Gelelim Secce Kuzu İtalya’da adlı iştah açan, nefes kesen, önce insanın suratındaki gülümsemeyi donduran, ardından PUHAHAHHAH dedirten yazı dizisinin son bölümüne. Yani umarım sondur. Yazının gidişatına göre bakacağız artık. (Önceki bölümler için bkz. 12.) Şimdi en son ne yazmışız önce onu hatırlayalım:

Hmm. Kapalı otelin kapısında dikilip ne yapacağımızı düşünürken taksici de basmış gitmiş. İki bacı dağ başında yalnız kalmışız. Üstelik otel parasını önceden verdiğimizden kelli yeni otel için nakit sıkıntısı çekiyormuşuz. Bir de bu arada cep telefonumuz ve internetimiz yokmuş.

VALLAHİ KORKUNÇ! ?

Sonra ne mi oldu? ?

Anlatayım:

BACIM DELLENDİ! ?

Vay nasıl olurmuş böyle iş! Nasıl kapanırmış otel! Paramız ne olacakmış! Dağ başında kalmışız! Zaten yorgunmuş!

RELAKS dedim yav RELAKS RELAKS!

Tabi ben alışığım her işimde bir terslik çıkmasına. O yüzden gayet olgun karşıladım durumu. Dur hele iki lokma yiyelim de kendimize gelelim, sonra düşünürüz ne yapacağımızı dedim. Hemen çantamdan seccade niyetiyle getirdiğim örtümü çıkarıp serdim. Üzerine de mis gibi soframı kurdum. Oh! Bir de semaver getireymişim yanımda, ona hayıflandım doğrusu.

“Gel kız” dedim “gel iki lokma ye de aklımız başımıza gelsin.”

Bacım sinirden duman çıkarıyor. Vay ne yapacakmışız şimdi!

Dedim hele dur bakalım, kavaktan öte yol gider. Burada otel varsa elbet etrafta da vardır. Yürürüz biraz, ilk otele gireriz.

Ama bacım dinlemedi beni. Çıkardı telefonunu yurt dışına açmaya çalışıyor. Ben de akşama mangal mı yaksak diye düşünüyorum. Çatır çatır bu uğraşıyor telefonuyla amaaan. Vakit daha gündüz vakti. Akşam olmaya buluruz elbette bir yer.

Karnımı doyurdum, Allah’ıma şükrettim. Bir ekmek arası kaşar da bacıma yaptım. İçini bastırsın. Zorla tutturdum eline. Sinirden burnundan soluyor.

Allah için ben rahattım doğrusu. Tabi karnım doyana kadar! Karnım doyunca beynim çalışıp senaryo üretmeye başladı! Bu arada uzaktan bir yerden itlerin havlamaları duyuluyor. Nereden geldiğini bir türlü anlayamadım. Bir grup it bağırışıp duruyor. Ay köpekten de çok korkarım ha. Gelirlerse ne yaparım diye düşünmeye başladım. Aç oluyorlarmış bir de. Benim erzağı yiyorlarmış! Abariii!?

Sonra bir senaryo daha geldi aklıma. Kime İtalya’ya gideceğimizi söylesem cüzdanınıza dikkat edin diyordu. Dedim ki yav şimdi biri gelse, çantamızı alıp gitse! Aha! Ya bize bir şey yapsa! Ya bebelerim öksüz kalırsa hüüüü.?

Çıkınımı topladım, bir olay mahallini araştırayım bakalım. Etrafta kimsecikler yok ama uzakta binalar var hmmm. Yürüyüp bakalım, mutlaka başka bir otel olmalı civarda. O an yine beynim senaryo yazmaya başladı. Tam da Bates Motel‘in son sezonunda insanın başına gelecek iş mi şu ya! Ya yeni otelde manyak varsa, deli varsa, psikopat varsa. Bizi gömse şu ormana kim bulur Allah muhafaza!?

Biraz yürüdük. Bu arada cadde çok işlek. Durmaksızın arabalar geçiyor. En kötü ihtimalle birinin önünü keser yardım isteriz diye düşünüyorum. Az biraz yürüyünce bir yer bulduk. Oto bakım gibi bir şey. İçeride iki adam var. Güvenlik kıyafetli. Dur şunlara bir soralım dedim civarda otel var mı diye. Daha ben içeri adımımı atar atmaz iki adam bağırdılar. İtalyanca bir şeyler söylüyorlar. Anladık içeri girmek yasakmış. E tamam da yani bu tepki ne be! Yardıma ihtiyacımız var kardeşim dedim. No ingliş dedi. Bir problemo var dedim. Otel arıyoruz otel otel!

Otel yok dedi. Haydaa. Türk usulü “Hiç mi yok?” dedim. No dedi. Bak var da söylemiyorsan….?

E dedim bari bir taksi çağırın. Kaldık dağ başında. Adam bana taksi numarası veriyor seven, five, nine… Bir arasanız dedim, hiç olmazsa yeri tarif edersin. Ben ne diyeceğim taksiye? Neredeyim? Hâlâ seven, five diyor. Ne kıymetli kontörü varmış. ?

Kös kös otelin önüne geri döndük. Bacım hâlâ telefonunu uluslararasına açmaya çalışıyor. Ben akşama ne pişireceğimi düşünüyorum. Alışkanlık işte. Bu arada bacım hattı açmayı başardı! Yihuuu! Türkiye’ye haber saldı. Bize otel bakın dedi. Ben o sırada bizim otelde bir hareketlilik gördüm. Aha! İçeride bir adam var. Yihuuu! El kol sallıyorum, Hellooooo, bi bakaleeeee!?

Bir adam geldi. Güvenlik. Belinde silah var, ayy Allah korusun.  Yardımcı olur bize inşallah. Kardeş biz otele para ödemiştik. No English. Ne demek No English abi. Para ödedik diyom para paraaaa. Kiminle muhatap olcam ben? No English. Otel hazır diye geldik abi napcaz bu dağ başında? No English. Başlarım No English’e. Bir taksi çağır bari. No English. Adam geri gitti.?

Biz yine kaldık kös kös. Bu arada Türkiye’den haber geldi. Bir otel bulundu. Fuar vakti tabi. Otel bulması güç. Zaten küçücük yer. Biraz pahalı bir otel. Aman neyse dedim, bir çatı bulup girelim de. Parası batsın. Ama oraya nasıl gideceğiz? Yoldan vızır vızır araba geçiyor ama bir taksi yok. O sırada oteldeki güvenlik geri geldi. Elinde bir kağıt uzatıyor. Taksi kartviziti. Ayyy sağ ol emmicim yaa. Sevindik valla. Bizim yerimize arar mısın dedik. Malum, olduğumuz yeri nasıl tarif edeceğiz taksiye. No İtalyano biz.

Telefonumuzu uzattık. Adam aradı, anam bir çenesi düştü, bir çenesi düştü, tabi telefon bedava! Ne anlattı bilmiyorum. Konuştu, konuştu, konuştu… Uluslararası ödeyeceğiz ücreti aloooo, kısa kes, yarenlik etmenin sırası mı? Adam hâlâ konuşuyor. En sonunda şükür, helalleştiler, kapattı telefonu, seven minutes gibi bir şey dedi. Yedi dakikaya gelecek taksi diye yorduk. Hadi bakalım inşallah. Adam döndü gitti.

Biz de umutla beklemeye başladık. Bekledik, bekledik, bekledik…. Gelen giden yok. Bacım yine sinirden duman çıkarıyor. Ben kuru yemiş atıştırıyorum yolun kenarında. Vay be bloga amma malzeme buldum diye mutluyum. Birazdan taksi gelecek, her şey normale dönecek… Tabi gelirse!

Ha geldi ha gelecek taksi diye bir saatten fazla bekledik. Baktık, beklemenin sonu yok, adamın aradığı numarayı bir de ben çevirdim. Bir kadın çıktı. Yes English! Şükür. Dedim neredesiniz bacım direk olduk güneşin alnında. Taksi gelecek dediniz hâlâ yok. Adresi veriyorum LA Siperoooo, kadın anlamaya çalışıyor. Neyse anlaştık. Geliyor taksi dedi. Biz yine beklemeye geçtik. Bekle, bekle, bekle…. Alamanya’dan mı çağırdık taksiyi nedir, bir türlü gelemiyor.

En son yola çıktım, bir taksi görürsem çevireyim dedim, bacım “Boşuna uğraşma taksi yoldan almaz” dedi. Allah Allah. Taksimetre açmam dese anlarım da yoldan almaz ne demek be. Yolun kenarında bir yandan fındık fıstık yeyip öte yandan bir gözümle çevirecek taksi arıyorum öteki gözümle çağırdığımız taksi geliyor mu diye bakıyorum. Yok valla.

Beklemekle olacak gibi değil. Bacıma dedim yürü bari, şu yollar elbet bir yere çıkar. Bekle bekle ağaç olduk. İşin kötü yanı yol kenarında yürüyecek yer de yok. Tam o sırada bir taksi gördüm. Boş. El ettim adama. Kafa salladı olmaz diye. Devam etti. Bacım dedi ben sana demiştim, yoldan almaz diye. Ben mahzun mahzun adamın arkasından bakarken, adam durdu, biraz bekledi. U dönüşü yaptı geri geldi. HAY ÇOK YAŞA BE!?

Adama adresi verdik. Rahat bir nefes aldık. Şükür Allah’a. Otele vardık. Resepsiyonda kadın anlatıyor işte otelde şu var bu var, tek gece fiyatı şu, vergisi şu. Tamam dedik ya kısa kes. Sefil haldeyiz zaten. Kendimizi yatağa zor attık.

Biraz yatınca kafamız çalışmaya başladı, otelin fiyatını hesaplıyoruz. Önceki otelin 1,5 katı oda fiyatı. Süper matematiğimi konuşturdum. E yarıya böleceğiz nasıl olsa. Kişi başı çeyrek birim artacak fiyat. Bir önceki oteli de ödemiştik. Tahminimizden epey fazla oldu otel parası ama neyse, boş ver. Kırk yılın başı geliyoruz zaten. Bir şey olmaz. Anı olur.

Çok dert etmedim otel fiyatını. Keyfimizi kaçırmaya gerek yok. Ta ki son gün ödemeyi yapmak için lobiye gidene kadar!

Meğer oda fiyatı sandığımız şey tek kişilik ücretmiş!

DAAAAAAAAAAAAAAAAAAAANNN!

Üstelik kahvaltı da bu ücrete dahil değilmiş!

DAAAAAAAAAAAAAAAAAAAANNN!

?????

Bir de onların parasının bizimkinin yaklaşık dört katı olduğunu hesaplayın!

Daha fazla konuşamiyciim.

 

 

Not: İtalya’da yediğimi, içtiğimi anlattım, gördüklerim de bir sonraki yazıya kalsın. 😉

Paylaş: