Ay kaç gündür yazının başına geçeceğim diye uğraşıp durdum, bilgisayarı bile bir türlü açamadım. Cumartesi misafirim vardı. Pazar bebeleri gezmeye götürdüm. Pazartesi ulusal temizlik günü. Salı 23 Nisan töreni. Nihayet Çarşamba. O da çarşafa dolanmak üzere. TEOG dolayısıyla bebeler başımda! Saat 12 olmuş hâlâ tek cümle yazamadım. Önceden iki bebekle nasıl yazı yazıyordum acaba?

Baktım olacak gibi değil, bebelerden birini komşuya ötekini de sokağa saldım. Onlar gelmeden acilen yazıyı girmeliyim. (Komşuya giden 3. dakikada ağlayarak döndü. Neyse sessize aldım bebeyi, içeride oynuyor. 😉 )

En son ne yazmışım bakalım:

“Ertesi sabah havaalanına gittiğimizde hâlâ en büyük boy aksiliğin olup Evropa seyahatimin suya düşmemesine hayret ediyordum. Meğer kader asıl olayı İtalya’ya saklamış da haberim yokmuş!”

Hmm.

Havaalanına bir gittik ki izdiham! Anam evde oturan bir bizmişiz, herkes yollarda valla. Bu arada biletin en ucuzunun ucuzunu aldığım için valiz hakkım yok. Halil İbrahim sofrası sırtımda. Bacım iki parça eşya almış. Oh. Fır fır geziyor etrafta. Benim hem yiyecekler hem eşyalarım tepemde. Bir de evhamlı tipim. O da lazım olur, bu da lazım olur, ne bulduysam tepmişim çantalara. İki büklüm halde dolanıyorum havaalanında. Kendimi bir oturağa zor attım. Bacım kayfe ısmarlamayı teklif etti. Malum pasaport arası uçak biletli kayfe keyfiyle check-in yapmalı saatler. Geeet dedim.  Bir kerem bilet ucuzun da ucuzu. Gören uçağın kuyruğuna bağlanıp gideceğimi sanır. Ayrıca pasaporttaki resmim rezil. Evropa’ya temizliğe gidiyor gibi çıkmışım. Hadi onları uzaktan gösterdim desem bir de kayfeye para verilecek. Zaten sıra çok diye on-line check in’e bilet parası kadar para bayılmışım. Bir de üzerine kayfeye para verirsek boğazımda kalır o. Git dedim sen istiyorsan iç, benim teşkilat tamam. Çıkardım çantadan ekmek üstü piynir yedim. (Şimdi dikkatli okuyucu diyecek ki, bacım, ekmek üstü piynir nereden çıktı, almamıştın ki yanına. Efendim, ufak bir açıklama yapayım: Su böreği sipariş ederken Allah biliyor ya hazır Evrupa’ya gitmişken bizim müstakbel geline de uğrarız  diye düşünmüştüm. Koskoca hanımanne olarak eli boş gidecek değiliz a. Ama gel gör ki İngiltere’ye artık bu vizeyle girilemiyormuş. (Eyyy İngiltere….! Bu kazığını unutmayacağım!) Koca tepsi elimizde mundar olmasın diye piynir ekmek karşılığı anamla değiştirdim böreği.)

IMG-20170402-WA0002

Mmmm…

Bu arada çaktırmasam da çok gergindim. Yolculuk beni her zaman germiştir. Ama çocuklardan sonra hepten kaygı bozukluğuna bağladım. Kafamda kırk senaryo dönüyor. Ya ucuz etin yahnisi gibi ucuz uçak da havada kalırsa… Ya şöyle olursa ya böyle olursa…

Neyse şükür bindik uçağa. Didiyooooozz. Kaygıdan o kadar okudum üfledim ki günün hava trafiği güvenliği dualarımın hatırına sağlanmış bilem olabilir. 😉 Hava açık, 2,5 saatlik yol, zengin menü çeşitleriyle asdfjhafh. Tabi ki almadım. Bu kışı bile havada geçirebilirim, erzak tamam. 😉

Hava açıktı açık olmasına ama Bologna acayip bulutluydu. İnişe bir geçtik ömrümden ömür gitti. Bembeyaz her taraf. Kalın kalın bulutlar. İn in bitmiyor anacım. Tamam dedim şimdi bindireceğiz bir yere. Hoplayıp zıplıyoruz resmen koltukta. Mideme ağrı girdi. Sağ selamet indik şükür.

Havaalanından çıktık. Bir taksiye adresi verdik, gidiyoruz. Hâlâ başıma bir iş gelmedi. Çok ilginç. Gittik, gittik, gittik, şehirden çıktık, bir dağ başında ilerliyoruz. Uzakta çiftlik evleri var. Yemyeşil. Mutlulukla sağa sola bakıyorum ben. Taksi bir cebe girdi, aha geldik otele. Araç girişinde bekliyoruz. Kapı açılmadı bir türlü. Neyse dedim ya, ağzına kadar girmemize gerek yok otelin. Zaten taksimetre çok yazdı. Yürürüz kalanını.

IMG_20170402_151409 (1)

Otel girişi

Taksici kadına parayı verdik. İndik. Kadın tekrar caddeye çıkmak için manevra yapıyor. Bu arada otelin kapısında bir tuhaflık var. Kapıda zincir takılı ve üzerinde CHIUSO yazıyor. Ne demek olabilir acaba? Hmmm.

Screenshot_2017-04-26-11-42-29-954

Otel girilemeyişi

O an akıl edip hızlıca geri döndüm, yola çıkmaya çalışan taksiciye dedim ki “Şey pardon bacım, kapıda ne yazıyor?” “Kapalı” yazıyor dedi kadın.

HÖ?

KADIN BİZİ KAPISINDA KAPALI YAZAN OTELE BIRAKMIŞ GİDİYORMUŞ. PES!

Allah’tan geri yakaladım kadını. Dur bacım bizi bu dağ başında bırakıp nereye gidiyorsun dedim. Hele bir ara şu numarayı dedim otelin kağıdını çıkardım. Bu arada söylememe gerek var mı, en ucuz telefon tarifesini kullanıyorum ve yurt dışında çekmiyor ahahhahahah. Ayrıca internetim de yok. Ahahhahahha.

Kadın oteli aradı, aradı. Cevap vermiyorlar.

RESMEN KAPALI!

İyi de en az son beş senedir bizimkilerin kaldığı otel. Altı ay önce yerimizi ayarladık. Daha geçen ayın içinde vize için otelle yazıştık. Ne ara kapandı da gitti otel?! Üstelik parasını da ödedik. Üstüne üstelik otelin parasını ödedik diye yanımıza ona göre para aldık. Daha da üstüne üstelik bir dağ başındayız, etrafta kim kimse yok ve taksi de başka bir çağrı alıp çüüzz diyerek bizi makûs kaderimizle baş başa bırakıp gitti. Cep telefonsuz, internetsiz…

 

DAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAANNN!

 

Peki bundan sonra ne oldu? Secce Kuzu “Ödedim lan parasını, ne demek kapanmak!” deyip otelin çitlerine tırmanıp içeri atlamaya çalışırken polise yakalanıp vize günlerini nezarette mi geçirdi? Başka otele verecek parası kalmadığı için otelin önünde kurduğu çadırda yaşamaya başlayan Secce Kuzu’nun sırt çantasındaki salamla kaşarın kokusunu alan bir ayı Evropa hikâyesinin son paragrafını mı yazdı? Telefonla haberleşemediği için dumanla taksi çağırmaya çalışan Secce Kuzu ormanla birlikte kendini de mi yaktı? Ne oldu acep bu kadına?

 

Çok yakında. 😉

 

Paylaş: