biraz daha,” diye zırlamaz mı!

Ulen alacağınız olsun bebeler. Bitti, bitti, bittiiiii! Kaygı buraya kadardı. Beni istemeyeni ben de istemiyorum! Bundan sonra sizi atıp atıp gitmez miyim? Hayatımı yaşamaz mıyım? Ne diye heder etmişim bunca sene kendimi?

Bekle beni Evrupa, Emerika, Ceponya! İpimi kopardım, geliyorum!

Paylaş: