Beni arayan nerede bulacağını bilir. Ya hemen ilerimdeki büyük parktayımdır, ya sitedeki küçük parkta. He bir de karşı taraftaki tarlada olma ihtimalim var artık. Oğlan orayı yeni keşfetti de. Sabah akşam köstebek misali delikler açıyor tarlada. Kız da salyangoz topluyor. Ben de ellerimi bağlayıp öğretmen edasıyla tepelerinde dikiliyorum. Aa tabi bir de evde olma durumum var. Nadir de olsa. Anlayacağınız gibi gözümüzü açıp sokağa dökülenlerdeniz biz. Sabah bir posta, akşam bir posta. Arada öğle uykusu ve yemeği için eve uğruyoruz. Onun dışında güneşin doğuşundan batışına kadar sokakta.

Sabahın köründe beni parkta gören anneler hep özenir bana. “Ayyy,” derler camdan bellerine kadar sarkıp “Ne çabuk bitirdin de işleri düştün parka.” Gülümserim ben de, hakikaten işleri bitirmiş havasında. Sonra anneanneler, babaanneler bana kızlarından, gelinlerinden dert yanar, “Hiç çocuğu dışarı çıkarmıyor, bir hava aldırmıyor, yavrucak dört duvar arasında büyüyor,” derler. Vah vah ederim ben de. Çocukların sokakta büyümesinin faydalarından söz ederim. Bir insan nasıl bebesini bu güzellikten mahrum eder yahu? Sokağa çıkınca çocuğun iştahı açılır, uykuları düzene girer, enerjilerini boşaltır rahat ederler falan. Temiz hava kadar güzel bir şey var mı? Tamam, İstanbul’da bulması zor ama hiç yoktan iyidir. Dışarı çıkan çocuğun kemikleri güçlenir, bağışıklık sistemi şaha kalkar, sindirim sistemi güzel sindirir, boşaltım sistemi güzel boşaltır. Her derde devadır sokakta olmak… Bunu dinleyenler ellerini birbirine vurur, tüh tüh derler ne olacak bizim çocukların hali diye. Ben de havalı havalı gülümserim, “Anaların elinde telef oluyor çocuklar,” derim. Herkes özenerek bakar bana, çocuklarının zihinsel ve bedensel gelişimi için her fırsatta güneşe, taşa, toprağa çıkaran fedakar anaya. Tanıdıklarım çocuklarını benim kadar bol dışarı çıkarmadıkları için kendi kendilerini yerler. Kıskanan, haset eden bile var vallahi, kendilerine dönsün kötü enerjileri.

Her ne kadar dışarıdakilere ser verip sır vermesem de, aramızda kalsın size bir şey söyleyeyim, yabancı değilsiniz nasıl olsa: Bebeleri bu kadar dışarı çıkarmamın sebebi hiç de sanıldığı gibi değil. Ben bebelerim sağlıklı olsun, güneş görsün… zart zurt diye dışarı çıkarmıyorum, arkadaş. Niye mi çıkarıyorum? Aha bu yüzden!

arşivden bir foto

bir foto daha

Evet, evet, doğru anladınız. İtiraf ediyorum, ben evimin pasağından kaçıyorum. Topla topla bir türlü bitmeyen pasağından. Yakında pencerelerden dışarı akacak olan pasaktan kaçıyorum. Bana kafayı oynattıran, her gördüğümde sinirlerimi alt üst eden, bir ucundan tutup toplamaya çalıştığımda öbür ucundan dökülmeye devam eden pasağından… Toplamam saatler süren, yine de bir türlü bitmeyen, beni çileden çıkaran, cinnetin eşiğine getiren pasaktan kaçıyorum ben. Çarşıdan aldık bir tane, eve geldik bin tane olan oyuncakların döküntüsünden; çekmecelerden dolaplardan boşalan giysilerden, mutfak malzemelerinden; yığınlar halinde yıkanmayı bekleyen kirlilerden, sepetlere sığmayan, katlanmayı bekleyen temizlerden, bir türlü toplanmayan günlerce balkonda kalan çamaşırlardan, yığın yığın yığılan ütülerden; bir eşi sırra kadem basan çoraplardan; evde kırkayak yaşıyor izlenimi veren çift çift terliklerden, ayakkabılardan; kornişten sıyrılıp tepemize inmiş perdelerden, tüllerden, kirli- temiz bebe bezlerinden…. kısacası evimden kaçıyorum ben. Bu dağınıklığa dayanamadığım için nasıl olsa toplayamıyorum bari gözüm görmesin diyerek gözümü açar açmaz kendimi sokağa atıyorum ben. Şu aralar da kara kara düşünüyorum, havalar soğuyunca ne halt edeceğim? Bu pasakla bu evde nasıl oturacağım? Ne yapsam, ne etsem? Bir kibrit çakıp sırra kadem mi bassam?

Paylaş: