Kalp gözü

Hani tipler vardır ya, doktora gider, sonra da doktorun dediğine burun kıvırır, “Aman doktor ne bilecek” diye. Doktor olsam valla bu lafı edenin ağzının ortasına indirirdim. Ya da doktor ilaç verir, eve gelir içmez, “Doktor anlamadı” diye. Kıl olurum böyle insanlara. Güvenmiyorsun niye gidiyorsun? Gidiyorsun niye güvenmiyorsun? Gerçi şimdi hastaya da hak vermek lazım. Bazen… Okumaya devam et Kalp gözü

Hayatın normalleşmeye başladığının resmidir – V – Peynirli Şov

(Daha önceki anormal “normalleşme” hikâyeleri için bkz: 1., 2., 3., 4.) Bir İç Anadolu insanı olarak hamur işlerine bayılırım. Kayseri’deyken hep anneanneciğim yapardı hamur işlerini. İstanbul’a gelince iş anamın başına düştü. Evlenince de başta anamdan idare ettik. Ama taşıma suyla değirmen dönmüyor tabi ki. Bir sabah kalktım, canım nasıl peynirli gözleme istiyor. (Peynirli gözleme de şöyle bir şey:… Okumaya devam et Hayatın normalleşmeye başladığının resmidir – V – Peynirli Şov

Yayım tarihi
Biraz da benden olarak sınıflandırılmış

Çilek Kız

Anlatmıştım ya çocuklar doğumdan sonra hemen yoğun bakıma alındı. Sanırım ertesi gün ilk kez gördüm bebelerimi. Kızın sağından solundan hortumlar girip çıkıyordu. Alnının ortasında da çilek kadar bir kızarıklık vardı. Kafasını sabitlemek için bir şey taktıklarını, onun da kırmızı iz yaptığını düşünmüştüm. Meğer yanılmışım.

Ekran manyağı

Bizim eve bilgisayar girdiğinde liseye gidiyordum. Eşek kadar kızdım yani. İnternetle de ilk o zaman tanıştım. Bilgisayar ve internet ağabeyimin tekelindeydi. Ondan fırsat buldukça kurulurdum başına. O zamanlar “Blood” diye iğrenç bir oyun vardı. Annemin ve babamın bütün itirazlarına rağmen ağabeyim onu oynardı. Tabi ben de. Bir gün yine onu oynuyorum. Babam gelmiş arkama. Uzun… Okumaya devam et Ekran manyağı

Bez Velet!

Daha çocuklar çok küçüktü. O zamanlar SPK’ya çok itibar ederdim. Çocuklarla Doğru İletişim diye bir kitabını okuyordum. Kitabın son sayfası çalışan anneye ayrılmış. Klasik “çocukla beraber olunan sürenin uzunluğu değil, bu sürenin nasıl kullanıldığı önemlidir” temalı kısa bir yazı okudum. Altında da şu örnek vardı ki bayılmıştım:

“Ne yer, ne yedirir” – 3. Kuşak

“Ne yer, ne yedirir” anamın, bizzat babacığım tarafından verilen unvanı. Anam iştahsız bir insan. Babamın yediği batar o yüzden. Adamcağız tam hamle yapıp bir şeyi ağzına atacak olsa, annem kapar elinden, “Aaa onu çocuklara ayırdım!” / “Sen çok yedin!” / “Ben daha tadına bakmadım.” Bir de zararlı şeyleri hiç yedirmez anam. Demiştim ya, çocukluğum markette… Okumaya devam et “Ne yer, ne yedirir” – 3. Kuşak

Kız beşiğe, çeyiz sandığa

Küçüktüm. İlkokul birde ikide falan. Arkadaşlarımın annelerinin elinde hep dantel görürdüm. Kızlar hava atarlardı bana “Annem bana çeyiz yapıyor,” diye. Benim anamın hiç o taraklarda bezi yoktu.  Nasıl içten içe kızardım anneme! Yirmi seneye kadar büyüyeceğim, evleneceğim, daha ortada çeyizim  yok, cık cık cık.