Bebelerimin biri 1500, diğeri de 2000 gramın altında kuvözde yatarlarken ilk kez “Kime benziyorlar?” sorusuna muhatap kaldım. Cevabımı gayet açık ve net hatırlıyorum: “Henüz insana benzemiyorlar!” Gerçekten de benzemiyorlardı. İnsanlar prematüre bebeği normal bebeğin küçük ebatlısı sanıyor. Hâlbuki onlar henüz bebek değil cenin kıvamında. Dediğim gibi bırakın birine benzemeyi, tam olarak insana bile benzemiyorlar. Benimkilerin bazı organları gelişkin, diğerleri geri olduğundan oldukça orantısız duruyorlardı. Bir de anne karnındaki tüy dökme mevsiminden önce doğduklarından acayip tüylülerdi. Zaten bebekten çok dedeye benziyorlardı. Benjamin Button’ın doğum halinden az biraz hallicelerdi yani. Erken doğumun şokuyla istemsiz hareketleri vardı ki gördüğümde gözyaşlarına boğulmuştum. İşte böyle perişan bir haldeyken ilk kez “Kime benziyorlar?” sorusuyla karşılaştım.

Zaman geçti, bizimkiler şekillenmeye, güzelleşmeye başladı. Biraz da toparlanınca simalar ortaya çıktı. Oğlum babasına benziyordu. “Kızımsa bana” diyebilmeyi çok isterdim ama ne yazık ki onun da benimle alakası yoktu. Aynı babaannesiydi. “Bebekler çok değişir, gör bak sana dönerler” dediler. Ben de umutla bekledim ama cık cık cık. Kız bir türlü bana dönmedi. Oğlan da babada kalmakta ısrar etti. “Ulan onca çocuk doğurdum, biri de bana benzemedi!” diye çok hayıflandım. Harbiden de taşıyıcı annelik yapsam anca bu kadar farklı olurdum doğurduklarımdan.

Onlarla tıpkıbasım bebeler doğurduğum için eşimin ailesi pek mutluydu. Oğlum, baba, büyük amca ve büyükbaba; kızımsa babaanne, ortanca amca ve küçük amca senteziydi. O günlerde ikisi de sık sık otopsivari incelemelere tabi tutuluyorlardı: “Sübhanallah saçının bu girintisi büyük amca, şu girintisi küçük amca. Ense aynı ortanca amca. El parmakları babadan, ayak tırnakları dededen…”

Ben sabırla beklemeye devam ettim. Ama bir değişiklik olmadı. Oğlan babanın konsantre hali, kız da babaannenin karbon kopyası olmaya devam etti. Zamanında bir yerlerde okumuştum: Babası, tıpkı eşine benzeyen kızı için “Aşkımın kaçırdığım yılları,” diyordu. Bu gidişle kayınvalidemin kaçırdığım yılı kalmayacak, hatta bir süreden sonra ikinci baskı bile olacak diye düşünmeye başladım.

Gel zaman git zaman, ara ara bazılarının “Kız da sana benziyor” dediğine şahit olmaya başladım. İlk önce inanmadım. “Ne alaka be! Aynı babaannesi” dedim. “Yoo valla sana benziyor,” dediler. Yine pek ihtimal vermedim. Hemen çocukluk resimlerimi açtım. Baktım, eh benziyor denebilir, yani iki gözü, bir burnu olması benziyor en azından. Ama demek ki benziyor ki insanlar öyle diyor diye düşündüm. Her fırsatta küçüklük resimlerimi kocamın gözüne sokup “Bak şekerim, kız bana benzemiyor mu?” diye zorlatmaya başladım. Başta inkâr etti, ama sonra kabul etti – yani kabul etmek zorunda kaldı. Her ne kadar ben hâlâ gece uyku sersemi halde yanımda yatanın kızım mı kayınvalidem mi olduğunu pek ayırt edemesem de kız bana dönmeye başlamıştı bi kere! Oh be!

Sonraki günlerde “Oğlan babaya, kız da sana benziyor” dendiğine daha çok şahit oldum. Daha da sevindirik oldum. Hemen kocamı markaj altına alıp ikna girişimlerine devam ettim. “Aaa şekerim kız aynı ben. Herkes de öyle diyor!” O da haa hıı, evet benziyor filan dedi. Ama ben yılmadım. Kızın bana az biraz benzeyen fotosunu hemen bilgisayarda arka plan resmi yaptım. Maksat adamın da gözü alışsın. Her fırsatta kızı bana ne kadar benzettiklerini anlattım. Kocam ikna oldu mu bilmiyorum ama en azından biraz ikna olmuş gibi yaptı.

Veeeeeeeeeeeee asıl büyük itiraf babaanneden geldi. Geçen hafta sonu eşime, “Farkında mısın kız da annesine döndü!” dedi. HAHAHAHHAHA. NİHAYET! Bir buçuk yıl bekledim, ama sabrın sonu selamet oldu şükür! Her ne kadar ailem ve ben hiç benzetemesek de kayınvalidem diyorsa doğrudur: Kız aynı ben!

Paylaş: