İkizlerine bir haftadır yalnız bakan süpersonik bir anne olarak ikizlere tek başına bakmanın getirebileceği yan etkiler üzerinde de ötme hakkını elde ettiğimi düşünüyorum. Üstelik bebelerimin nispeten kolay dönemlerinde yalnızım. Geçen sene falan yalnız kaldığımı düşünemiyorum bile. İki bebeyi zor bela ortadan kaldırmışken yazıyorum, o yüzden hemen konuya gireceğim. Bakın özellikle belirtiyorum, bu yazıyı ikiz gebeleri okumasın. Okurlarsa da okumamış gibi yapsınlar. Sonra “Ay fena oldum, ağladım, zırladım, sancım tuttu, Allah belanı versin, bıdı bıdı” istemiyorum. Ona göre!

İnsomnia: Halk arasında uyuyamama rahatsızlığı olarak da bilinir. İkiz annelerini bekleyen en önemli olası rahatsızlıktır. İkiz annesi uyumaz, çünkü uyuyamaz. İkiz bebekler sensörlüdür. Analarının kafasıyla yastık arasındaki açı 30 dereceden aşağı düştüğü an bebelerden biri zırlamaya başlar. Bir o zırlar, bir bu zırlar. Biri uyursa mutlaka öbürü uyanır, öbürü uyursa ilki geri uyanır. Olur ya bebelerin ikisi bir uyursa bu sefer de tüm sinir sistemi bozulan, doğal uyku dengesi şaşan anne bir türlü uykuya dalamaz. Böyle böyle sabah edilir. Gündüz de durum değişmez. Güneşten önce uyanan bebeleri uyutmak tam bir işkencedir. Annenin ara ara kafası olduğu yere düşer. Ama uyuyamaz! Olur ya anne bir an daldıysa bebelerden biri mutlaka saçını çekip gözüne parmak sokarak anneyi uyandırır.

Konstipasyon: Bu rahatsızlık halk arasında kabızlık adıyla bilinir. Kibarlık olsun diye “Ayyy kusura bakmayın bende biraz koooonsstipasyun var,” diyen halk kişileri de çıkabilir. İkiz annesi kabız olur, çünkü tuvalete gitme şansı yoktur. Sonda taktırılarak küçük tuvaletten kurtulunabilir. Ama büyük için ne yazık ki bir önlem yoktur. Ya tuvalete cümbür cemaat, bebeler, balonlar, oyuncaklar, bisikletler… eşliğinde girilir, kalabalıktan tuvaletin deliği zor bulunur, bebelerden biri klozetin musluğuyla oynar, tazyikli suyu aniden şaaarrrr diye açarak annede bir delik daha açar, öteki “Anne, kakaaaa” diyerek tüm apartmana faaliyeti haber verir ya da gidilmez, nokta. Gidilmeye gidilmeye bağırsaklar da umudu keser, çalışmaz olur. Bir fırsat bulunup gidilse bile hayata küsen bağırsaklar ı ı çalışmaz, buyurun size en kibarından konstipasyon!

Hemoroid: Bu da halk arasında basur olarak bilinir. Konstipasyon birikir birikir hemoroidi getirir. Bu konuda detaya girmek istemiyorum. Kısaca yanlış yerde memme büyümesi olarak özetlenebilir. Bilenler bilmeyenlere anlatsın, kardeşim, bebeler uyanacak, birkaç maddem daha var.

Anksiyete bozukluğu: Bu da halk arasında psikolojiye-girip-çıkamama-durumu olarak bilinir. E günlük stres, uykusuz geceler, dağınık arka plan, çin işkencesi gibi kesilmeyen zırıltı ne getirir? Elbette anksiyete bozukluğu! Anne sürekli oflar puflar, gerilir, ağlar, morarır, sararır, kızarır, gökkuşağını oluşturur, tırnaklarını kemirir falan filan. Yani psikolojiye girmiştir. Anne girdiği psikolojiden uzun süre çıkamazsa müjdeler olsun! Delidir-ne-yapsa-yeridir ruhsatı kazanmaya az kalmış demektir.

İnfertilite: Bu da halk arasında kısırlık olarak bilinir. Kusur (!) kimde diye oldukça merak edilir. İkizli ailelerde kısırlığın kusuru tamamen ana babanın canını çıkaran, onları bir an olsun rahat bırakmayan bebelerdedir. İnsanlar ikiz annesine sırıta sırıta “e bidaha düşünmüyor musunuz?” diye sorarken aslında içinde yaşanılan şartlarda bir kez daha hamile kalınmasının Meryem Ana vakasından çok da farklı olmadığını bilmezler. İkizlerine tek başına bakıp da onlar 2 yaşına basmadan tekrar hamile kalmış bir kadın görürseniz, ona dikkatli bakın. Bu kadın olsa olsa Mehdi’yi doğuracaktır!

İntihar düşüncesinde artış: Bu da halk arasında gitti-gidiyor-ah-yavrum-gencecikti durumu olarak bilinir. İkizlerle günlük yaşantı intihar düşüncesini tetikler. Anne bir süre sonra bebelerinin onu öldürmek gibi gizli bir görevle dünyaya gönderildiğini falan düşünmeye başlar. Aha paranoya! Özellikle gece iki bebesiyle aynı odayı paylaşan anne, atlayıp bir an önce gebereceği bir acil çıkış kapısına ihtiyaç duyar. Zira yavaş yavaş geberdiğinin farkındadır. İşi uzatmamak en iyisidir diye düşünebilir.

İşte böyle. Bu aralar nasılsın diyenlere benden selam olsun!

Paylaş: