Bebeğinin cinsiyeti belli olmamış birine en çok sorulan sorudur:     “Ne istiyorsun? Kız mı erkek mi?” Bu soruya verilen en yaygın cevap ise şudur: “Ayyy eli ayağı düzgün olsun da, ne olursa olsun, fark etmez.” Bunun gayet içten bir cevap olduğu su götürmez. Bir anne/baba adayı her şeyden ve her şeyden çok bebeğinin sağlıklı olmasını ister. Amenna. Ama tek istediği bu değildir elbette. Aklının bir köşesinde mutlaka bebeğin cinsiyetiyle ilgili bir istek yatar. “Yok, valla yatmıyor, ekmek kuran çarpsın” dese de yatar. Ama kendisi yattığını henüz fark etmemiş olabilir, o ayrı. Nasıl mı? Şöyle:

Anne&baba aday adayı olduğumuz zamanlarda, kızımız mı olsun, oğlumuz mu olsun diye sık sık konuşurduk. İkimizin de “Ay şunumuz olsun,” gibi bir derdi yoktu. İkisi de birbirinden güzeldi. Bir de nasıl olsa ilk bebek olacaktı. Eşim de ben de kabile gibi ailelerden geliyoruz. “Bunun biri var, ikisi var, üçü var, dördü var, beşi var… Mutlaka hem kızımız olur hem oğlumuz olur,” diye düşünüyorduk herhalde. Tabi bebesize atıp tutması kolay. Ne zaman ki iş ciddiye bindi, anne&baba aday adaylığından, anne&baba adaylığına terfi ettik, ortak fikrimiz yine değişmedi: “Ayyy eli ayağı düzgün olsun da, ne olursa olsun, fark etmez.”

Ta ki o güne kadar…

İlk randevumuzda, doktor “Aaa size ikiz geliyor,” dediğinde, şaşkınlığı üzerimden atar atmaz gözümün önüne iki yaramaz oğlan çocuğu geldi. Biri perdeye asılmış sallanıyor, öteki de salonun ortasında ateş yakmaya çalışıyordu. İşte “Ayyy eli ayağı düzgün olsun da, ne olursa olsun, fark etmez,” düşüncesi böylece ilk darbesini yedi. Gözümün önündeki manzara karşısında kendimi çok zorladıysam da bir türlü gülümseyemedim.

Eve gelince, hamilelik hormonlarının da etkisiyle, “Gördün mü bak, iki oğlan geliyor. İkizden sonra da bir daha doğurmam. Ne yani benim hiç kızım olmayacak mı, öhüüü,” diye zır zır zırladım. Ama kocama çaktırmadım. Çünkü “Vaaayyyy Allah evlat vermiş, sen kız erkek ayrımı mı yapıyorsun,” temalı bir azar dinleyeceğimden hiç şüphem yoktu.

O zamanlar haberim yokmuş ama meğer iki oğlan olur diye düşünen tek ben değilmişim… Ama bir farkla!

İlk detaylı ultrason incelemeleri, uzay üssü gibi bir hastanenin perinatoloji bölümünde yapıldı. Muayene başladığında kocam yanımda yoktu. “Biri kız,” dediğinde sevincimden doktoru öpecektim. Demek benim de bir kızım olacaktı. Bundan güzel bir haber olur mu? Doktor “Diğeri de yüzde doksan kız” dediğindeyse kocam içeri girdi. Ben de iki yaramaz oğlandan evi kurtarmış olmanın rahatlığıyla, “Duydun mu iki kızımız olacakmış,” diye haykırdım. İşte o anda bir insanın renginin atışının bu kadar fark edilebilir olduğunu öğrendim. Benim adamın beti benzi soldu, limon kabuğu gibi bir şey oldu. Üstüne üstlük suratı da asıldı. “İki kız mı?” derken dudakları titriyordu. “Üzüldün mü, canım?” dediğimde amanın neredeyse dayak yiyordum. Ne üzülecekmiş yaa? Allah evlat vermiş de kız, erkek ayrımı mı yapacakmış? Sadece o iki oğlu olur diye kendini hazırlamış. (Bir de değil) İçine öyle doğmuşmuş. Doktor oğlan demeyince biraz şaşırmış. O kadar!

Bu arada detaylı ultrason incelemesinde bebeklerimiz çok şükür çok sağlıklı çıktı. Ama biz “Ayyy eli ayağı düzgün olsun da, ne olursa olsun, fark etmez,” söylemini çoktan geride bırakmıştık.

Kocam hastaneden bir hışımla çıktı. Allah’tan doktor akrabaydı da para vermemiştik. Dünyanın parasını bayılıp bir de üzerine iki kız haberi alsak kocam – Allah korusun- hayatının kalan kısmını kötürüm olarak geçirebilirdi. Neyse nerede kalmıştık? Eve dönerken kocamın suratı hâlâ sirke satıyordu. Trafikte sudan sebeplerle önüne gelene çatıyordu. Bense iki kız sevincimi çoktan unutmuş, onun bu hali karşısında zoraki sırıtmaya çalışıyordum. “Neyse üçüncü oğlan olur,” demeye başladığındaysa sırıtışım suratımda dondu kaldı. İkizleri büyüttük, bir de üçüncü kaldı. Oooooldu paşam!

O günden sonra kime “İki kızımız olacak” dediysem, kocam hemen atladı: “Nereden çıkartıyorsun iki kız olduğunu? Doktor biri kız dedi.” “İyi de öbürü de ‘yüzde doksan kız’, dedi. Yüzde doksan kız ne demek? Kesin kız demek,” diye itiraz etsem de kocam hiçbir zaman iki kızı olabileceğini kabullenemedi.

Derken efendim beş aylık falan oldu bizim bücürler. Rutin kontrol için tekrar doktordayız. Doktor ablamız ekrana baktı baktı ve “Bir pipi gördüm sanki” dedi. Kocamla göz göze geldik. İkimiz de ne demek istediğini anlamamıştık. “Ne pipisi?” dedim. “Ne pipisi olacak, oğlan pipisi,” dedi. O an kocama baktım. Hayatımda ilk kez bir insanın yüzüne böyle renk geldiğini gördüm. Adam elma elma yanaklandı resmen. Ağzı kulaklarına vararak “Gerçekten mi?” diye sordu. Doktor, “Al işte pipinin tapusu” diyerek ultrason çıkışı aldı. Kara ultrason kâğıdındaki beyaz virgülcük kocamı dünyanın en mutlu adamı yaptı.

Yüreğimizin derinliklerini, kendimize bile itiraf edemediklerimizi bilen Allah, şükür ki ikimizin de gönlüne göre vermişti.

İşte bir kız bir oğlan maceramız, kara kâğıttaki virgülcüğün de ortaya çıkmasıyla kesin olarak başladı.

Paylaş: