Ben korkak bir insanım. Hatta bildiğin ödleğim. Başkalarının gölgesini bırak kendi gölgemden bile korkarım. Korku filmleri aklımı çıkarır. Şimdi hayatta bakmam ama küçükken izlediğim birkaç saçma salak film yüzünden hepten ota b.ka ödüm kopar oldu. Bir patırtı gürültü yüreğimi hoplatır. Bir köpek görsem kaçacak delik ararım. Köpek şöyle dursun, bana doğru bir kedi tıslasa dizlerimin bağları çözülür. Hayatımda bir kere lunaparktaki korku tüneline girmişliğim vardır. Onda da girerken kapattığım gözlerimi çıktıktan sonra açmışımdır. Eve içeride kimse yokken girecek olursam tüylerim diken diken olur. Sanki her açtığım kapının ardından ceset çıkacakmış gibi gelir. Banyo küvetineyse hiç bakamam. Her seferinde kanlar içinde çıplak bir kadın bulacakmışım gibi hissederim. Kapı çaldığında göz deliğinden bakınca sanki biri gözüme bir el ateş edecekmiş gibi dehşete düşerim. Korkularım saymakla bitmez. Hatta bir seferinde yeni araba sürmeye başladığımda, ağabeyim “Rölantide niye ses var?” demişti de titreyerek “Abiiiiii korkutucu şeyler söyleme” diye tırsmıştım. Ondan sonra uzun süre ağabeyim RÖÖÖLANNNTİİİİİİİ diyerek beni korkuttu. Şükür şimdi unutuldu rölanti korkum. Ama başka korkularla uğraşır oldum.

Şu aralar bizim evde yeni bir moda var. “Anne, koorkooo,” modası. Ya soya çekimden ya da dikkat çekmek için sürekli bir şeylerden korkooo oldular. Gerçekten korkuyorlar mı bilmiyorum. Sanmıyorum da. O kadar saçma ki korktukları şeyler. Bazen benimkiler bile korkunç kalıyor yanlarında.

Mesela resimdeki köpeklerden korkoolar. Hatta önce havlayıp kendi havlamalarından korkooo, bana sarılıyorlar. Ben de cesur bir anne olarak “Korkmayın, anneciiim, ben yanınızdayım,” diyorum. O kadar da havalı söylüyorum ki gören de bir elimde ışın kılıcım, arkamda dalga dalga pelerinim, köpek ordusuna saldırmak üzereyim sanır. Benden aldıkları güçle bebelerim hemen resimdeki köpeği ah ah diyerek dövüyorlar. En havalı sesimle konuşmaya devam ediyorum: “Ah yapmayın, annecim, yazık, cici köpek o.” Bu arada kendi kendime gülüyorum. Sıkıysa sokaktaki köpeklere at havanı diyorum.

Benim bebeler kapı çalınmasından da çok korkooolar. Kapıya uzun zaman önce yazı astım “Lütfen zili çalmayın, uyuyan bebeleri uyandırmayın, aksi halde sonuçlarına katlanırsınız,” diye. O gün bugündür millet genelde kapıyı çalmayı tercih ediyor. İşte o kapı sesi benimkilerin aklını çıkarıyor. Korkoooo, korkoooo diye bağırıp hangi deliğe gireceklerini şaşırıyorlar. Akşam üzeri çalmışsa kapı, biliyorum ki kocam. Ama başka bir saatteyse açıkçası benim de aklım çıkıyor. Her ne kadar “Korkmayın, anneciiim, ben yanınızdayım,” desem de kapıyı açınca kurt baba çıkacak bizi ham edecek diye ödüm patlıyor.

Boş odalardan da korkooo bebelerim. Bir odaya tek başlarına girince, koşarak yanıma dönüp korkooo, korkooo diyorlar. Ben yine en havalı halimle “Korkmayın, anneciiim, ben yanınızdayım,” diyorum. Sonra da ellerinden tutup korkacak bir şey olmadığını göstermek için onlarla birlikte boş odaya gidiyorum. Yolda yüreğim hop hop etmiyor değil hani. Bizimkiler odaya girer girmez korkoo korkooo diyerek üstüme tırmanıyorlar. Ben yine zorlama bir gülümsemeyle “Korkmayın, anneciiim, ben yanınızdayım,” diyorum. Ama açıkçası, acaba odada cin peri falan var da ben göremiyorum, onlar görüp de onlardan mı korkuyorlar diye dudağımı uçuklatacak oluyorum.

Bu korkooo işinden evde şimdilik herkes memnun. Bebelerim korktuklarında annelerine sığınmaktan memnunlar. Ben kendimi cesur hissetmekten, seksen santimlik de olsalar insanlara güven vermekten memnunum. Ama açıkçası bir gün gerçekten korkunç bir şeyle karşılaşırsam ne yaparım diye düşünmüyor da değilim. Acaba bebelerimi bırakır, tabana kuvvet kaçar mıyım? Yoksa içimden benim bile bilmediğim cesur bir kadın çıkar, bebelerimi korur muyum? Bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Açıkçası öğrenmek zorunda kalmaktan da korkuyorum!

Paylaş: