Ben Jüpitaklı Lulu hamile mi değil mi, yaa karnı hamile gibi, yok yaaa karantinadan bak bizim göbek de öyle, değildir değildir, ay hamile midir diye düşünedurayım, Lulu’nın göbeği basket topu kıvamına ulaştı. İstemesem de kabul ettim, Lulu hamile. 😱

Neyse dedik, ne yapalım, başa gelen çekilir. Biz de isterdik telli duvaklı çıksın evden kızımız ama olan olmuş. Sokağa atacak değiliz ya. Her haliyle kabulümüzdür dedik, üzerine soğuk su içtik oturduk. 😒

En azından baba belliydi, iyi bir tazminat ve nafaka ile işi yoluna koyarız diye düşündük. Damadın evi var, arabası var, işi de var: freelance türkücü, çığırıp çığırıp geziyor. 🤑

Kaynana da sözlü sohbetli cici bir kadın. Mesaj attım, çocuklar birbirini sevmiş anlaşmış, bize büyüklük yapmak düşer diye. Yok demedi sağ olsun, üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız dedi. E iyi.😁

SST yani son sokak tarihine göre yaptığım parmak hesabı uyarınca Mayıs’ın 15’ine bekliyordum bebekleri. (Kedilerde gebelik 63 günmüş, bunu da öğrenmek zorunda kaldım ya daha ne diyeyim, Allah beter dert vermesin kardeş. 😁)

Zaten artık epey ağırlaşmıştı Lulu. Her ne kadar gardırobun üzerine tırmanmaktan, sokakta kelebek, sinek peşinde koşmaktan bir şey kaybetmese de fırsat buldukça devrilip devrilip yatıyordu. 😴

Dondurmayı da yemiş, yuvarlanmış. Ohh yat Lulu yat, bunlar daha iyi günlerin 😁

Günde iki kez sokak rutinimiz de devam ediyordu. Hamilelikte egzersiz önemli tabi. Birlikte yürüyüş yapıyor, ağaca tırmanıyor, araba motoruna giriyorduk. 😹🐾

Derken 13 Mayıs geldi. Lulu sokağa çıkmak istemedi. Anladım ki beklenen gün geldi. Dexter’ın ünlü “Tonight is the night” özdeyişiyle dudak kemirmeye başladım.😥

Salı akşamı çok sakindi. İki adım atıyor, yuvarlanıp yatıyordu.

Gece yattık. Her zamanki gibi yanımıza geldi ama huzursuzdu. Sürekli bana yapışmaya çalışıyordu. Ara ara da geriliyordu. Anladım ki sancısı var. Vah bebeyim.💞

Allah’tan bu aralarda arkadaşım Sema’nın kedisi doğum yapmıştı. (Yedi tane doğurdu kedi çüüüüş asdjfh.) Ondan aldığım taktik uyarınca oturma odasındaki masanın altını sahra hastanesine çevirmiştim. Son birkaç gündür Lulu’yu fırsat buldukça oraya götürüyor, oraya alışmasını sağlamaya çalışıyordum.

Lulu’nın gözü her ne kadar gardırobun üzerindeki yorgan hurcumda olsa da oraya çıkması için asansöre ihtiyaç duyduğundan masanın altına da yok demedi.

Masayı ışık almayacak şekilde kapattım, Lulu’ya rahat gireceği bir yer bıraktım. Altına ince minder koyup üzerine de alt açma serdim. Buyurun doğumhane.

Sancısının başladığını anlayınca Lulu’yu yine doğumhaneye koydum. Ama peşimden geri çıktı. Ben nereye gitsem oraya gidiyor, ayaklarımdan ayrılmıyordu. Anladım ki beni istiyor yanına. Canım beniiiim. 💞

Yatağıma girdim peşimden girdi. Bana sarılıp duruyor. Baktım bu iş böyle olmayacak, benim yatağa doğuracak, sonra odaya giriş çıkış kriz olacak, ben gittim onun yatağına.

Neyse ki doğumhane inşaatım sırasında refakatçi kafası için de yer ayırmayı ihmal etmemişim, sarıldım battaniyeme, soktum kafamı içeri, yattım Lulu’nun yanına.

Neyse ki ikizlerden alışığım yerlerde sürünerek uyumaya.

Lulum canım Lulum, gelip gidip bana sarılıyor, beni yalıyordu. 🙁 Bir ara titreme geliyor, battaniyemin içine giriyor, biraz rahatlıyor sonra sancı giriyor, kasılıp kalıyor, sancı gidince yuvadan çıkıp bir tur atıyor, geri koynuma giriyordu. Ben de doğumda yapılan dua reddolunmaz diye dua edip duruyordum. Doğurması Lulu’dan duası benden. İnşallah sayılmıştır. 😁

Ben saf insan, sanıyorum ki hemen doğuracak. Böyle böyle sahur vakti oldu. Sahurda yuvadan çıkmamı istemedi, sarıldık yattık. Yine sancı… yine sarılma…

Sabah ezanı okundu. Gün doğdu. Eşim işe gitti. Biz hâlâ aynı rutinin içindeyiz. Çocuklar kalktı. Onlara odaya gelmeyin diye tembihledim. Ses de etmeyin. 🤐🤫

Artık korkmaya başladım. Sancı başlayalı 12 saat oldu. Hâlâ doğum falan yok. Karnında hareket de yok. Yoksa bebekler öldü mü dedim. Veterinerin telefonunu almıştım. Alıp götürsem mi diye düşünmeye başladım. Bu arada kedici arkadaşım Betül’e sordum, anca doğurur merak etme dedi.

Tabi tüm gece uyumadım. Kafamdan duman çıkıyor. Başım nasıl ağrıyor. Lulu’nun sancısı arttı. Ona da dayanamıyorum. Ben hâlâ aynı pozisyondayım: battaniyeye sarılı halde, yerde. Sağım solum da tutuldu. Bu sırada Lulu temizlik yapıyor. Yalayarak alt açmanın tamamını temizledi. Bu arada benim kafa da araya kaynayıp dezenfekte edildi. Sonra memelerini temizledi. Belden aşağısını temizledi. Zaten sevmem temizlik işlerini, o uğraşırken bir an içim geçmiş. Gözümü açtığımda Lulu kafamın üzerinde bir şeyle uğraşıyordu.

Iyyy bu neee dedim. Simsiyah bir kese. Doğurmuş! Sübhanallah. Kese yere düştü. Hiç hareket yok. Vaaah bebek ölüymüş, hele ondan doğmamış diye düşündüm ki Lulu keseyi yalamaya başladı. Ve bir mik mik sesi geldi minnacık. Pembe ayakları hareket etti. Sübhanallah. Canlıymış. Kapkara bir yavru. Lulu onu keseden çıkarıp keseyi yerken ben doğumhaneden tüydüm.

Bundan sonrası sana ait Lulucan. Plasenta ve göbek bağı yemek konusunda sana yardımcı olamayacağım. Mübarek gün, niyetliyim. 😀

Onu ürkütmeden odadan çıktım. Çocuklar doğumhane kapısında bekleyen baba gibi odalarında heyecanla bekliyorlardı. 🙂 Dedim ki bir bebeğimiz geldi. Ay yaa nasıl ağlaştılar mutluluktan. Oğlan dedi ki “İnanamıyorum, dayımı oldum şimdi? En ucuz sosis kaç liradır annecim? Yeğenim oldu diye hayır yapıp diğer kedilere dağıtacağım.” Asdmhfjf.

Kız, canım benim, nasıl ağlıyor mutluluktan Lulumuzun bebeği oldu diye. Ben de dayanamadım ben de ağladım. Sarıldık birbirimize. Ay ne güzel bir duygu. 💞

“Kaç tane bebek?” dediler.

“Daha bir.”

“Arkası da gelecek mi?”

“E gelecek gibi duruyor.”

“Oleeeey!”

Bebeler mutlu ben mutlu, yine süründüm sessizce Lulu’nun yanına. Ay o da ne! İkinci de gelmiş. Bu seferki açık renkli Lulu gibi.

Sürünerek geri çıktım.

“Bebeleeeer, ikinci de doğmuş.”

“Oleeeeey!”

“Şişşşşt. Huzursuz etmeyin hayvanı.”

Sürünerek geri girdim.

Ay üçüncü gelmiş. Ay çok şüküüür. Zaten karnının bir tarafı daha büyüktü. Kesin tek sayıdır diyordum. Üçmüş. İyi oldu şükür.

Yine siyah bebek. İki siyah bir sarı. Evde herkese bir kedi düşüyor.

Tamam Lulucan, konuyu kapatabilirsin artık.

Sürünerek geri çıktım. Arkadaşa haber verdim. Üç geldi.

“Dahası var mı?”

“Yok bence.”

“Karnına bak.”

Sürünerek geri girdim. Yavaşça yuvayı açıp karnına baktım.

Aman Allahım! Karın aynen duruyor. Sanki hiç doğan olmamış.

Lulu bu arada bebekleri yalıyor şak şak.

Bir süre bebek gelmedi. Ay doğum şişliğiymiş dedim. Üç bebekte kaldık. Ne güzel. Zaten üçü geçmesin diye dua ediyordum.

Bebekler memeyi tuttu. Ben de biraz uyuyayım dedim. Başım çatlıyor.

Tabi uyumak ne mümkün. Kalkıp geri Lulu’nun yanına gittim. OHA! 4 olmuş bebek sayısı. Bir sarı daha.

Çıkıp çocuklara söyledim.

“Oleeeey!”

Şahsen bu sefer oley diyemedim ben. Arkadaşa dedim. Dört.

Dedi ki daha vardır.

Yahu “senin kedi küçük, en fazla üç doğurur” diyordu millet. Dört nereden çıktı.

Bu sırada kapı çaldı. Kargo.

Oğlan diyor ki annem meşgul, gelemez.

Kadın diyor ki “Annenin gelmesi lazım. Önemli.”

Ben içeriden bağırıyorum “Doğumdayım oğlana ver.”

“Yok imza lazım. Sizin gelmeniz gerekli.”

Fesübhanallah dedim. Gittim kapıya. Kocama gelmiş. Nüfus cüzdanı istiyor kadın. TC no. İmza lazım. Allah Allaaah. Mahkeme kağıdı falan herhalde diyorum. Doğumdan çıkaracak kadar önemli ne olabilir? Dergiymiş. Asjdfjkghşfghj.

Neyse geri döndüm odaya. Sanki bebek sayısı artmış gibi. Kelleleri saydım.

5!

Laaaaan. Luluuuuu. İki dedin ok. Üç dedin tamam. dört dedin hadi neyse. Beş. Yeter artık.

Annem mesaj atıyor, son bebeğin adını “Durdu” koy da doğum dursun. Valla üçten beri Durdu, Duran, Durgari, Yeter, Yiteeer, Atın-beni-denizlere… Her türlü ismi koydum. Durmuyor aney durmuyor!

Derken geldi mi altı.

Ayh!

Neyse dedim sekiz meme var. Hiç olmazsa kontenjanı doldurmaya kalkmadı. O da iyi. Tek sayıda ısrarcı olmayayım.

Bu arada yavrum Lulu nasıl titriyor. Tir tir. Çok kan kaybetti. Çok canım sıkıldı. Bir yandan bebe yalıyor, öte yandan bebe meme çekiyor. Ağladım. Alıp kaçmak istedim onu bu kâbustan. Keşke bir gün önceye geri dönebilsek. Ne bu çektiğin el kadar halinle.

Kapı çaldı.

SÜÜÜRRRPRİİİİZ!

Annemler!

Lohusa ziyaretine gelmişler. Karantinada ilk kez görüşüyoruz. Temas yok!

Bacım bebeklere baktı, geri geldi. “Sen 6 diyordun, 7 bebek var” dedi.

Ay yok artık!

Sürünerek içeri girdim, kelleleri saydım. 7!

OHA!

Bacakları saydım, dörde böldüm.

7!

YUH!

Kesin işlem hatası yapmışımdır diye bu sefer de kuyrukları saydım.

7! 7!

Laaaan ille tek sayıyı tutturmak zorunda değilsin Lulucan!

Son bebeğin adını DURSUN-DÜNYAAAAA koydum. YİTEEEEEEER! (Araya ürün yerleştirme yaptım asjdhfdk.)

Uzun süre elim ayağım titredi. Bir tane daha kaldı mı içeride diye ama şükür kalmamış.

Başta çok acımış, üzülmüştüm doğum sancısı çekerken ama sonra o yatıp mırlayarak yedi bebeyi emzirirken yüzündeki gururla karışık mutluluğu görünce benim de yüzüm güldü. E o gururlanmasın da kim gururlansın? Benim üç ömürde doğurabileceğimden fazla bebeyi tek doğumda dünyaya getirdi.

Prenses Lulu, Ana Kraliçeliğe terfi etti.

Mağrur olabilirsin sultanım, sonuna kadar hak ettin.

Bu maceradan geriye bize harika bir anı, mutluluk gözyaşları ve bir demet bebek kaldı. Renk renk, desen desen…

YERİİİİİİİİİM!

Gerçi içimden bir ses maceranın yeni başladığını söylüyor ya neyse. Alışığız biz maceraya. 😉

Paylaş: