“Ne yer, ne yedirir” anamın, bizzat babacığım tarafından verilen unvanı. Anam iştahsız bir insan. Babamın yediği batar o yüzden. Adamcağız tam hamle yapıp bir şeyi ağzına atacak olsa, annem kapar elinden, “Aaa onu çocuklara ayırdım!” / “Sen çok yedin!” / “Ben daha tadına bakmadım.” Bir de zararlı şeyleri hiç yedirmez anam. Demiştim ya, çocukluğum markette abur cubur reyonuna bakıp “Bunları acaba kim yiyor?” diye sorgulamakla geçti. Anası olan yiyemez, çünkü anam bize yedirmez; karısı olan yiyemez; çünkü anam babama da yedirmez. Kısa sürede anamın izinden giderek biz de babamın elinden lokmaları kapmaya başladık. Ya da gizli kaçamak bir abur cubur yediğini görsek hemen anama gammazlardık. “Annea, kooooş, bak babam ne yiyor!” Bu konuda en uzman bendim. Babam adımı “Ne yer, ne yedirir II” koymuştu. “Aaah ah,” derdi babam anama, “Bu kızın varken düşmana gerek yok. Kendin gibi yetiştirdin onu da!”

Derken, efendim, ben büyüdüm, evlendim. Anamın izinden yürüyerek kocamın boğazından geçen lokmaları sayıyorum. Abur cubur yüzünden sürekli kavga çıkarıyorum. Hele bebeler oldu, hepten azıttım. Onlara da örnek olacağız diye sağlıklı beslene beslene öldük valla! Eve abur cubur sokulması tamamen yasaklandı! Terslik bu ya, babaları da çok düşkün öyle şeylere. Zaten tatlı temel besin maddesi. Gazlı içecekleri çok sever. Çayının yanında bile renk renk şeker yer. Kavga dövüş, nihayetinde orta yolu bulduk. Eve böyle çöp yiyecekler sokulduğunda bebeler görmeyecek! Bir de ben görmeyeyim, deli oluyorum çünkü. Valla kapıda detektör gibi dikildiğim halde adam nasıl beceriyor da içeri sokuyor anlamıyorum. O da kaçakçılıkta uzmanlaştı anlaşılan. Bu arada sürekli benimle de “Ne yer, ne yedirir II” diye dalga geçmeye başladı.

Zaman geçti, bebeler büyüdü, bu aralar bizim eve yeni bir “Ne yer, ne yedirir,” daha peyda oldu ki sormayın. Kız aynı ben! Cik cik cik, sürekli babasının peşinde. Adam ne yiyor, ne içiyor, boğazına diziyor! Daha bunlar el kadardı. Pastaneye gidip simit istemiştik. Pastaneci kalmadı deyince, “Onları da mı babam yedi?” diye sormuştu. Açıldı açılalı gözü babasının midesine gidenlerde.

Geçenlerde bir akşam yemeğin üzerine maden suyu içecek oldu adamcağız. Ben bebelere maden suyu da vermiyorum. Şişeyi dolaptan alınca çocuklar anlamasın diye garip nameli bir ses çıkararak “Bebeler görmesiiiiiin!” dedim. O da hemen masadaki sürahinin yanına sakladı. Çaktırmadan oradan içmeye çalışıyor. Bu sırada benim cingöz kız sandalyesinden kalktı. En bilmiş tavrıyla babasının yanına gitti, sakladığı maden suyu şişesini aldı. “Pes anneciğim, babama o kadar bebeler görmesin diyorsun, yine de doğru düzgün saklayamamış, bak gördüm işte içiyorum,” dedi. Dikti tepesine şişeyi.

Yine bir sabah babasını kahvaltı yaparken basmış kız. Şokellayla! Aldı eline kutuyu, geldi yanıma. “Anneciğim, babam yine eve şokella almış. O kadar diyorsun. Bak ben de gördüm, yemek zorunda kaldım!” Aslında o da babası kılıklı, bayılıyor böyle şeylere. O yüzden babadan yürütüp kendi yemenin derdinde.

Ve bu da son vukuatı! Bu sabah oldu. Baba çoktan işe gitti. Ben de yatakları topluyordum, kız bir hışım yanıma geldi. “Anne koş, babam yine şokella yemiş,” dedi. Mutfağa gittim baktım, şokella yok. “Hani nerede?” dedim. Elinde bir çatal tutuyor. “İşte burada, babamın çatalı,” dedi. Aha bulduğu delil şu:

d9fe9b73f65d30dccb810c3a9a139a85

“Baaak kenarı kahverengi,” dedi. “Bununla şokella  yendiğini nasıl anladın, anneciğim?” dedim. “Kokladım! Sen de kokla bak,” dedi. Lan ben bunu nasıl akıl edemedim? Harbiden de şokella kokuyor! O kısmını söylemedi ama şapırdanmasından anladım, emin olmak için yalamış da çatalı! Evi hoplattık, ama henüz suç aleti kutuya ulaşamadık. Kesin sonuç için kız arka odaya laboratuar kuruyor. Babasının diş fırçasından DNA örneği aldık.  O kadar Dexter’ı boşuna izlemedik tabi! Bir ispatlayalım, yedik seni baban!

Neyse, artık ölsem de gözüm açık gitmez. Kızımı yetiştirdim. O babasına göz kulak olur. Anlayacağınız “Ne yer, ne yedirir” üçüncü kuşakla yola devam!

 

Paylaş: