(Daha önceki anormal “normalleşme” hikâyeleri için bkz: 1.2.3., 4.)

Bir İç Anadolu insanı olarak hamur işlerine bayılırım. Kayseri’deyken hep anneanneciğim yapardı hamur işlerini. İstanbul’a gelince iş anamın başına düştü. Evlenince de başta anamdan idare ettik. Ama taşıma suyla değirmen dönmüyor tabi ki. Bir sabah kalktım, canım nasıl peynirli gözleme istiyor. (Peynirli gözleme de şöyle bir şey: hamuru açıyorsun, içine peynir, maydanos, yeşil soğan, kuru soğan, toz biber karışımı koyup sacda pişiriyorsun. Bitmiş hali aha bu: (Resmi hayal yemekler adresinden aldım.)

peynirli

Anama söylesem kırk naz yapacak şimdi. Kocam dedi ki “Sen süpersin, aslansın, kaplansın, sen kendi başına harika bir “peynirli şov” yapabilirsin.” Ben de gazı alınca “He ya,” dedim, “yaparım tabi. O kadar yemişliğim var.” Geçtik birlikte peynirlinin başına. İlk peynirlim öyle bir şey oldu ki, nasıl tarif etsem, emmm yengeç burger gibi bir şey. El kadar, kalın mı kalın. Ne kadar uğraşsam da inceltemedim. Hamur çok yumuşakmış herhalde. Oklavaya yapıştı kaldı. Ben çekerim, o gelmez. Unu bastım, zor bela açtım. Peyniri koydum. Bu sefer de yapışıp kapanmıyor. Ağlaya ağlaya avucumun içine top gibi yuvarladım. Sonra üzerinden ezip teflonda pişirdim. Cık cık hamur halde yedik. Ahahha ne ağladım ama yaa. Sağ olsun kocam, “Bu ilkti, bundan sonrakiler daha güzel olur,” diye yine gaz verdi. Haklı da çıktı. Ondan sonra her hafta sonu “Peynirli Şov” yaptık. Gittikçe şekiller düzeldi, hamur inceldi, lezzeti arttı. Pişer pişmez anama telefon açıp havayı atmayı da ihmal etmedim tabi.

Her pazar aldığımız şok karbonhidratla dombili ailesi olmaya doğru hızla koşarken bebeler aramıza katıldı. Peynirli Şov ekranlara süresiz veda etti. Bebelerden fırsat bulup ağzımıza iki lokma peynir ekmek atsak halimize şükrediyorduk o günlerde.

Derkeeeen dört yıl geçti aradan. Geçenlerde canım nasıl peynirli istedi anlatamam. “Lan” dedim, “Bebeler de büyüdü. Eskisi gibi değiller. Birlikte bile yapabiliriz bu şovu.” Hemen geçen yıl mantı stajım sırasında  anneannemden aldığım, bir türlü nasip olup da üç sayfalı meşhur tarif defterime geçiremediğim tarifi arayıp buldum. Aha

IMG_20140530_111103(Çok kıymetli bu yaprak benim için. Dile kolay içinde mantı, katmer, peynirli, yağ mantısı… gibi koca Kayseri mirası yatıyor.)

Hemen peynirlinin içini hazırlamak için başına geçtim. Ooo o da ne. Yeşil soğan yok. Çok moralim bozuldu. Yeşil soğansız bir şeye benzemez. Markete gidip alayım dedim ama tam sırada balkondaki organik tarımım aklıma geldi. Eheheh en organiğinden buldum yeşil soğanı:

IMG_20140423_110418

Onu da halledince hamuru yoğurup düzeneği kurdum:

IMG_20140423_111229 (1)Bebeler görünce hemen başıma çöreklendi tabi. Birlikte hamuru açtık. Bir türlü yuvarlak açamadım. Üçgen, kare, dikdörtgen, yamuk… hepsi tuttu da yuvarlak bir türlü tutmadı. Olsun, hiç olmazsa bebeler şekilleri öğrendi, yuvarlak dışında!

IMG_20140423_122423

kare!

Aman olsun dedim, tadı içinde olsun, şekle takılmamak lazım. İlk postayı pişirdik ki o da ne! Hamur o kadar sert olmuş ki dişinle dövüşüyor. Öteki postalar biraz yumuşasın diye su ekledim. Bu sefer de vıcık vıcık sulu oldu. Sertleşsin diye un koydum, beton gibi oldu. Un, su, un, su derken bir leğen hamurum oldu. Baktım tutturamayacağım kıvamını, olduğu kadar dedim. Bu sefer de böyle oldu:

IMG_20140423_123024

Ay bu ne! Allah canımı almasın, ayak gibi. :/ O son suyu koymayacaktım bacım 🙁

Anlayacağınız şov hayatında acayip körelmişim. Bir an önce bir ustanın yanında staj yapıp kendime gelmem gerekiyor.

Evet, bana yine staj yolları göründü. Allah nasip ederse, birkaç gün içinde peynirli gözleme stajı yapmak üzere Kayseri’ye anneanneciğimin yanına çırak olarak gidiyorum. Şimdilik planımız iki-üç haftalık ama kısmet tabi. Gittiğimiz yerde ne yazık ki internetim olmayacak. Ekran manyağı olmamak adına ısrarla cep telefonuma internet tarifesi de almadığım için bir süre yine benden ses çıkmayacak. Bunu okuyunca üzüleceksiniz biliyorum ama söz veriyorum dönüşte size gözlemeler açacağım, mantılar bükeceğim, yeni şovlar yapacağım…

Sağ salim dönüp tekrar görüşebilmek dileğiyle…

Paylaş: