Kocamın üniversite yıllarından beri kaymakam olmak gibi bir isteği varmış. Ama Allah biliyor ya çok da peşine düşmemiş. Ben evlendikten sonra da hep KPSS’lere girdi durdu. Ama yine Allah biliyor ya doğru düzgün hiç çalışmadı. Sonra otuz yaş sınırını geçince, kaymakamlık sevdası da kendiliğinden kalktı gitti. Burada bu hikâyeyi noktalamak isterdim ama tabi insan benim gibi kadersiz olunca bu hikâye de burada bitmedi!

Bebelerimin doğumuyla kaymakamlık sınavına giriş yaşı 35’e çıkmasın mı! Buyurun buradan yakın. Aman ne sevindi kocam, ne sevindi. Artık gerçekten kaymakam olmak mı istiyor, yoksa bebelere bakmamak için şahane bir bahane bulduğuna mı bu kadar sevindi bilmiyorum. Ben başıma geleceği tahmin ettiğim için karaları bağladım. Önce karşı çıktım “Bırak artık kaymakamlığı maymakamlığı, valla yalnız gidersin, ben gelmem,” desem de “Gız seni gaymagam garusu (kaymakam karısının havalı söylenişi) yapıciiim,” diye diye bana verdi gazı. Ben de ister istemez havalara girdim, kocam çalışsın diye desteklemeye başladım. İşte o gün bugündür ne zaman bebeleri kendisine devretmeye çalışsam, kocamın cillop gibi bir bahanesi var artık: sınavlara çalışıyor!

“Bebeleri al, yemek yapcam!” “Sınava çalışıyorum!”

“Şunları tut, evi temizliycem!” “Sınava çalışıyorum!”

“İki dakika duş alayım!” “Sınava çalışıyorum!”

Kocam ona ihtiyacım olan her saniye ders çalışıyor. Deliriciiim yemin ederim.

İki bebe kıçımda ev topluyorum (tamam tamam toplamıyorum, ama ara sıra toplama girişiminde bulunduğum oluyor.) O ders çalışıyor.

İki bebe kıçımda yemek yapıyorum. O ders çalışıyor.

Her dakika iki bebe kıçımda yaşıyorum! O ders çalışıyor.

Gaymagam adayı bey iki haftadır evde. Sınavlara çalışmak için yıllık iznini aldı. O ders çalışıyor, ben de bebelerle sürünüyorum. Daha rahat çalışsın diye iki bebeyi sürekli dışarı çıkarıyorum. Bizimkileri dışarı çıkarmak bir dert, eve sokmak ayrı dert. Sokakta çektiklerimi yazsam bir merkep yükü kitap olur. Asansör çilemi de biliyorsunuz zaten. Yemin ederim eve dilim sarkmış olarak geliyorum. Evde iş bitiyor mu sanki? Yedir, içir, temizle, uyut derken aklımı tırlatmak üzereyim. En son salı günü yorgunluktan ağladım. Yorgunluktan ağlar mıymış insan? Vallahi böğüre böğüre ağlarmış, yırtına yırtına ağlarmış, gebere gebere ağlarmış, sümüklerini sallaya sallaya ağlarmış…

Buradan iç işleri bakanına seslenmek istiyorum: “Sayın bakanım, yemin ederim kocam bu sınava direk vali olarak atanacak kadar çok çalıştı. Hayır, kendi süründüğümden biliyorum. Artık benim başarılı erkeğin arkasındaki yamulan kadın olmaya takatim kalmadı. Olacak, olacak, illaki kaymakam olacak da benim ömrüm bunu görmeye yetecek mi bilmiyorum. O atanmadan ben gebereceğim yemin ederim. Sizden ricam, bir an önce atayın şu adamı, o da kurtulsun ben de sürünmekten kurtulayım. Bana acımıyorsanız, iki sabi sübyanıma acıyın. Garibanlar anasız büyümesinler. Vallahi üşenmesem kalkıp gelecem iki bebemle meclis önünde eylem yapacam, kendimi yakmaya falan kalkacam, Allah korusun. Güzellikle bi halledin şu işi gözünüzü seveyim. Saygılarımla.”

şu şartlarda çalışan adam direk vali olarak atanmaz da ne yapılır?

Paylaş: