Hep uykusuzluktan şikâyet ettiğimin farkındayım. Aslında bunlar benim süper günlerim. Bundan beter olduğum günlerde bir blogum yoktu da yazamadım. Hoş yazmayı bırakın, bilgisayarın düğmesine bile basacak halim yoktu o zamanlar.

En son uyuduğumda bebekler kuvözdeydi. Ne kadar doğru düzgün bir uyku çekebildiğimi siz tahmin edin. Lohusalığın da etkisiyle durup durup onlar için üzülüyor, ağlıyordum. Ben ağlarım yavruma, anam ağlar yavrusuna misali annem beni düşünüyor ve “Kızım, bunlar iyi günlerin. Hazır bebeler de başında yokken, yat uyu” diyordu. O zamanlar onu zalimlikle suçluyordum ama meğersem haklıymış.

Bebelerim hastaneden iki gün arayla çıktılar. Önce beyzademiz eve geldi. Birini bırakıp birini getirmek meğersem ikisini bırakmaktan da zormuş. Kalbimizin yarısı hastanede kalarak evimize döndük. Ne diyordum? Ha uyku! Beyzade o gece hiç uyumadı. Yerini mi yadırgadı ne. E ben kuvöz gibi sürekli bip bip sesi çıkaramıyordum. Etrafta alarmı ötecek başka bebeler de yoktu. Oğulcuk da alıştığı ortamı bulamayınca uyuyamadı demek ki. Kâbus gibi bir gece yaşattı bana. İki gün sonra kontrole götürdüğümde geri iade etmek istedim ama hastane kabul etmedi. Üstüne üstlük bir de kızı tutuşturdular elime. İşte o gün bugündür aktif gece hayatımız durmaksızın devam ediyor.

Yeni bebekleri bilen bilir. Üç saatte bir tekrarlanan bir rutin içinde ilk aylarını geçirirler: altını değiştir, emzir, prematüreyse veya yeterli ememiyorsa süt sağ ya da mama ver, gazını çıkar. Ne? Yine mi kaka yaptı? Tekrar altını değiştir. Amanın keşke değiştirmeseydin, çok hareket ettirdin bak üstüne kustu şimdi de. Üstünü de değiştir bari. Altını değiştirmiş miydin? Gazı çıkmış mıydı? Harika! Artık uyutabilirsin. Tabi becerebilirsen!

E malum, ikizlerde durum daha da vahim. Bir bebekle işinin bitmesi en az bir iki saatini alır. Tam onun işi biter, ötekininki başlar. Onu da halleder koyarsın, ilkinin sırası yine gelir. Böyle bir fesat daire içinde sabaha kadar sırtın yatak görmez. Tek başına bakıyorsan, Allah yardım etsin. Yardım eden birileri varsa, Allah yine yardım etsin. Kaç kişi yardım ederse etsin, ananın işi hiç bitmez.

Bana dönecek olursak, gece sabaha kadar neredeyse hiç yatmıyordum. Belki bir yarım saat uyursam o kadar. Sabah kalkınca bebeleri biraz annem alırdı, ben de uyuyabilirsem 1-2 saat anca uyurdum. E yine emecekler, süt sağılacak. Hem annem nasıl tek başına baksın? Mecbur kalkardım.

Günler böyle uykusuz geçip giderken aklın sınırlarında dolaşmaya çoktan başlamıştım. Şanslıydım ki bir süre sonra gece sırtım biraz biraz yatak görmeye başladı. Ama ne görüş! On bilemedin on beş dakikada bir uyanıyorum yani uyandırılıyorum. Dertleri hiç bitmez. Vık vık vık. Emziği düşer vık vık vık. Gaz sancısı çeker vık vık vık. Karnı acıkır vık vık vık. Canı ister vık vık vık. Altına işer vık vık vık. Sabaha kadar yatak ve iki bebe arasında koşturup duruyorum. Artık o kadar uykusuz ve yorgunum ki yastığı yorganı emziriyorum. Kocam da az perişan değil hani. Her gün dört saat işe gidiş geliş, gündüz işte yorul, akşam bebelerle yorulmaya devam et, bir de gece mecburen bana destek hizmet için sık sık kalk, hatta tek bebeği sabaha kadar ayağında salla… Üstüne bir de benim aframı taframı çek. Onunki de az iş değildi valla. Sonuçta ikimiz de sersem gibiydik. Öyle ki bir vıkırtı sırasında ben çocuklara kalkmak için hızlı bir hamle yaptığımda yataktan düştüğümü ya da bebeklerden birini düşürmekte olduğumu sanıp bizi kurtarmak için üstüme atlıyordu. Bir yandan paçama yapışan kocadan kurtulmaya çalış, öteki yandan diğerini uyandırmadan bebeye ulaşmaya çalış. Tam seyirlikti valla. Bir ara ciddi ciddi odaya kamera yerleştirmeyi bile düşündüm. Bildiğin paranormal activity filmini oynuyoruz her gece. Ama en damarından. Cinnet eşiğinde, zombi gibi ana baba. Darma duman bir oda. İçine cin girmiş gibi çığıran, gözü dönmüş bebeler…

Böyle bir düzenle koca seneyi devirdik şükür. Her gece birbirinden beterdi ama aralarından birini hiç unutmuyorum: Saat 10’da bebeleri yatağa basmış olmanın haklı sevincini bile yaşayacak enerjiden yoksun halde, pestil gibi yatağa girerken kocama, “Bu gece kaç kere kalktıklarını sayacağım” dedim. Daha o anda biri ağladı: “Biiiiir” diye başladım saymaya. Onun emziğini verdim. Geri yattım. Bir zırıltı daha. İkiiii. Üçüncüde kocam iyi şanslar diledi. Beşinci de horluyordu. Ve altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu. Kâh emzirdim, kâh biberon verdim, kâh salladım, kâh salıncağa koydum, kâh yerine yatırdım, kâh kucağımda susturup geri bıraktım, kâh mama yaptım getirdim, kâh yastığımı emzirdim…. Bu arada her işim bittiğinde koşarak geri yatağa atlıyorum, baygın halde uykuya geçiyorum ve bir zırıltı daha… Derken efendim on yedinci kalkışımda dedim ki herhalde gün doğmak üzeredir. Bir saate bakayım. Saate baktım ki ne göreyim: saat daha on biri yirmi geçiyor!. İnanamadım. Koşup içeri odadaki saate baktım. O saat de on biri yirmi geçiyor! Daha yatağa gireli bir saat yirmi dakika olmuş ve on yedinci kez kalkmışım! Nasıl olur bu yaa diye düşünürken bir zırıltı daha geldi. Ne o? On yediyle kurtaracağımı mı sanmıştınız?

Paylaş: