Bazen eski yazılarımı okuyorum. Ne kadar şiddet içerikliymiş bebelerim ya! Zaten gebeler girmesin diye not bırakmıştım bir ara blogun kapısına. Aradan dört buçuk sene geçti. Şimdi bakıyorum da ne kadar –maşallah- akıllı uslu oldular. İnsan gerçekten de hayret ediyor.

Ne zaman çocuklarımla övünecek olsam biri çıkıp “E huyları güzel de ondan” diyor. “Sen bir benim canavarı gör. Kolay çocukla uğraşmakta ne var?”

Zaten klasiktir bebe kötü davranışta bulunursa “Anası onu öyle yapmıştır,” güzel davranışı olursa “huyu böyledir, bilmem kime çekmiştir.” Ve bu bilmem kim de hiçbir zaman anası olmaz! Bana koskoca psikolog dedi be. İkizleri vardı. Bebeler birbirini parçalıyormuş. “Seninkiler de kavga ediyor mu?” dedi. “Yok maşallah” dedim. “Aa huyları güzel demek ki” dedi. :/ Tamam, huyları güzel olabilir de bizim hiç mi rolümüz yok ya? Ayrıca aha işte yazdım tek tek bloga neler çektiğimi. Bir doktora gidişimizi okuyun. Ya da arabaya binişimizi. Normal bir insan evladına benziyorlar mı hiç? Madem huyları iyiydi de o zaman neredeydi bu huy?

Lamı cimi yok kardeşim, huy önemli tabi ama davranışlar tamamen öğrenme. Ne öğrenirse çocuk, onu uyguluyor. Evet, anlayacağınız üzere bu yazıda biraz bilmişlik taslayacağım. Çok sık posta alıyorum, “Yetiş Secce Bacı, bu bebe beni öldürüyor! Ne yapayım?” diye. Über süper tavsiyelerimi bir yazı altında toplayayım dedim.

Öncelikle diyeceğim şu ki, şu kitabı mutlaka edinin. Bunu bana pedagog bir arkadaşım tavsiye etmişti. Ve ben çocuklarımın küçüklüğünden beri burada öğrendiklerimi uyguluyorum. Tekrar tekrar dönüp okuduğum oldu kitabı. Siz de mutlaka bakın. (Yayınevi değişmiş, Yakamozdan çıkıyor artık sanırım. İki cilt olmuş. Benimki tekti.)

indir (1)

Çocuklar davranışları edindikten sonra değiştirmek çok zor. O yüzden çocuğunuz ne kadar küçükse o kadar iyi. Hatta ben ilk okuduğumda doğmamışlardı bile. 😉 Ortada çocuk olmadan ebeveyn kitabı okumak elde malzeme yokken yemek tarifi aramaya benziyor. Hepsi uçup gidiyor. Ara ara geri dönüp bakmakta fayda var o yüzden.

Şimdi benim kendimce uyguladıklarıma gelirsek:

1. Zırlamayı ödüllendirme!

Bence en önemli kural çocuğa ağlayarak, bağırarak, çığırarak, sağa sola tekme atarak bir şey yapabileceğini öğretmemek. Elbette ağladığı, kendini yerlere attığı, sizi çıldırttığı zamanlar olacak. Mesela ben hiç unutmuyorum, çocuklar iki yaş civarındaydı. Bir gün parktan geliyoruz. Ve her parktan dönüşünde olduğu gibi ikisi iki taraftan çıldırmışçasına ağlıyor. Neymiş efendim, eve girmeyeceklermiş. Ben de alıştım her akşam aynı tantanaya, hiç oralı değilim tabi. Parkta yatacak halim yok. Susturucu da takamam. Ağlaşa zırlaşa eve götürüyorum çocukları. Apartmana girdim. O an aklıma bir şey geldi. Bir komşuya uğrayıp bir şey demem lazım. Asansörle yukarı çıktım. Çocuklar hâlâ deli gibi bağırıyor. Ben daha komşunun zilini çalmadan komşunun kapısı açıldı. Kadının kocası doktor. Evdeymiş demek ki. Bizim feryat figandan acil bir durum var sanmış adam. Bir an önce anlamak için telaşla “Ne oldu? Çocuklar mı yandı? Bir yerleri mi kesildi?” dedi. Yoo dedim. “Parktan geliyoz da.” 😉 Günlük rutinimiz buydu şekerim.

Seninki de parktan dönmeyeceğim, vay ben şunu isterim, bunu isterim diye zırlıyorsa, valla bırak zırlasın. Yapacak bir şey yok. Ciğerleri açılır. O ağladı diye istediğini yaparsan her şeyde kendini yerlere atar artık. Zırıltının fayda etmediğini zamanla öğreniyorlar. Er ya da geç.

2. Unutma, patron sensin, senin dediğin olur!

Aradan birkaç ay geçti. Bir gün yine parktan dönüyoruz. Biraz daha akıllanmış benimkiler demek ki. Bu sefer ağlayan yok. Tam sitenin kapısının önünden geçerken oğlan dedi ki “Anne biraz da şu parka gidelim.” Hemen ileride başka bir park var. O an durdum. Hayır, diyeceğim, yine kıyamet kopacak. Gidip o parkta da beş dakika oynatayım bari dedim. Sonra dedim ki bu sefer de diyecek ki biraz da şurada oynayalım. En iyisi hiç açmamak o konuyu. “Hayır,” dedim. “Eve dönme saati geldi. Artık eve dönüyoruz. İstiyorsanız yarın da o parka gideriz.” Kıyametin kopmasını bekliyorum. Kopmadı. Tıpış tıpış eve döndüler benimle.

3. Hayır, hayır demektir!

Sonra evet diyeceksen başta hiç hayır deme. Hayır, belki demek değildir. Olabilir demek de değildir. Hayır, hayır demektir. Başının etini de yese HAYIR!

Benim bu konuda şöyle bir prensibim oldu baştan beri: İstedikleri olabilecek her şeye evet dedim. “Anne, lambaya elleyebilir miyiz?” Düzenek kurdum. Yatak üstü sandalye üstü yastıklar. Ben de tuttum. Çıktılar ellediler. Konu kapandı.

Şu duvara tırmanabilir miyim? E tırman! Yapılabilecek her şeye tamam. Zaten en fazla ne isteyecekler, Allah aşkına?

Ama olamayacak şeye de hayır demekten çekinmedim. Böylece bebeler hiç hırçınlaşmadı. Çünkü her istedikleri oldu. Merak ettikleri her şeye kavuştular. Hayır dendiğinde de gerçekten olamayacağını öğrendiler. Bu konuda bana güveniyorlar.

Hâlâ da sorarlar bir şey yapmadan önce. Ve ben de evet derim. İzin vermeyeceğim diye gizli kapaklı iş çevirmelerine, kendilerini tehlikeye atmalarına, benimle inatlaşmalarına gerek yok.

4. Çocuğa zaman tanı!

Bir film izlerken en heyecanlı yerinde birisi ekranın önünü kapatsa ya da kitabın en sürükleyici anında kitap elinizden çekilse ne hissedersin? Ben deliririm! O yüzden bebelerimi hiç delirtmem. “Ekranı kapa” deme. Kavga çıkartma. “Bu son çizgi filmin, bitince ekran hakkın bitecek” derim. Ya da “Saat şuraya geldiğinde gidiyoruz!” Daha vakit var diye hiç pazarlık etmezler. Bitince de pıt pıt gelirler.

Hadi, hadi, hadi, hadi yok. Sabah okula gitmeden bir saat önce kaldırıyorum. O koskoca bir saatte yalnızca tuvalete gidiyorlar, üstlerini giyiyorlar, pijamaları katlayıp yatak topluyorlar. Toplasan on dakikalık iş yok. Ama bebe milleti işte. Bir türlü bitirip çıkmıyor ki işlerini. Süre çok olduğu için birbirimize düşmüyoruz. Baktım yetmiyor, biraz daha erken kaldırırım.

5. Problemlere ortak çözüm bulmaya çalış!

Bu sene başında çocukları devlet okuluna vermiştim. Bir şeyler oldu aldım. Küçük bir kreşe verdim. Kızım başladıktan üç gün sonra okula gitmek istemediğini söyledi. Hatta ağladı. Çok üzüldüm. Bir önceki sene hiç böyle bir problem olmamıştı. Beni çok özlüyormuş, okula gitmek istemiyormuş. Alışamadı herhalde diye düşündüm. Dil döküp ikna ettim. Ama okulda oyuncak var, arkadaş var bıdı bıdı. Ben de seni özlüyorum ama gelip alacağım falan.

Ertesi gün oğlan da ona katıldı. Her sabah okula giderdin gitmezdin kavgası çıkmaya başladı. Gidince beni özlüyorlarmış, gitmek istemiyorlar. Durup durup biz okulda çok kalıyoruz diyorlar. Yahu geçen sene de dört saat gittiniz, hiç dert olmuyordu. Yine aynı gidiyorsunuz, dört saat diyorum. Uzun kalıyoruz diye ağlıyorlar. “Nereden çıktı uzun kaldığınız?” dedim. Oğlan döküldü. “-Uzun kalıyorlarmış çünkü iki yemek yiyorlarmış okulda. Kısa kalsalar tek yemek yerlermiş.

Gerçekten de dört saatin içinde hem kahvaltı hem öğle yemeği vardı. İki kez yemek yedikleri için bütün gün orada kaldıklarını sanmış çocuklar. 😉 Uzlaşıp öğle yemeğini kaldırdık. Artık mutlu gidiyorlar, çünkü az kalıyorlar okulda. Sadece dört saat! 😉

6. Davranışlarının sonucuna katlanmayı öğrensinler!

Cıs kelime olduğu için ceza demedim, ama bence bildiğin cezanın kibar ismi bu. 😉 Bebe oyuncağını mı toplamıyor. Kaldırıyorsun kardeşim. Sana oyuncak yok. Hadi naş naş.

TV mi kapanmadı. İki gün izlemesin bakalım, bir daha pazarlığa soyunuyor mu?

Bu aralar tarihlerinin en ağır cezasını verdim bebelere. Başka bir yazının konusu, o yüzden fazla detaya giremiyorum. Tahmin edin neler oldu. Anahtar kelimeler: oyuncak, bir hafta, yuh!

7. Hareket serbestliği tanı

Adı üzerinde bebe işte. Büyük adam gibi oturmasını bekleyemezsin. Çocuğu sıkıştırma. Rahat bırak. Atlıyor, zıplıyor, koşuyor mu? Atlasın, zıplasın, koşsun.

Birkaç sene önce belki hatırlarsınız bir çalışmaya katılmıştık bebelerle. İkizlerde dil gelişimini takip etmek için ayda bir evimize ziyarete geliyorlardı. Çocuklar gelen ablaları görünce deliriyorlardı sevinçten. Hemen sevinç gösterisi yapıyorlardı. Sandalyeye tırman, oradan masaya geç, oradan tekli koltuğa atla, oradan üçlü koltuğa atla, oradan yere yuvarlan. HAHAHAHAHHA. Çok eğlenirlerdi. Gelen kızcağızlar da yürekleri ağızlarında izlerlerdi. “Ay” demişlerdi bir gün “Ne rahat annesiniz siz. Özellikle prematüre anneleri çok pimpirikli oluyor çocuklara bir şey olacak diye ilk defa böyle rahat bırakanı görüyoruz.”

-Bence kesinlikle değilim ama- dediklerine göre bu konuda çok rahatmışım. Herkes hemen senaryo yazıyor ya şuradan yuvarlanırsa ya kafasını kırarsa ya gözü çıkarsa ya bilmem ne… E olabilir tabi ama kaza bu. Ne kadar korursan yine olabilir. Çocuk yapamayacağı şeyin başına geçmez zaten. Geçiyorsa vardır bir bildiği diyorum. Ama önlemimi de alıyorum. Küçüklerken her tarafı battaniyeyle falan kaplamıştım. Büyüdükçe açtım battaniyeleri. Böyle tedbirler alabilirsin. Ama bırak rahat etsin bebe. Kısıtlanırsa hırçınlaşır.

8. Öncesinde anlaş

Markette her gördüğüne saldırıyorsa, ağlıyorsa öncesinde konuş. Sadece şunu şunu alacağız de. Kurallar bu gelmek istiyorsan gel, yoksa ben yalnız gideyim de. Orada da tutmazsa sözünü hatırlat. Dinlemiyorsa bir daha gelemez. Bitti.

Tabi bunun için biraz yaş olarak büyümesi lazım. Benimkiler her markete gidişte oyuncaklara saldırırlardı. Ben de orada oynamalarına izin verirdim. Yere yatar oyuncak oynarlardı. Birimiz başlarında beklerdik, ötekimiz alışveriş yapardık. Sonra geçiyor zaten. Hoş anı oluyor sadece.

marketten bir sahne

marketten bir sahne

bir sahne daha

bir sahne daha

9. Tutarlılık

E söylemeye gerek yok tabi, anne baba mutlaka tutarlı olacak kurallarda.

Babaları ne zaman bebelerle bir yere gitse mor bir suratla dönüyordu. Dellendirdiler beni! / Hiç laf dinlemiyorlar! / Bunlarla sokağa çıkılmaz! / Sen olmayınca cozutuyorlar!

Ehehehe

“Keramet bende değil şekerim, sen hep kuralları deldiğin için bebeler senden yüz bulacaklarını biliyor. Sana ona göre muamele ediyor.”

Baktın baba senin kurallara uymuyor, sal bebeyi başına. Biraz da o devinsin. 😉 Üç vakte kadar “Şunu nasıl yapıyorduk?” diye sormaya başlayacak, emin ol.

10. Pazarlık yok

Geçen oğlan mandalina satıyor. Üç liraymış tanesi. Pahalı diye almam dedim. Pazarlık edince beş lira yaptı. 😉

Bu kafalarla pazarlık yapılır mı hiç? Asla! Hep sen zararlı çıkarsın benden söylemesi. O yüzden ne dediysen o, üç aşağı beş yukarı olmaz. Şeker hakkı bittiyse bitmiştir. Bir tane daha yenmez.

Öff be ne konuştum.

Buraya kadar gelebildiysen kardeş, inanıyorum ki sen çok sabırlı birisin. İstersen dağı bile delersin. O yüzden bebe işini kafana takma. Halledersin, hiç kuşkum yok.

Haydi, sağlıcakla kal. Çocuklar okuldan gelecek oldu, daha yemek yapmadım. :/

Paylaş: