Henüz çocuğum yokken bir arkadaşımın küçük bir kızı vardı. Bir gün birlikte markete gitmiştik. Hemen önümüzde bir kadın vardı. Yanında da iki küçük oğlu. Bir ara benim arkadaşın bebesi market arabalarını karıştırdı sanırım, o kadınınkinin yanına gitti. Kadın da yanına gelen kızı görünce “Aaa alırım vallahi seni. Bak iki oğlum var,” gibi bir şey söyledi. Ben de gülümsedim. Kızın anasının kaşları çatıldı, çekti aldı kızını tuhaf bir tavırla. Şaşırdım.

Marketten çıktık, arkadaş burnundan soluyor. “Terbiyesiz kadın,” dedi, “ne demek iki oğlum var, alırım seni, mal buldu sanki. El kadar çocuğa söylediğine bak!” Ben de güldüm, “Amaaan niye büyütüyorsun ki? Takıldı kadın.” “Öyle takılma mı olur? Ne demek oğluma alırım seni! Terbiyesiz!” Hönk oldum. “Ne oğluna alması yeaa. Kadın demek istedi ki iki oğlum var, bizde kız yok, sen de benim kızım ol!” “Hayır, gelinim ol demek istedi. Oğullarımdan birine alırım demeye getirdi. Kızıma talip oldu aklı sıra. Hayatta vermem kızımı!” dedi. Ahahaha kahkaha attım ben de. Ayol kim ne yapsın senin bıyıklı kızını be?

Ay bu kız anaları yok mu, bu kız analarıııı, her gören sanki kızlarının peşinde! Herkes kızlarına talip! Vermem de etmem de. Amanın bir tripler bir tripler!

Tabi kız anası olmadan, anlaşılmazmış bu da. Nasıl kaynana damarı kadın anatomisinin vazgeçilmez bir parçasıysa, her gördüğünü kızına talip sanan bol tripli paranoyak kız anası damarı da öyle bir şeymiş! Yine erken konuşmuşum!

Yooo, yooo, düşündüğünüz gibi değil, kızıma talip çıkmadı. Yani henüz 😉 Başka bir hikâye anlatacağım size.

Bir arabamız vardı. Evlendikten altı ay sonra almıştık. Yaklaşık on senedir her güzel ve özel günümüzde yanımızdaydı. Tatillere onunla gittik, onunla sokaklarda kaybolduk, onunla gezip tozduk… Bazen içinde kavga ettik, bazen gülüp eğlendik. Kah tekeri patladı yol ortasında bıraktı, kah aküsü bitti unutulmaz bir gece yaşattı… Gün geldi bebeler doğacak diye eşim hastane bahçesinde onunla uyudu, gün geldi her gün bizimle çocukları görmeye hastanenin yolunu tuttu. Bıdıklarımızı da eve o getirdi. Bebelerin kahrını da en çok o çekti! Bizimle birlikte sayısız dostumuzu, sevdiğimizi, ailemizi taşıdı…

Kısacası ailemizden biriydi o. Büyük kızımızdı. Zaten “kızım” diye severdik onu da.

Günün birinde bir talip çıktı kızımıza. Hiç aklımızda yokken! Tabi ki benim hiç veresim olmadı. “Artık yaşı geldi,” dedi eşim. “Şimdi gitti, gitti. Bir daha zor gider. Kısmetini kapatmayalım.” Ben “Acele etme bey, kız evi naz evidir, hele bir büyüklerimize danışalım, daha yaşı da küçük de. Hele bir iki gelsin gitsinler, istesinler bari,” desem de kocam acele etti. Daha o gün, verdim gitti diye telefon açtı.

O gece uyuyamadım üzüntüden. Benim adama da tavır yaptım. “Uzatma işte,” dedi adam. “Vermeyip de turşusunu mu kursaydık? Bak yaşı da aldı başını gitti, elimizde kalacaktı. Hem temiz bir çocuğa gitti. Valla kalbim çok ısındı.”

“Ne iş yapıyormuş?” dedim merakımı çok da belli etmemeye çalışarak.

“Mühendismiş. Yeni bitmiş okulu. İş güvenlik konusunda yüksek lisansa mı ne başlayacakmış. Önü açık yani.”

E iyiymiş.

Ertesi gün nikah işlemlerini, şey aman devir işlemlerini yapmaya gittiğimizde şöyle bir alıcı gözüyle baktım talibe. Allah için hoş bir delikanlıydı. Boylu poslu. Başı önünde, beyfendi. Oh biraz da olsa içim rahatladı. Hiç olmazsa iyi bir yere gitti kızım.

Anahtarını uzatırken “Hadi Allah mübarek etsin. İyi bak kızımıza,” dedim. Mahcup mahcup gülümsedi. “Merak etme, abla. Gözüm gibi bakarım,” dedi.

Daha hemen ertesi gün kızımızı görmeye gittik. O kadar çabuk oldu ki her şey, ayrılırken veda bile edememiştik, içinden eşyalarımızı bile alamamıştık.

Onu öylece bizden uzakta, başkasının yanında görünce içim titredi. Cengiz Kurtoğlu’ndan Gelin Olmuş Gidiyorsun’u mırıldandım gözlerim yaş dolarak.

Son hatıralarımız almak için kapısını açtım. Kızım da aynı anasına çekmiş maşallah. İçinde şeytan eniğini kaybederdi. İki koca poşet aldık, çıkanları doldurduk: “Kâğıt bardak, düdüklü tencere kapağı (vallahi billahi tallahi), eşimin ders notları, tomarlarca gazete, bir terlik teki, oğlanın ne zamandır arayıp bulamadığım tişörtü, oyuncak gemi, oğlanın ilk kesilen saçı, kulaklık, deniz gözlüğü, kolluk, cam bezi, bol miktarda dolu ve boş su şişeleri, kapıdan çalındığını düşündüğümüz ayakkabılar, güneşlik, ajanda (2008’den kalma!) kolonyalı mendil, seccade, yasin-i şerif… Ah bi de bulgur pilavlı tencerem çıkaydı

Poşetlerimizi aldık. Kapılarını kapattık. Kızıma son kez veda ederken kendimi tutamadım eşime sarılıp ağladım. Allah acılarını göstermesin.

İşte böyle a dostlar…

Şimdi arabası için bile ağıt yakmış bir insan olarak günün birinde birinin kızıma talip olduğunu düşünüyorum da…

Düşünemiyorum!

:/

Vermem ulen!

Paylaş: