Ortaokula gidiyordum sanırım. Number 1 TV’de Demet Sağıroğlu çıkmıştı. Konuk sunucuydu galiba. Programın sonunda iletişim için mektup adresi verdi. Ben de düşündüm, kim Demet Sağıroğlu’na yazar ki? Yani tamam tatlı kadın da mektup yazacak kadar hayranı olabileceğine inanmadım. Lüzumsuz derecede empatik bir tipimdir, kadın için üzüldüm, adres verecek kimse yazmayacak, üzülecek diye. Oturdum ben yazdım ayıp olmasın diye toplum adına.

Türkçe defterimden birkaç yaprak kopardım ve ne yazdığımı hatırlamıyorum ama uzun uzun bir şeyler yazdım. Şimdi tabi ‘Sizi gördüm, acıdım, o yüzden yazayım dedim” denmez. Hayranıymışım gibi yazdım. Sevgi sözcükleri kullandım. Ben seni çok seviyoooreee, sana bayılıyoooree…. Bir sürü de soru sordum sahiden ilgileniyormuşum gibi.

Mektubu gönderdim. Bekle ki cevap gelsin. Üç ay geçti, beş ay geçti… Altıncı ayın sonunda ben mektup yazdığımı bile unutmuşken beklediğim cevap geldi ama hiç beklemediğim bir şekilde!

Yalnızca bir kartpostalı, üzerinde SEVGİLER yazıyor. Selcen’e bile dememiş. Ben ne bileyim bunu benim için yazdığını? Kalıbımı basarım patates baskısı yaptı. Kartpostallara bastı bastı geçti. Ve bunu yapması da altı ayını aldı!Çok bozuldum çooookkk. Ben onu düşünmüşüm, üzülmesin diye oturup sayfalarca yazı yazmıştım. Bir sürü soru sormuştum. İnsan ayıp olmasın diye bir ikisine cevap verir yahu. En azından ben de seni seviyooore falan yazar.

Neyse efendim, birine dert yanmıştım, böyle böyle oldu, ben kadına destan dizdim, kadın bana tek kelime gönderdi. Üstelik altı ay sonra… diye. “Ne bekliyordun ki? Kim bilir kaç mektup geliyordur kadına. Anca göndermiştir,” dedi. “Aman kim gönderecek ki?” dedim. “Kızım tüm Türkiye’den bir sürü seveni vardır onun. Bir sen misin yazan,” dedi arkadaşım. Yutmadık ya gargara yapalım.

İşin aslı hayranı çok olsun ya da olmasın ben hâlâ dargınım kendisine. Ya da dargındım diyeyim. Birkaç gün öncesine kadar!

(Evet, nihayet geliyoruz asıl konuya;)

Feysbuku açtığım günden beri sağ olsun sevgili takipçilerimden sürekli mesajlar alıyorum. Mümkün olduğunca da hızlı dönmeye çalışıyorum. Ama gel gör ki blogdu, evdi, çocuklardı, yemekti, yetişecek işlerdi derken birkaç haftada bir açabildiğim bile oluyor mesaj kutumu. Her açtığımda da en tepeden cevaplamaya başlıyorum, ne kadar cevaplayabilirsem işte.

Bir sonraki sefere yine en tepeden cevaplamaya başlıyorum, bu arada önceki seferde altta kalmış olanlar iyice alta gömülüyor. Vakit bulduğumda enkazda kalanlara ulaşmaya çalışıyorum ama yüzlerce maili aşağı kaydırıp onlara erişmem çok zor oluyor.

Zamanla enkazdaki kitle büyüdü, büyüdü, iyice kemikleşti. İçim de içimi yiyor ha, dönmedim insanlara, kim bilir ne demişlerdi diye. Geçenlerde bir gün annem bebelere bakarken hiç çalışasım yoktu. Dur kız dedim şu mesajları bir cevaplayayım hazır fırsat bulmuşken.

Yine yukarıdan başladım yazmaya. Yüzlerce mesajı kaydırıp aşağı doğru iniyorum. Tam o sırada bir tuş gördüm, OKUNMAMIŞ diye. Tıkladım ki yihuuuuu sadece okunmamış mesajları getirdi karşıma. Aman nasıl sevindim, nasıl sevindim. Yine yukarıdan başladım cevaplamaya.

Marta gittim, şubata, ocağa, aralığa, kasıma…. Bir buçuk senelik mesajlar duruyormuş iyi mi. Sahipleri hâlâ hayattadır inşallah diye cevaplamaya başladım hepsini.

Bana ne mi yazılır? Söyleyeyim:

* Karşılıklı reklam/tanıtım talebi, yardım ricası, istek parçası, gönderenler ya da sayfamda sorusunu yayımlamamı isteyenler: Çok çok çok özür dileyerek hiç birine yer veremiyorum. Aslında verebilmeyi çok isterim. Özellikle yardım taleplerine. Ama o kadar çok geliyor ki birini yazsam ötekini yazmasam olmuyor, hepsini yazsam bana yer kalmıyor. :/

Bir ara sorulara yer vereyim dedim, Beşiktaş’tan Sultanbeyli’ye hangi otobüsle gidebileceğini bile soran çıktı. Ya da “Altı haftalık gebeyim. Sanki çocuğu hissediyorum. Çok erken değil mi? Sor bakalım takipçilerine onlar kaç haftalık hissetmişler. Bu hissettiğim çocuk olabilir mi yoksa başka bir şey mi? Başka bir şeyse ne olabilir?” tipinde sorular bile geldi. Anlayacağınız soru konusunda ipin ucu bir türlü ayarlanamıyor. Çok çok özel bir şey olmazsa paylaşamıyorum o yüzden.

* Çocuklarıyla ilgili soru soranlar: Konuyla ilgili bilgim varsa tabi ki de paylaşıyorum. Ama benim bilgim ne kadar olabilir ki? Sadece absürd anne çocuk hikayeleri yazan biriyim. Konuyla ilgili kitap biliyorsam ya da bildiğini düşündüğüm biri varsa yönlendiriyorum. Bu konuda benden çok bir şey beklememenizi umuyorum. Özellikle tuvalet eğitimi soruları için en b.ktan tercihim, haberiniz olsun. Elime yüzüme nasıl bulaştırdım o işi biliyorsunuz. 

* “Seni seviyoruz Secce Kuzuuuuuu” / “Her gün bakıyorum neler yazmış diye” / “Günümün neşesisin” / “Bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün” diyenler. Favori mesajcılarım. 😉 Acayip motivasyon sağlıyorsunuz benim için. Tekrar teşekkür ederim.

* Bir mesaj atıp cevap gelmeyince, “İki takipçin olunca amma da şımardın, cevap bile vermiyorsun,” diyenler, ehehehe valla durum bildiğiniz gibi değil.

* “Niye sana yazdım bilmiyorum / bir sen anlarsın diye düşündüm / çok büyük bir derdim/sevincim var” diyerek içinde bulundukları durumu paylaşanlar: Yanınızda olup size sarılabilmeyi çok isterdim. Hatta bir çay koysak da iki çene ederek dertleşebilsek. Hiç tanışmadığımız halde benimle paylaştığınız için teşekkür ederim.

* “İkiz beklediğimi öğrendim” diyenler: Ehehehe. En sevdiğim gruplardan biri bu. İkizlik hormonu sayfamdan bulaşıyor sanırım. O kadar çok ikize hamile kalan çıktı ki sayfayı takip edenler arasında. Genelde ben dönene kadar ikizler doğup yürümeye başlıyor ama neyse. 😉 Beklemeyi hiç sevmem zaten.  😉

* Eski dostlar: Ayy bayılıyorum, bayılıyorum bu gruba da. “Bir arkadaş bir blog tavsiye etti, girdim ki bizim kızmış,” diye başlayan eski dost mesajları. En son anneannemin köylüsünden mesaj aldım “Gıııızzzz sen buralarda büyüdün, el kadarıdın” diye. 😉 Harikaydı.

* Ürün satmak isteyenler ya da bir ürüne üye yapmak isteyenler: Çok teşekkür ederim, tanıdık ağıyla satılan ürünlerle ilgilenmiyorum. İlgilensem de tapırverci komşum, avoncu arkadaşım, ersağcı akrabam… var. 😉

İşte böyle böyle yüzlerce mesaj cevapladım. Bir çoğuna “???” şeklinde cevap geldi. Hiç şaşırmadım. Unutmuşlar tabi bana yazdıklarını. 😉

Neyse herkesten tek tek özür diledim geç cevaplar için. Atladığım varsa buradan tekrar özür dilerim.

Bana ulaşmak isterseniz secce81@gmail.com en hızlı ulaşım yolu. Feysbuktaki mesajlara yazdığım cevapların geri dönüşleri biter bitmez mesaj butonunu kaldırmayı düşünüyorum. Gerçekten yetişmekte çok zorlanıyorum. Kimseyi cevapsız bırakmak da istemem. O yüzden kesin çözüm yapacağım. 😉 Ya da patates baskısına geçerim artık. Acilen bir şey yapmam lazım.

He bu arada Demet Sağıroğlunu da affediyorum. Haklıymış kadın. 😉 Kim bilir kimler yazmıştır ona tüm Türkiye’den. Bir duyarlı vatandaş ben miyim şekerim. 😉

Paylaş: