(Daha önceki Hiii İkizler mi? yazıları için tık tık.)

Birden fazla çocuğunuz varsa ister istemez en sık karşılaştığınız sorulardan biridir “Anlaşıyorlar mı?” sorusu. Tabi bu sorunun pek çok türevi vardır: Birbirlerini kıskanıyorlar mı? / Kavga ediyorlar mı? / Çok dövüşüyorlar mı?/ Ağız dalaşına giriyorlar mı? / Hırgür çıkarıyorlar mı? / itişip kakışıyorlar mı? / Birbirlerinin gözünü oyuyorlar mı? / Saç saça baş başa giriyorlar mı? …

Ne zaman bu tip bir soruyla karşılaşsam -elhamdülillah ve tabi ki de maşallah- göğsümü gere gere çok güzel anlaşıyorlar diyorum. Bu sefer de ikinci soruyla karşılaşıyorum: “Gerçekten mi?” Gerçekten tabi yav. Pazarlamaya mı çalışıyorum bebeleri, niye yalan söyleyeyim? 😉

Bu durumda benim cici kardeşler birbirlerini çok sever politikamın etkisi ne kadardır bilmiyorum ama maşallah çocuklarım gerçekten de çok güzel anlaşıyor. E hiç mi kavga dövüş olmuyor? Oluyor tabi bazen. İnsan olan her yerde çatışma olur. Normal deyip geçiyorum. Peki ya kıskançlık? Hmm, kıskançlık denince bir durup düşünüyorum açıkçası. Bizde bi tür kıskançlık var ama nasıl desem, pek bizim anladığımız türden bir kıskançlık değil.

Şöyle ki olumlu bir şeyde birbirlerini kıskanmaları çok az. Ama zaten pek fırsat da vermiyoruz buna. Genellikle ikisinin alışverişini birlikte yapıyoruz, bir şey alacaksak kendilerine seçme şansı veriyoruz… Böyle olunca vay ona onu aldın, bana bunu aldın davası pek olmuyor.

Ya da birine bir sevgi gösterisi olursa hemen ötekine de oluyor. Şahsen öpücüklerimi sayarak kondurduğumu çok bilirim haksızlık olmasın diye.

Ama gel gör ki yine de eşit davranamadığımız durumlar oluyor, olmaz mı? Bu durumlarda kız hemen alarma geçiyor!

Mesela bir oyunumuz var bizim. Yemeklerini önlerine koyunca yemeklerinizi bitirin deyip mutfaktan çıkıyorum. Ya da sabahları yataklarınızı toplayın diyorum. İkisi biraz sonra dediğimi yapmış olarak yanıma geliyorlar. Şakacıktan “Anne biz yemeğimizi yemedik/ yatağımızı toplamadık” diyorlar. Ben de canavar olup peşlerinden koşarak “Huaaa o yemek tabaklarını şimdi kafanıza geçirmezsem / kellenizden sizi duvara asmazsam / sizi toplamadığınız o yataklara çivilemezsem…” gibi gayet canice cümleler kurup hunharca kahkahalar atarak yemek tabaklarını ya da yataklarını kontrole gidiyorum. Bunlar da kikirdeyerek benden kaçıyorlar. Tam tenhada kıstırıp saldıracakken tabaklarının tertemiz olduğunu, yataklarının toplandığını bana gösteriyorlar, ben de “Aman Allah’ım! Siz harikasınız!” falan diyerek öpüyorum bebeleri. Bittiiii, mutlu son! Aylardır istisnasız her gün oynanıyor bu oyun evde günde bilmem kaç posta.

Geçen sabah yine aynı kurgu var. Yatak toplama bahsi. İçeriden çağırdılar “Anne gel, yatağımızı toplamadık” diye. Ben de canavar oldum, huaaa salya saçıp tehditler savurarak gidiyorum odalarına. İçeri bir girdim ki kızın yatağı toplanmış, oğlanın ki aynen duruyor. Ben de kızı öptüm harikasın falan filan. Şimdi oğlana ne yapacağız? Bir kere ant içmişim yatağını toplamadıysan seni yatakla birlikte camdan atarım, yok olmadı kellenden tavana asarım diye. O da sırıtarak bakıyor ne yapacağımı merak ederek. Tuttum kafasını sözde duvardan duvara vuruyorum. Puaaattttt demek bu küçük kafa toplamadı yatağı, puaaaatttt demek bu kelek kafa toplamadı yatağı, puaattt… İşkence bitti, arkamı bir döndüm, kız kısmı az önce bin bir emek topladığı yatağını dağıtmış, “Hadi anne, benim de kafamı duvardan duvara vur!” diye sevinç naraları atıyor. Lan yavrum, isteyeceksen güzel bir şey iste yav! Kardeşinin kafasının duvar duvar gezmesini mi kıskandın?

Her zaman böyle oyunun bir parçası olsa yine neyse. Mesela geçen gün ikisini bir giydirdim bir yere gidiyoruz. Daha kapının önüne çıktık oğlan bir su birikintisi bulup şaaap şaaap içinde oynamaya başladı. “Gel annecim, ıslanma,” dedim bir iki. Dinleyen kim? Suyun içinde şapırdayıp duruyor. O sırada ayağı kaydı. Suyun içine düştü! Deli oldum. “Eşek kafa! Ipıslak oldun. Niye lafımı dinlemiyorsun? Nasıl gidicez şimdi huaa!” diye bağırdım buna. Sen misin kardeşine bağıran. Kız koştu, koştu, foşşşş diye suyun içine atladı. “Kızıııımmmm deli misin napıyooooon!” diye cırladım ağzım açık. “Bana da eşek kafa de anneaaa! Bana da kıııızzz!” dedi. Var ya eşek sudan gelene kadar dövmemek için kendimi zor tuttum. Hadi öteki bilmedi de yaptı, ciyak ciyak bağırdım, bunun nesini kıskandın da aynısını yapıyorsun be yavrum?

Sonra mesela bu sabah oğlan dişlerine kürdan takmış. Kendince vampir olmuş, koridorda koşuyor. Ben de görünce kızdım, “Deli bebe, oynayacak bir şey bulamadın mı? Düşeceksin ağzını delecek o kürdanlar,” diye söylenerek aldım kürdanları. Daha arkamı döndüm, kız! Oğlana kızdım ya içine sindirememiş. Hemen takmış kürdanları koşarak geliyor. “Sen napıyorsun kızım?” dedim. “Bana da kız anneaa, bana da kııızz! Dişlerimi kıırrr!” Sübhanallah!

Anlayacağınız, oğlana ne zaman kızsam, bağırsam, poposunu dişlesem, kız peşimde. “Bana da bağır anneaaa, bana da kııızzz, benim de popomu dişleee!”

“Bak yavrum,” diyorum, “siz ayrı insanlarsınız. İkinize de daima aynı şekilde davranamam.”

“Ama bu haksızlık, annea,” diyor kız. “Hep kardeşime kızıyorsun, bana hiç kızmıyorsun!”

Şeytan diyor tut saçından al ayağının altına bir iyice SPA yap da rahatlasın. Deli mi ne?!

Yav eşitsiniz dediysek bu kadar da eşitsiniz demedik ki. Sonra kendisi zararlı çıkacak, farkında değil bebe!

Paylaş: