Ben rüyalara pek önem veririm. İşin aslı çok çıkan rüyam da olur benim. Gecenin kör karanlığında kalkıp rüya tabiri karıştırdığımı çok bilirim. Gerçi karıştıracak bir şey yok. Artık işin sırrını öğrendim. Rüyanda don da görsen helva da, yağmur da görsen çamur da tabiri belli: “Bekar için evlenmeye, evli için çocuğa.” Şimdiye kadar başka bir tabirle karşılaşmadım ben ayol. Tavşana fal çektirsem daha detaylı bilgi alırım herhalde. Bu ne ya? Resmen baştan savmacılık.

Gerçi hiç şikayet etmeyeyim, bende tuttu bu tabirler. Don gördüm evlendim, helva gördüm doğurdum. Rüyada gördüğün şeyin çıkması süper bir şey. İnsan kendini keramet göstermiş gibi hissediyor.

Tabi bir de bu durumun tersi var: önceden yaşadığın bir şeyin rüyanda çıkması. Benim durumumda buna kâbus diyoruz. Anacım, bir kere de yaşadığım bir güzellik rüyama girmedi ki! İlle de kötü şeyler olacak. Şimdiye kadar hiçbir travmam yok ki Freddy gibi dönüp dolaşıp koynuma girmesin. O kadar korkunç bir gece yaşatırlar ki bana gözümü açtığımda göz yaşımı sildiğimi, kendime bir türlü gelemediğimi çok bilirim.

Rüyalarımda peşimi bırakmayan hatırladığım ilk travmam ortaokulda resim dersinden not alma günleridir. Resim dersi insana travma olur mu? E benim gibi yeteneksizse bir insan olur tabi. Her dersi gayet iyi olan bir öğrenci olarak resim derslerim daima vasattı. Evde ağlaya zırlaya resim yapar, ona buna yalvarırdım yardım için. Doğuştan yetenek yok ben ne yapayım? O kadar çabalardım çabalardım ama ortaya doğru düzgün bir şey çıkaramazdım. Bir tek ortaokulda resim dersimiz oldu. Ondan sonra da yıllarca resim dersinden zayıf alıp ağladım rüyalarımda. Hatta geçenlerde bile yine gördüm böyle bir rüya. Yok not alacakmışız da ertesi güne kadar yirmi altı resim yapmam lazımmış. Yaş otuzu geçti, ortaokul biteli neredeyse 20 sene oldu, benim hâlâ kâbuslarımda resim dersleri.

Bir sonraki kâbus duraklarım ÖSS ve üniversite mezuniyeti. Rüyalarımda ya ÖSS’ye geç kalırım, ya uyuyakalırım kaçırırım, ya sınavda kalemim yoktur falan filan. Üniversitenin son finalinin de ÖSS’den geri kalır yeri yoktur. Hep bir dersten kalırım mezun olamam, diplomamı timsah kapar, sınav kâğıdım kaybolur… Uyanır uyanmaz üniversiteyi okudum mu, yarıda mı bıraktım bitirdim mi diye düşünürdüm hep.

Seri kâbuslarımın bir değişmez konusu da sezaryen! Ya sezaryenin ortasında uyanıyormuşum, ya ikiz doğurmak için sezeryana alınıyormuşum – tabi bir taraftan rüyada ben bas bas bağırıyorum ben daha yeni doğurduuuuummmm, diye. Ya bebeklerden birini alıyorlarmış sezaryenle, ötekini unutuyorlarmış, onun için tekrar karnımı keseceklermiş ya da sonda takmamışlar ameliyatta tuvaletim gelmiş, doktor elinde neşterle sakın çişini yapma karnını keseceğiz falan diyor. Oyyy. Öttürdü beni bu sezaryen. Dengemi sarstı.

Son kâbus bombam da dün geldi. Bununla ilgili yeni bir seri bekliyorum. Kâbuslarımın yeni seyri belli ki çocuk büyütmek üzerine. Efendim, hayırdır inşallah, dün rüyamda gördüğüme göre meğersem ben vakti zamanında üçüz doğurmuşum. Ama birini hastane bize vermeyi unutmuş. Aradan sekiz (!) sene geçmiş. Telefon geliyor, gelin bebenizi alın diye. Diyorum ki “Yahu biz aldık çocukları, hepsi evde.” “Hanımefendi, bir çocuğunuz burada kalmış. Bilmiyor rolü yapmayın, gelin alın!” diyor sertçe bir kadın telefonda. Gidiyoruz ki benim oğlandan bir tane daha. Ayy ne tatlı çocuk da biraz yengeç gibi yan yan yürüyor sanki. “Bu niye yan yürüyor?” diyorum.  “Sekiz senedir kuvözde kaldığı için biraz psikolojik sorunları var. Bununla iyi ilgilenin,” diyorlar. Çocuk pek de ufak. Ahmiş’in şimdiki hali gibi. Sekiz yaşında olması lazım. Ama tabi kuvözde kaldığı için çok büyüyememiş. Japonların kare karpuzu misali kuvözün şeklini almış yamulmuş yumulmuş. E sekiz sene! Dile kolay. O daracık kuvözde neler çekmiş yavrum. Ne yedi ne içti kim bilir? Niye unutulmuş acaba? E devlet hastanesi, ne bekliyorsun ki. Ameliyatta midede makası unutanlar benim bebemi de kuvözde unutmuşlar çok mu? Oğlanı kucağıma alıyorum. Bir of çekiyorum. “Evdekiler zaten yetiyordu bana bir de bu çıktı. Şimdi ben nasıl uğraşacağım bir de bununla. İkizler -şey pardon – üçüzlerin evdeki partisi bunu kıskanacak. Ama bununla da özel ilgilenmem lazım, nasıl olacak?” diye rüyamda terler dökerken burnuma bir b.k kokusu geldi. Gözümü açtım ki Ahmiş. “Annea, kaka yaptım, baaaaanyo saati, baaaanyooo,” diyerek günlük alarmıyla beni uyandırıyor.

Uyandırıldığıma hiç bu kadar sevinmemiştim. Hemen dedeannemden öğrendiğim taktikle kâbusu getiren şeytanı yanımdan kovdum: sağıma dönüp üç kere tü tü diye tükürdüm. Ama yine de rüyanın etkisinden bir türlü çıkamadım. Oğlanı banyoya götürürken düşünmeye başladım. Ne ola ki bu rüyanın hikmeti? Bekar değilim ki evleneyim. Çok şükür tek eşliyim, bir koca daha alıp bir de onunla uğraşmak gibi bir niyetim yok.  Peki ne? Yooooksaaaa???????

Paylaş: