Ben ne zaman çocuklardan şikayet etsem, yurdum teyzelerinin hemen lafı hazır “Sabret annesiiii, sabret, kızının elinden çay içeceksin. Kız bütün evin işini yapacak, sen rahat edeceksin.” Açık konuşuyorum, kızımı külkedisi yumurtası olarak gören bu zihniyete gıcık oluyorum! Sanki kızı eve hizmetçi olsun diye doğurdum. İşin aslı ben kız erkek ayrımı yapmıyorum. Kızın da oğlanın da etinden ve sütünden yararlanacağım diye bekliyorum! Şahsen oğlanın camları sildiği, kızın yerleri temizlediği bir ortamda çayımı içip tivit atmak gibi bir hayalim var. O yüzden erken merken demedim bebeleri hemen işe soktum. Kız erkek diye de ayırmadım. Sonuçta -klasik anne lafını tekrar edeyim- yaptıkları banaysa öğrendikleri kendilerine. Gerçi her ne kadar ben kız, erkek diye ayırmasam da doğal olarak çoktan ayrılmışlar da haberim yokmuş.

Ev işleri konusunda kız oğlandan kat kat becerikli. Birlikte evcilik oynuyoruz. “Kızım bana çay koy” diyorum. Hemen kulpundan çaydanlığı tutuyor, ibriği bardağa denk gelecek şekilde çay koyuyor. Üstelik koyarken foşş diye de ses çıkarıyor. Oğlansa…. Öncelikle çaydanlığın hangisi olduğunu bulamıyor. Çaydanlığa ulaşana kadar 82 parça yemek takımının her parçasını eline alıp “Anne, bu (mu)?” diye soruyor. “O değil, annecim,” diyorum. “Yanındaki, sarı çaydanlık.” Kırmızı kevgiri alıyor bu sefer de. Ardından kaşık, çatal, bardak, mısır…. Ne bulursa. En sonunda, şükür Allah’a, çaydanlığı buluyor. “Evet, o çaydanlık. Haydi çay koy bana” diyorum. Hareket aynen şu: Çaydanlık ibrikten tutuluyor, kıçıyla bardağa vuruluyor. Vururken de çat çat diye de ses çıkarılıyor.

Sonra bir de çamaşır işimiz var. Elime geçen kirlileri kıza veriyorum, “Annem, bunları çamaşıra at” diyorum. Hemen koşuyor, kapağı açıksa makineye koyuyor, kapalıysa da çamaşır sepetine bırakıp geri geliyor. Aynı işi oğlana buyurunca o çamaşırı bir daha görme imkanı ortadan kalkıyor. Bir seferinde klozetten çıktı çamaşır. Bir seferinde de patateslerin arasından. Geçen de balkondan atmaya çalışırken yakaladım. Kökten çözüyor çamaşır sorununu yani.

Bir şey döktüklerinde ellerine ıslak mendil verip, “Döktüğünü sil” diyorum. Kız hemen bir mendil çekiyor, lekeyi bulup siliyor. Oğlan önce mendillerin hepsini boşaltmaya kalkıyor. Elinden mendil kutusunu alınca ağlıyor. Sakinleşince mendili alıyor, lekenin başına gidiyor, biraz bakıyor, sonra lekenin üzerine ayağını koyup cıııırtt diye sürtüyor. Elindeki mendile bir kez daha bakıyor. Onu da hooop yere atıp gidiyor.

Kız annecilikten de pek anlıyor. İkisinin de hamağı var. Tek başımayken hamaklarında sallayarak uyutuyorum. Kıza “Kardeşini salla” diyorum. Hemen hamağı ipinden tutuyor, sallamaya başlıyor. Sallarken de “Ben var Türkçe bilmemek” modunda şarkı bile söylüyor: Ali babanın var! Çiftliği, inekisi, mööööö, huruzu, üüüüüü”. Ara ara kardeşine direktif de veriyor: “Amet uyu. Amet kalkma. Amet yat. Ameeeettt uyuuu!” Kız yatarken, oğlandan kardeşini sallamasını istiyorum. Bir hamağa bakıyor, bir bacısına. Biraz düşünüp hoooop diye kızın üzerine atlıyor.

Ayrıca kız pek bir titiz. Yerde bir kırıntı, döküntü görünce “Anne çöp, anne çöp” diye toplayıp getiriyor. Mobilyaların eliyle tozunu alıp “Anne, kir!” diye gözümün içine sokuyor. Tam bir küçük kaynana modunda. Kurtlu kaynanalar çekirdekten yetişiyor demek ki. Oğlanın bırakın yerdeki ufak tefek çöpleri bulmasını, önüne tenekesiyle çöpü koysam içine girer de yine de gık demez.

Bu gidişle çayımı içerek tivit atma hayalim kirli camlar arkasında gerçekleşecek. Ya da baktım olmuyor, kıza sildiririm camları da. E büyükler “Kız olsun da çamurdan olsun” diye boşa dememişler. Ne varsa kızımda var!

Paylaş: