Geçen hafta pek keyfim yoktu. Belki açılırım diye bebeleri alıp dışarı çıktım. Yağmur yağmıştı. Her yer ıpıslak. Parka gitsek bebeler ıslanacak. Yürüyüş yaptık biraz. Yolda anamı aradım. Uzun yoldalarmış. Ankara’ya dedemi ziyarete gidiyorlar. Karı koca, üç çocuk. Çocuk dediklerim de 25-35 yaş arası. Aile tamam, yani bir ben yokum aralarında. Niye benim haberim yok dedim. Çocuklarla gelemem diye söylememişler. E siz söyleseydiniz de ben gelemem deseydim dedim. Mırın kırın. Anladım, iki bebeyle gelirim dememden korktular! Zaten canım sıkkındı. Sıkıntıma da sıkıntı katıldı.

Bir komşuya gideyim dedim. Belki açılırım. Birini aradım. Cevap yok. Ötekini aradım. Aaa meğer komşular bir araya gelmiş, çay içiyor. Bir bana haber veren yok. Telefonda bekledim ki sen de gel derler. Koşup gideceğimden değil de sadece duymak istedim. O da yok. Anladım, iki bebeyle gelirim dememden korktular! Zaten canım sıkkındı. Sıkıntıma da sıkıntı katıldı.

Kendimi koca dünyanın tek fazlasıymış gibi hissettim. Bir arkadaşa telefon açtım ağladım. Ben açılayım diye çıkıp geldi sağ olsun. Bizimkilerden büyük bebesiyle.  Çocuk daha kapıdan girdi. “Evimize geri gidelim,” diye tutturdu. Lan daha yeni geldin, dur bir soluk al. Yok, efendim, evine gidecekmiş. Niye? İşte. Çözmüş olayı bebe. İki dakika oturmak istiyoruz ya her istediğini yaptırır artık bu sloganla. Hadi bak oyun oynayın. İkizler de çok sevindi gelmene.

Kırk nazla üstünü çıkardı. Çocukların odasına geçti. Geçmesiyle gelmesi bir oldu. Zırlıyor. Evine gidecekmiş. Niye? Benim oğlan oyuncağını vermiyormuş. Çekip aldım oyuncağı oğlandan. Verdim. Yeter ki sussun. İki çene edeyim annesiyle.

Daha ağzımı açtım, yine zırlayarak geldi. Evlerine gideceklermiş. İyi de niye? Benim oğlan oyununu bozuyormuş. Oğlanı öteki odaya kapattım. Hadi siz oynayın.

Yine geldi. Zırlıyor. Nea?! Başka oyuncak istiyor. Oyuncak odasını kilitlemiştim. Açtım. Al, oyna, yeter ki sus.

Pilates topunu seçmiş. Üstünde zıngırdıyor. Zıngır zıngır zıngır mutfağa geldi. Tam da anasıyla iki çene ettiğimiz yere. Zıngır zıngır zıngır zıplıyor. İki adımlık mutfakta. . Zıngır zıngır zıngır… Tepemde! İçeri gidin diyorum. Anası da diyor. Yok. Zıngır zıngır zıngır… Başımızda!

Onu bırakıp biz içeri gidiyoruz. Zıngır zıngır zıngır peşimizden geliyor. Topun tepesinde! De get lan, az ötede oyna. Yok! Zıngır zıngır zıngır… Biz nereye gidersek… Zıngırdayan bir gölge gibi. İn dediğin an ağlamaya başlıyor. “Biz evimize gidelim!”

Zaten cinlerim tepemdeydi, tansiyonum da fırladı. Nefes almakta güçlük çekiyorum. Ellerim titriyor sinirden.

Bu sefer de topun havasını indirmeye taktı kafayı. Lan zor şişirdik onu. Benim herifin ciğerleri patladı. Dur etme, eyleme. Yok. Yoksa evine gider. Üzerinde zıngırdaya zıngırdaya indirdi havasını. Neyse dedim hiç olmazsa zıngırtısı kesildi.

Tam kurtulduk derken bu sefer de tahterevalliye taktı kafayı. O, benim iki bebe birden. Tepesinde. Çat çat çat. Biz nereye gidersek üçü birden. Çat çat çat. Arkamı dönüyorum, çat çat çat… Önümü dönüyorum çat çat çat… Lan içeride çatırdayın! “Hüüüüüüüüü evimize gidelim!”

Tahterevalliden nasıl vazgeçildi hatırlamıyorum. En son çığlık attım galiba. İnik topu, tahterevalliyi toplayıp odaya kilitledim tekrar. Anahtarı da yutacaktım sinirden. Büyüktü, boğazımdan geçmez diye kalkışmadım. Zaten moralim bozuk. Bir de ölmek çıkarmayım başıma.

Bir bardak çay aldık. Çocuk yine tepemizde. Mıy mıy mıy. Evine gitmek istiyor. İç şu çayı da çenen kesilsin biraz. İçti çayları. Pasta istedi. Yoktu. Evimize gidelim diye zırladı. Tatlı buldum. Verdim. Tırtıkladı bıraktı. Evine gitmek istiyor. Küçük bir kız çocuğu olmak istedim o an. Saçını başını yolayım, küçük olayım da dikkat çekmeyeyim. Koskoca kadın çocuğu dövdü dedirtmeyeyim kendime.

Bu mik mik miklerken son kozumu da oynadım: Çizgi film açtım. Onu istemiyor, bunu istiyor. Ona da tamam. Tam ortasında başka bir şey istiyor. Tek derdi anasıyla konuşmayayım. Ne derse tamam diyorum. Yeterki sussun.

Bir ara susar gibi oldu. Hemen kendimize bir bardak çay koydum. İçtik. Bir çay içimlik sesi çıkmadı. Niye acaba? Kapıdan bakayım dedim. Baktım. Sosis yastıklarımı patlatmış. Her yer elyaf. Parça parça. Mini minnacık. Bu ne yavrum? “Kar yaptım!” Şakaklarım şakladı. Rengim neye döndü acaba? Kırmızı? Mor? Siyah? Suratımı görünce evimize gidelim diye zırlayamaya başladı. Bu sefer susturmadım. Evet, artık evinize gidin! Bir daha da sen evlenene kadar gelmeyin!

Beni niye çağırmadıklarını anladım. Üstelik x2. Herkesin evladı kendine tatlı. Haklılar. Sustum.

Paylaş: