Yıllar önce yeni evli bir arkadaşımın evine oturmaya gitmiştik. Bilmem kaç kız. Konu döndü dolaştı – e tabi ki de – kaynana çekiştirmesine geldi.

Yeni evli arkadaş pek bir muzdaripti kaynanasından. Yok şöyle etti, yok böyle etti, şunu dedi de bunu dedi de… anlatıp duruyordu. Hepimiz de yeni evliyiz. Sözü geçen kaynanaya karşı güçlerimizi birleştirdik, bıdır bıdır akıl veriyoruz, kadını kınıyoruz filan.

Bir arkadaşımız vardı. Kırk günlük bir oğlu vardı. (Ne işi vardıysa kırk günlük bebeyle gezmede.) Durdu duramadı dedi ki: “Arkadaşlar bir oğlan anası olarak konuşuyorum, bence çok haksızlık ediyorsunuz kadıncağıza!”

İlk önce herkes sustu, sonra bir kahkaha tufanı koptu. Amma gülmüştük ha kırk günde kaynanalık damarı pörtleyen arkadaşımıza. Bundan fena kaynana olur şimdiden başladı falan diye dalga geçmiştik.

Oyyyy oyyy, tabi o zamanlar bilemezdim, kaynanalık damarının kadın anatomisinin olmazsa olmaz bir parçası olduğunu. Yeni öğrendim, fena öğrendim!

Çocuklarım bana çok düşkün. İkisi de. Kız babacı olur derler ama henüz bir emaresini görmedik. Oğlan 1,5 seneye kadar baba ile koyun koyuna yattığından babasına da düşkün ama yine de favori benim. Öyle ki hiç bir işlerini başka birine yaptırmaz. “Annea giydirsin / kakamı annea temizlesin / annea pişirsin / annea benimle uyusun… Zor mu? Zor Allah için. Güzel mi? Hmm. Ne yalan söyleyeyim, güzel! İnsanın rakipsiz olması hoş bir duygu vallahi. Her ne kadar ıhlayıp pıhlasam da öfleyip pöfflesem de bebelerimin daima beni tercih etmesi gururumu da okşuyor doğrusu. E ne kadar emek, o kadar yemek!

Tabi bu arada başka sevdikleri insanlar yok mu? Elbette var. Olmaz mı? Kız teyzeme çok düşkün. Deli oluyor ona. O varken dönüp bana bakmaz. Oğlan da anneme deli. Anneanne, anneanne der de başka bir şey demez. Annemde kalırken annemin yatağına kurulur, kimseyi yanına yaklaştırmaz. Her telefona anneanne arıyor diye koşar. Her kapı çalışınca anneannesi gelmiştir. Bozuluyor muyum? Hayır, elbette. Annemin elinde büyüdüler, sevmeseler üzülürdüm. Peki başka???????? Başka yok. Yani yoktu. Yakın bir geçmişe kadar!

Geçen bir arkadaşım uğradı. Bir kızı var. Kız benimkilerle yakından ilgilendi. Bizimkiler oynadı etti, yemek saati geldi. Oğlana yemek koydum. “Abla yedirsiiiiiiiiiiiiiiin” diye zırladı. Hiç bozuntuya vermedim. Yedirsin, ben de anasıyla iki çene ederim. Yemek bitti, ağızları silinecek. Oğlan ağladı “Ablaa silsiiiiiiiiiiin, annea sen bırak!” E silsin bakalım.

Bununla kalsa iyi. Abla aşağı, abla yukarı. Abla bunu bir gıdıklıyor, hahahahha oğlan kendinden geçiyor. Ulen hıyar, ben gıdıklayınca “Annea gıdıklamaaaaaaa!” diye bağırıyorsun, yok olmadı elimi tırmalıyorsun da abla gıdıklayınca niye gıkın çıkmıyor?

Bununla da bitmedi tabi, abla da abla, abla da abla, tüm gün kızın peşinden dolaştı. Bir an yanından ayrılmadı. Kızın da hoşuna gitti tabi, salınıp geziyor. Benimkini parmağında oynatıyor. Yok şöyle yapmazsan küserim, yok böyle yapmazsan küserim. Ay benim saftirik de küsersen küs diyemiyor. Ben desem suratıma bakmaz. Kız kapris yaptıkça bu kızın bir dediğini iki etmiyor. Küsmesin diye etrafında dönüyor.

Ben de kıl oldum, yüzümde sahte bir gülümsemeyle sözde kızın anasıyla konuşuyorum ama gözüm kızla oğlanda. “Öyle deme ablası, böyle deme ablası,” diye müdahale edip duruyorum. Kız da belli ki bana kıl oldu, uyuzluğuna devam ediyor. Ay yolasım geldi saçını başını.

Derken nihayet kızın gitme vakti geldi, benimki ondan önce ayakkabısını kapıya koydu. O da gidecekmiş. Ablayla! “Aaa olur mu annecim, ben ağlarım gidersen ama hüüü oğlum beni bırakıp gitti derim,” dedim. Yok valla, o kadar timsah gözyaşı döktüm, oğlan dönüp suratıma bakmadı. Ablayla gideceğim diye tepine tepine ağladı.

Kız da kırıtıp duruyor kapıda. Acı çektiriyor resmen. Basıp gitmiyor bir türlü. Neyse allem ettim, kallem ettim, zor bela kızı savdım, arkasından kapıyı kapattım. Hatta kilitledim! Benimki bir anırtı tutturdu, offf, yıktı evi başıma. Sakinleştirene kadar öldüm.

Sonra gece oldu, yattık. Benim oğlan uyudu. Biraz sonra çığlıklar atarak fırlıyor, “Ablaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa, ablasıııııııııı geelllllllll, gitmeeee, ablaaaaaaaaaaaaaaaa” diye. Nasıl sinirlerim zıpladı. Ayağıma alıyorum, kucağıma basıyorum, yok abla da abla.

“Ulen eşoğlueşek, iki buçuk senedir saçımı süpürge ettim uğruna, kızın biri iki kırıttı üç sırıttı diye bir anda sattın beni. Hadi güzel bir kız olsa neyse. Seçe seçe bunu mu seçtin? İnsan biraz zevk sahibi olur. Babandan daha az bıyığı olan birini bulaydın bari. Ya da anan gibi akça pakça. Dişleri desen her biri ayrı yöne bakıyor. Burnu tokmak gibi. Gözleri mucuk kadar, görmek için büyüteç lazım. Saçları yoluk yoluk. Sen nesini beğendin de peşinden ağlıyorsun bu kızın? Bir daha öldürürüm görüşmeye kalkarsanız. Bitti! Ne seni onun evine bastırırım, ne o kızı buraya! Cesedimi çiğner, öyle görürsün o yoluğu bir daha!”

Ben söyledikçe oğlan celallendi, o bağırdıkça ben söylendim. Sonuç olarak babası araya girdi de birimizden biri güme gitmeden kurtulduk. Ama ne yalan söyleyeyim, sinirimden sabahı sabah ettim.

Böyle işte a dostlar. 2,5 yıllık oğlan anası olarak konuşuyorum, kaynanalarınıza haksızlık etmeyin, sizden önce onlar vardı. Ayrıca bizim için de gelin konusu kapandı. Şakası bile cinlerimi tepeme çıkarıyor. Basmayın damarıma! Yok anacım, yok, veremeyeceğim oğlumu kimselere, bu böyle biline!

Paylaş: