Yazmayı meslek edinmeye karar verdiğim tarihi tam olarak verebilirim. Üniversitede 3. sınıftaydım. İkinci dönem. Sözlü çeviri sınavı için bir kapının önünde bekliyoruz. Herkes gergin. Kimi tırnağını, kimi dudağını kemiriyor. Ben kıkır kıkır gülmeye başladım. Arkamdaki niye güldüğümü sordu. “Yapmak istediğim işi buldum!” dedim. Ben gülmeyeyim de kim gülsün. 😉

Sınavdan sonra heyecanla evin yolunu tuttum. Aklıma geldikçe gülüyordum. Birkaç arkadaşla paylaştığım evimize vardığımda hâlâ kıkırdıyordum. Evdekiler niye gülüp durduğumu sordular. “Yapacağım işi buldum!” dedim. “Çok komik de ondan gülüyorum.” 😉 Kimse bir şey anlamadı tabi.

Odama geçip elime bir kâğıt aldım. Ve işe başladım! DİZİ YAZACAKTIM! Evet, evet dizi yazacaktım. Her gün istisnasız “Ayy kızlaaaar bugün ne oldu!” diye anlatmaya bir başlıyordum, iki saat! 😉 Herkes dışarı çıkıyor ama eve benim gibi olaylı dönen yok. Her konuya da anlatacak bir hikâyesi olmaz ki bir insanın anacım! E benim var. 😉 Öyleyse dizisini yazayım bunların. Etrafta gördüklerimi yazayım, seni yazayım, beni yazayım, onu yazayım… İçine öğrenci evini de koyayım. Apartmandakileri, okulu, kasabı, otobüsü… Kısacası bizi anlatayım.

Güle güle yazdım. Okudukça tekrar güldüm. Kızlara okudum. Onlar da güldüler. Şunu da yaz, bunu da yaz, şunu unutma…

Kendimce epey güzel bir iş çıkardım ortaya. On iki bölümün hikâyesini hazırladım. Birini diyaloğa döktüm. Ee? Yazdım yazmasına da ne yapacağım şimdi bunu?

İnternetten dizi yapımcılarını buldum, metnimi gönderdim. “Daha hikâyelerin devamı var, bu kadar sanmayın” diye eklemeyi de unutmadım.

Sonuç?

Tık çıkmadı. 🙁

Bu işlerle uğraşan biri varmış, bi tanıdığın tanıdığının tanıdığı, ona koştum heyecanla. Adama verdim dosyayı. Biraz beni dinledi, sonra üzerinden baktı yazdıklarıma, dudağının ucunda dalga geçer gibi bir gülümsemeyle “Bakar ararız seni” dedi.

Sonuç?

Aramadı. 🙁

Bir kaç yere daha gönderdim metinleri.

Derken yaz geldi, kış geldi, tekrar yaz geldi, tekrar kış geldi… Unutuldu gitti… Ara ara bir kaç arkadaş sordu, sen dizi yazıyordun ne oldu o iş diye. O kadar. :/

Daha doğrusu o kadar-DI. Kısa bir süre öncesine kadar! 😉

Dizisini yapamıyorum, bari kitabını yazayım dedim.  Sitcom tadında bir kitap yazdım. 😉

TA-DAAAAM!

Ben gülmeyeyim de kim gülsün!

 

Evet, bu sefer çocuk kitabı değil. Gülmeye, neşelenmeye ihtiyacı olan herkes için bir kitap. 😉

Neşeli günlüğün ilk bölümü Ben Gülmeyeyim de Kim Gülsün yüzünüzü güldürmek için raflarda yerini aldı, sizi bekliyor. Kitaplar henüz elime geçmedi, evet çay tabağındaki -adını bilemediğim- zarif, beyaz detaydan anlayacağınız üzere yayın evinden geldi resim. 😉 Adet olduğu üzere ben çekilişimi yapayım, şanslı BEŞ kişiye kitaplar gelir gelmez postalayayım. 😉

Bir yorum bırakarak çekilişime katılıp neşeme ortak olabilirsiniz. 😉

Paylaş: