Var ya hayatta en çok korktuğum şey emanet bebe. Çocukların arkadaşları geliyor, benimkiler gidiyor, aklım çıkıyor ha. Emanetin canı gözünde olur derler.  Allah korusun! Neden korkarsan başına o gelir derler ya. İşte benimki de o hesap, yine korktum, başıma geldi!

Dün temizlik yapıyorum. Cinlerim tepemde. Çok da yoruldum. Arkadaş aradı sana geleyim diye. Arkadaş dediğime bakmayın, yakın dostumdur. Bebeler büyürken ne zaman başım sıkışsa telefon açar, ağlardım, atlar gelirdi hemen, sağ olsun. Ayağımıza birer bebe alır, sallarken karşılıklı çay içer, çene çalardık.

Onun gelişine temizliği yetiştireyim diye hızlı hızlı yaptım, koştur koştur, canım çıktı. Neyse arkadaşım geldi. Kırklı bebeği var. Daha yeni yeni evden çıkıyor, onun mutluluğunu yaşıyor. Bebeği içeri yatırdık, salonda çene çalıyoruz. Böyle böyle epey zaman geçti. Onun kızı okuldan çıkacak, gidip onu alayım da geleyim dedi. E iyi. “Elim kolum boş, rahat rahat giderim” dedi. Ne demek istiyorsa anlamadım ama başımı salladım.

Arkadaş evden çıktı, ben de olduğum yere kıvrıldım. O an da güneş açtı, üzerime düştü, oh. Sabah da erken kalkmıştım, yoruldum da o saate kadar, tatlı bir uyku çöktü üzerime. Tam da güzellik uykusu saati ha. Uyku beni çağırıyor! Bir an içim geçer gibi oldu, bir bebek ağıdı duydum. Viyak viyak. Küçük bir bebek. “Allah Allah, nereden geliyor acaba bu ses?” Kesin komşulardandır.

Ben hâlâ uyukluyorum, bebek ağlamaya devam ediyor. “Yazık” dedim ya “bi ilgilenmediler bebekle.” O sırada kapı çaldı. Benim bebeler geldi. Öpüştük, koklaştık. Bebeler içeri geçti, ben mutfağa gittim. Bebek de hâlâ ağlıyor. Toplasan sadece birkaç dakika oldu ama huzursuzlandım iyice. Apartmana çıkıp baksam mı kimin bebeği acaba diye dedim, o an kız koşarak yanıma geldi. “Annecim içeride bir bebek ağlıyor!” Hayırdır inşallah, ne bebeği, derken kafam dank etti! Arkadaşın bebeği!

Pes! Yemin ederim pes! Tamamen unutmuşum ben bebeği. Geldiğinden beri kaç saattir içeride uyuyor tabi. Alışık değilim anacım ben uyuyan bebeğe. Her beş dakikada bir kendini hatırlatmalıydı benimkiler gibi.

Stresten tansiyonum fırladı. Koştum kucağıma aldım hemen. Nasıl da sinirlenmiş bebek. Söylenip duruyor bana. Vay canım vay, haklısın, haklısın. Secce teyzen unutmuş bebek bakmayı. Kusura bakma. Vay vay vay. Haklısın, haklısın, çok özür dilerim. Öptük, okşadık, hoplattık, bir daha yapmam diye söz verdik, sakinleştirdik hanımı.

Derken anası geldi. Vukuatı anlattım. “Neyse ben de senin oğlan küçükken kafasını yanlışlıkla kapıya vurmuştum” dedi. Ay evet, hatırladım. Bir hafta boyunca her gün telefon açıp özür dilemişti. Oğlanın kafasının sağlam olduğuna ikna edene kadar canım çıkmıştı. 🙂

Dünden beri kafam senaryo yazıyor. Hepi topu anası on dakika bıraktı ama ya başına bir şey gelseydi. Ya benim bebeler gelmeseydi, benim jeton düşene kadar ağlamaktan katılsaydı bebe. Ya kussaydı da fark etmeseydim. Ya deprem olsaydı, unutup evde bıraksaydım. Ya şu olsaydı, ya bu olsaydı… Dünden beri kafayı çizdim. Yok anacım yok, emanet bana göre değil. Kulağıma küpe olsun. Bir daha emanet bebek kabul etmeyeyim, bir de B12’me baktırayım. Bunu da yazayım şuraya da unutmayayım. 😉

Paylaş: