Çocukların soru sormalarına oldum olası bayılırım. Bir kere otobüste gidiyordum. Arkamda babasının kucağında oturan bir çocuk vardı. Yaşı kaçtı bilmiyorum. Dönüp bakmadım. Ama yol boyunca sorularını dinledim. O kadar tatlı, o kadar saçma sapan sorular soruyordu ki. Babası da bir o kadar saçma sapan cevaplar veriyordu. Bıkmış demek ki adamcağız. Bütün sorularını unuttum. Sadece aklımda bir tanesi kaldı. “Babaaa, otobüs daştan (taştan) geçerse noluuurrr???” El-cevap: “Taş olur.”

Benim bebelerin yegane sorusu henüz “Annea bu?” Başka da bir şey sormadılar daha. Gerçi anlatmıştım ya bu soru bile canımdan bezdirmeye yetti. Çatır çatır soru sormaya başladıklarında ben ne yaparım bilmiyorum.

Geçen gün bir arkadaş çocuğunu bana bıraktı. Doktor kontrolü vardı da. Kızı ilkokul bire gidiyor. Bebeleri uyutunca buna tost yaptım, mutfakta birlikte yiyoruz. Okulu seviyor musun, öğretmenini seviyor musun tipli sıradan sorular soruyorum. Herhalde çok sıkıldı, çenemi kapatmak istedi. Benim yeni soru sormama fırsat vermeden kendisi soru sormaya başladı.

“Teyze” dedi.

“Ha çocuğum?”

“Bir şey sorabilir miyim?”

“E sor, yavrum.”

“Bebek nasıl doğar?”

“Hö?!”

“Bebek diyorum, nasıl doğar?”

Aha işte, çok hazırlıksız yakalandım. Hep de çalışmadığım yerden soru gelir zaten. Benim bebeler gibi “Teyze bu?” deseydi on milyon cevabım vardı. Ya da anneni mi çok seviyorsun babanı mı falan deseydi. Nereden çıktı şimdi bu uzmanlık sorusu? Annesinin ne dediğini de bilmediğim için şimdi kadına ters düşmek de istemedim. Joker hakkımı kullanıp telefon açıp sorayım dedim. Kadın da bebeyi bıraktı doktora gitti. Zırr telefon, “efendim?” “Şekerim bebek nasıl doğar?” Çok absürd bir durum olur. En iyisi kendim cevaplayım. Neyse ki sezaryen yükselen trend. Yalan söylemek zorunda değilim çocuğa.

“Annenin karnından çıkar çocuk.”

“İyi de nasıl?”

“Annenin karnı kesilir. Bebek oradan çıkar.”

Ayy çocuğun gözlerin yuvalarından çıkıyordu. Demek ki annesi başka bir şey söylemiş.

“Gerçekten mi? Iyyyyyy nasıl kesiliyor? Bıçakla mı?”

“Yok, baltayla nihahahaha” demek istiyorum ama sadistliğin lüzumu yok.

“Uzmanlık alanıma girmiyor ama özel aletler vardır herhalde. Ekmek bıçağıyla kesecek değiller ya.”

“Herkesin ki mi kesiliyor?”

“Valla ben dünya sağlık örgütünün yalancıyısım, yavrum. Dediklerine göre bizim memlekette çoğu kadının karnı kesiliyormuş.”

Dediğimi anlamış gibi yaptı. Hmm dedi.

“Peki neresinden kesiliyor?”

Sallaması bedava.

“Oniki parmak bağırsağının üç parmak yanından”

“Heee” dedi.

Oh be yırttık. Artık soru gelmez diye düşünürken öbür sorusu geldi.

“Peki çocuk annenin karnına nasıl giriyor?”

Ter bastı bir an. Ne desem ki? Bununla ilgili bir şey okumuş muydum? Kafamda tarıyorum hemen. I ıh. Yok. Bebelerin gazı nasıl çıkarılır, biliyorum. Ya da yıkarken nelere dikkat edilmesi gerektiğini. Ya da katı gıdaya nasıl geçileceğini. Ama çocuklara anne karnına giriş çıkışını anlatmak hakkında bir şey bilmiyorum. Henüz o konuya gelmedim. Duymazlıktan gelmek en iyisi diye düşündüm. Tabi küçük hanım yutarsa. Lalalalla diye şarkı söylüyor gibi yapıyorum.

“Teyzeeee çocuk annenin karnına nasıl giriyor diyorum” diye ısrar ediyor.

“O hep oradaydı zaten” diye bir şey zırvalıyorum. “Vakti gelince çıkıyor.”

Biraz düşünüyor. Sanırım mantıklı buldu.

Sonra konuyu tekrar eskisine döndürüyor.

“Benim annemin de karnı kesilmiş mi?”

Oley,en azından bildiğim bir soru. Evet, onun annesi de sezaryen oldu.

“Evet, canım,” dedim.

“Benim ilk kardeşim annemin karnında ölmüş. Biliyor musun?” dedi.

Bak onu da biliyordum.

“Evet, canım” dedim.

“Niye ölmüş?” dedi.

“Bilmem?”

“Onun mezarı var.”

“Doğrudur.”

“Acaba annemin karnı kesilirken doktor yanlışlıkla abimi mi kesti?”

Bu sefer de benim gözüm yuvalarından fırladı. İçtiğim çay boğazımda kaldı. Sanırım bir çocuğun psikolojisini alt üst ettim.

“Yok canım, olur mu öyle şey,” dedim.

“Peki niye ölmüş?”

“Bilmiyorum, annene sor istersen.”

“Annem söylemez ki. Hiçbir şey söylemiyor. Büyüyünce öğrenirsin diyor.”

Ah yavrum şunu baştan söyleseydin ya. Ben de kasılıp duruyorum ne desem diye. En azından ananla ağız birliği yapmış olurdum.

“Ee abim niye ölmüş?”

“Bilmiyorum.”

“Sen de hiçbir şey bilmiyorsun.”

“Ne yapayım çocuğum ya, sen de hep çalışmadığım yerden soruyorsun.”

O sırada benim bebelerden biri zırladı. Bir zırıltı duyduğuma hiç bu kadar sevinmemiştim.  Ağlayan kızmış. Hemen emzirdim. Biraz sonra gözü açılınca misafirimizi göstererek sordu.

“Annea bu?”

Nihayet sorularda 1. seviyeye geri döndük. Derin bir nefes aldım. En azından bu konuların hepsine hâkimim. Sadece birkaç sene içinde beni bekleyen soruları düşünerek cevap verdim:

“Bu çocuk evladım, ecel terleri döktüren sorular sorar.”

Paylaş: