Biliyorum bu yazıyı yazmak için çok erken. Ama şu an çevremdeki bütün bıdıklar okula gidiyor. Sabah yavrularının elinden tutup hızlı adımlarla okulun yolunu tutan anneleri gördükçe heyecanlanıyorum. Hatta gözlerim doluyor. Bizim de sıramız gelecek bir gün, inşallah, biliyorum. Ama daha iki yaşındaki bebelerime şimdiden kaygı etmeye başladım okulu. Çocukları okula başlayan arkadaşlarla konuşuyorum, moralim bozuluyor. Fiziksel şartlar kötü. Hadi fiziksel şartları da geçtim de zihinsel şartlar ne alemde? Şu aralar, memleketteki mevcut eğitim sistemi insanın beynine nasıl eder temalı yazıları okuyorum. Deli oluyorum! (Bir örnekle pekiştireyim, şunu okumadan geçmeyin.) Geçenlerde de Hülya’nın okulla ilgili yazısını okudum. İyice canım sıkıldı. Ben evde yok özgüvenleri olsun, yok hayal güçleri gelişsin, yok araştırmaya, okumaya ilgi duysunlar diye kendimi paralayım, her şeyi bir tarafa bırakıp onlarla uğraşayım, sonra okula başlasınlar, bir tornadan çıkıp eve dönsünler. İstemiyorum!

Yıllar önce lisedeyken bir gün yine çenem durmamıştı da öğretmenime tadını merak ettiğim için elmayı kızartıp yediğimi söylemiştim. Öğretmenin gözleri yerinden fırladı. İnanamadı. Ne varsa bunda? Ciddi olduğumu söyleyince bana bunun bir “davranış bozukluğu” olduğunu söyledi. Benim kafam çok basmaz ama Allah’tan bir arkadaşım atılıp dedi ki “İyi de hocam, Fransa’da da muz kızartıyorlar. Tüm millet mi anormal?” Bunun üzerine kadın davranış bozukluğu etiketinin milletlere ve zamana göre değişebileceği bıdı bıdısında bulundu. Hee bu arada bu kadın da sözüm ona kendi alanından mezun bir “psikoloji” öğretmeni.  Anlayacağınız bizim eğitim sistemimizde “merak” bir davranış bozukluğu. Sonra da bekliyoruz ki bizden bilim adamları, bilim kadınları çıksın dünya çapında! Sınıfın en meraklısı bendim, ben bile bu tornadan çıktıktan sonra ola ola ev kadını oldum be! Kendi çapımda!

Paylaş: