(Bu yazı çok zamandır taslakta duruyordu. Çaktırmayın. 😉 )

İkizlerle gündelik hayatın 5-6 yaş kategorisini açtım, fark ettiniz mi? Yeni bir kategori açarken çok duygulanıyorum. Vay be bitmiş koca sene diyorum. İnsan inanamıyor. 0-2, 2-3, 3-4, 4-5 derken 5-6 oldular, iyi mi? Her ne kadar 5-6 yaş kategorisi açsam da bugünün yazısı 4-5 yaşla ilgili. Şimdiye kadar utanıp yazamamıştım, milletin gözündeki “mikemmel ana ve mikemmel veletler” imajımızı sarsmak istememiştim ama artık durum normale dönüp tekrar mikemmelleştiğimize göre yazabilirim.

Efendim, dört yaşa bizim oğlanın ağzının bozukluğu damgasını vurdu. Yok öyle okkalı, sunturlu küfrü yoktu tabi ama sürekli pippiler, poppolar huhahahalar. Dört yaş döneminde “ayıp” kelimelere bir meylinin olacağını biliyordum, hiç üstelemedim ama benim tam bir İstanbul beyefendisi olan sevgili herifim çok sinirleniyordu. Ya dedim, üstüne düşme, bebedir geçer. Üstelersen inadına yapar. Sözde üstelemedik, etmedik ama var ya bütün yıl beni yerin dibine soktu durdu. Bir de üstelesek ne olurdu?

Bir gün oğlanın bir rahatsızlığı vardı. Sağlık ocağına gittik birlikte. Yolda giderken camı kırık bir bina gördü. Eski, terk edilmiş bir bina. Her camını taşla indirmişler. Çok ilgisini çekti. Üzerine konuştuk filan. Neyse. Gittik sağlık ocağına. Doktorun yanına girdik. Doktor da çok sert duruşlu bir adamdı. Benim oğlan geçti karşısına “Doktor amca, sen yoldaki kırık camları gördün mü?” dedi. Adamın çok hoşuna gitti tatlı tatlı konuşması.  Yumuşadı herif birden. “Aa görmedim, yolda kırık camlar mı var?” dedi. “Gel göstereyim sana,” dedi oğlan. “İşimiz bitsin de geleyim,” dedi doktor.

Böyle mutlu mesut muhabbet ediyorlar. O sert doktor gitti, babacan bir adam geldi yerine. Gülümsüyor filan. Ben de gerim gerim geriniyorum, Allah’ım ne sevimli, ne tatlı, ne sosyal çocuk yetiştiriyorum falan diye. O sırada oğlan doktora dönüp “Yolda bi kuş b.k yapmış,” dedi.  Doktor afalladı. Böyle sevimli, tatlı bir çocuktan böyle galiz bir laf beklemiyor tabi. “Ne yapmışşş?” dedi. Benimki kendinden emin cevap verdi: “B.k!”

Öhöhöhöh oldum ben. Konuyu değiştirmeye çalıştım. Doktor sert bir tavırla “Senin gibi güzel bir çocuğa böyle çirkin bir kelime kullanmak yakışmıyor,” dedi. “Büyük insanlara da hiç yakışmıyor (burada mesaj banaydı sanırım), ama küçüklere hiç hiç yakışmıyor. Bir daha kullanma tamam mı?”

Benim oğlan baktı, çok ilgi gördü lafı. En sevimli tavrıyla konuştu: “G.t!”

Doktorun gözü yerinden fırladı.

AAAA delirecektim. Annecim, mannecim, araya girdim ama bir kere kantarın topunuzu kaçırdı küçük herif.

Doktor iğrenç bir şey görmüş gibi yüzünü buruşturup “Çok çirkin bir kelime o” dedi.

Oğlan da gaza geldi: “G.t, g.t, g.t”

Var yaaa, delleneceğim. Ama oğlum, güzel oğlum falan. Adam kesin demiştir ki bu karı da böyle konuşuyordur, o yüzden bebenin ağzı bozuk. Yok valla doktor bey, hiç boşuna b.k atmayın bana, hayatta çirkin sözler ağzıma almam ben!

Oğlan hepten şımardı.

“Annea, zort kaçırayım mı puhahahhaha! Zort zort zort. Puhahahha.”

Var yaaa, adam kıpkırmızı oldu. Ben mosmor. Bıliş oğlan pembe ve mutlu. Nasıl muayene olduk, nasıl aldım kaçtım bebeyi hatırlamıyorum.

Eve gidene kadar da epey kalayladım. Bir daha böyle çirkin kelimeler kullanırsan pippine şey aman ağzına biber sürerim bile dedim. Ay rezil etti beni yaa!

Eve girdik, bir iki gün geçti. O sıralar apartmana yeni bir komşu taşındı. Adam işten geliyor sanırım. Biz de parktan dönüyoruz. Adam oğlanın saçlarının lülelerine dokundu. “Sen ne yakışıklı şeysin, adın ne bakiiim?” dedi.

Oğlan nazlı bir edayla dönüp cevap verdi: “K.ç amca!”

Adam afalladı. Yanlış anladığını düşünmek istedi sanırım. Şahsen ben de yanlış anlaşıldığını ümit ediyordum. “He? Neymiş adın?” dedi. Cevap aynı: “K.ç amca!”

Var yaaaaa… Magmaya kadar indim, bir daha da çıkamadım. Çeke sündüre bebeyi eve soktum.

İşte böyle bütün senemiz ekmeğin arasına poppo koyup yemeler, zort kaçırmalar, pippiler, kakaçlar, çişler ve huhahalarla geçti.

Şimdi geriye sadece huhahahası kaldı. Hatırlayıp hatırlayıp gülüyorum. Bakalım ne kadar sürecek bu sırıtışım.

Paylaş: