Ben üniversiteye giderken bizim orada oturan bir kız vardı. Benden birkaç yaş küçük. Derslerle ilgili sorular sorardı bana. Üniversiteye hazırlanıyordu o da. Yine bir gün karşılaştık. Ben okuldan dönüyorum o da bir yerden geliyor işte neyse. Dedi ki bana “Sana çok hayranım Selcen abla yaaa. Ne kadar cool bir insansın.” Allah Allah dedim. Havalandım. Neyim cool acaba? Boğaziçi’nde okumam mı? Otobüs beklerken bile sürekli elimde kitap olması mı? Neyime hayran acaba? Über süper entelektüel beynimi nasıl fark etmiş? “Ay cınım yeaa ne coolluğu, o senin kendi güzelliğin,” dedim coolluğumun üzerine bir de mütevazılık ekleyeyim diye. “Ay yok valla çok coolsun. Kimseyi sallamaz havana bayılıyorum. Baksana pardösünün bir düğmesi çapraz dikilmiş ötekiler düz. Kimsenin ne dediği umurunda değil, hayranım sana.”

HÖ??!

AHAHHAHA!

Coolluktan değil o kız, pasaktan diyemedim tabi. Ahahahha. Cool cool gülümsedim sadece.

İşin aslı sene başında pardösümün bir düğmesi düşmüştü. Altı ay cebimde gezdirdim düğmeyi, en sonunda da diktim. Belli ki yanlış dikmişim. Ahahhaha. Açıkçası kız diyene kadar da fark etmemiştim bir düğmenin farklı şekillerde dikilebileceğini.

Bu sabah biraz geç kalktık. Çocuklardan sonra uyku düzenim çok bozuldu. Hatta açık konuşayım, düzen müzen kalmadı anacım. Gecede beş yüz kez kalkıp yatınca sistemin içine edildi tabi. Bir türlü düzelemedi. Gecenin bir vakti pat diye uyanıyorum. Uyuyabilirsen geri uyu. E gecenin ikisinde üçünde kalkıp da ne yapayım? Kalkmıyorum. Dönüp duruyorum. Sonra tekrar tam uyku bastırıyor ki o zaman da güneş doğuyor oluyor. E gün başlıyor, mecburen kalkıyorum. Kafamda kocaman bir ağrı. Sersem gibi geçiriyorum günü.

Bugün işte o son kısımda geri dalmışım, gözümü açtığımda okula geç kalıyorduk. Fırladım. Bebeleri de fırlattım. Giyecek vermeye çalışıyorum çocuklara, her şey kirlide. Deterjan almayı unuttuğumdan çamaşır dağları oluştu. Üzerine takacak bir şey bulabilirsen bul! Neyse kızı ayarladım da oğlana bir şey yok. Koştur koştur, sonunda ona da bir gömlek buldum. Oğlan giyip geldi ki amaaan beş düğmeli gömleğin üçüncü ve beşinci düğmeleri kopuk. Höff. Neyse bir şey olmaz dedim. Üç düğme de yeter. İlikledim. Biraz sonra arkamı döndüm, karnıyarık gibi oğlanın atlet ortada. İkinci ve dördüncü düğmeyi yeniden ilikledim. Daha dakikasına yine açıldı önü. Okulda atleti sallayarak gezer artık. Geçe sene de bol pantolon giydirmiştim bir şey olmaz diye, donu düşmüş bebenin bahçede, 18 ay oldu hâlâ lafını ediyor. İyisi mi dikeyim dedim.

Aşırı pratik dikiş kutumu aradım. İçinden sabun çıktı. :/ Nerede bu iğneler iplikler??? Bir iğne buldum zor bela, ipin ağzı çatal gibi, töbe delikten girmiyor. Isırdım, yaladım, kopardım, uğraştım durdum. Yok anam nasıl delikse, girmiyor iplik. Sinir oldum. Başka iğne aradım, döktüm çekmeceyi ortaya. Hah sonunda başka iğne buldum. Kocaman da deliği var. Evet, kanaviçe iğnesi. 😉 (Övünmek gibi olmasın da kanaviçe gibi maharetlerim de vardır. 😉 )

İpliği iğneye geçirdim şükür. Bir ufak poşette de düğmeler vardı, onları alıp koşturdum. Oğlanı yakaladım. Üstünde dikmek fakirlik yapar derler. Şu evin kredisi bitmeden ekstra bir fakirlik daha almayayım diye soydum bebeyi. Ayrıca elimde iğne varken bana da hiç güven olmaz. 😉

Arıyorum, arıyorum, uyan bir düğme yok. Lacivert küçük bir düğme lazım. Ara ki bulasın! Yok, yok. En yakın rengi seçtim: Gri!

Tuttum, dikeyim diye, ama neresinden dikeyim. O kadar zaman olmuş ki düğme kopalı, deliği bile kapanmış. Göz kararı bir yere sokayım dedim. Bekle sokarsın! İğne bir türlü kumaşa giremiyor. Ucu kalın tabi. Nasıl düşünemedim ya offf. Deli oldum. Cart diye hırsla sokunca kumaştan girdi elimden çıktı! Elimi ısırarak özel bakım yaptım hemen. Bu sefer de düğme deliğinden geçmiyor iğne. Offf. Zorla onu da soktum. Bir onu soktum, bir bunu soktum, ara ara elime soktum. İyi ki bebeyi soymuşum. Bu yetenekle memesine monte ederdim artık düğmeyi. İpi de kısa tutmuşum, hareket kabiliyetim de sınırlı. Hof. Zor bela iliştirdim düğmeyi, kesip koparayım dedim ipi. Bir yandan ısıtıp bir yandan hırsla çekmeye çalışınca burnuma giriyordu iğne.

Neyse bitti düğmenin işi. İkinci düğmeyle de uğraşacak halim kalmadı. Bu da böyle olsun dedim. Bir düğme de eksik olsun. Uluslararası toplantıya girmiyor ya oğlan. Giydirdim gömleği. İlikleyim dedim. Aaa düğmeyi kalın seçmişim, delikten zor giriyor. Dişimle çektim artık. Zor bela düğmeledim. Püff bu sefer de kumaş bombe yaptı. Yerini iyi ayarlayamamışım düğmenin. Elimde iyice bastırdım. Olduğu kadar ne yapayım amaaan. Hiç olmazsa hepsi gibi çapraz dikişli oldu düğme. O da bi marifet. 😉

“Tamam, hazırız” dedim oğlana.

Baştan beri beni izleyen oğlum bir düğmeye bir de bana sevgiyle baktı. Bütün samimiyetiyle “Vay be annecim, dikiş dikmekte de bu kadar usta olduğunu bilmiyordum” dedi.

İşte böyle coool bir aileyiz biz yaa. 😉

Kalp, kalp…

Paylaş: