Mutlaka anlatmışımdır, çocuklar milyon yıldır eve hayvan istiyor. Ben de anamdan aldığım terbiye üzere yok diyorum anacım. Evlenince evinize ne istiyorsanız alırsınız. Yeni bir canlı sorumluluğu istemiyorum üzerimde. Size zor bakıyorum ben. Ben bakmayacakmışım ki onlar bakacaklarmış. Hee hee. ?

En son teyzeleri memlekete giderken kuşunu bize emanet etmek istedi. Çocuklar söz verdiler bakmaya, yemini suyunu verecek, kafesi tertemiz tutacaklarmış. Benim elim sıcak sudan soğuk suya değmeyecekmiş. Tamam dedim ne diyeyim.

Ama teyzeleri kuzenimizin daha iyi bakacağını düşünüp ona götürdü kuşu. Bizim evden kuşun gittiğini söylemeyi unuttum çocuklara. Olay gününden yaklaşık on gün sonra oğlan birden “Ben kuşu besleyeyim, teyzeme söz verdik, ona iyi bakmalıyız,” dedi. Asdjffjgh. Kuş mu kalır on güne lo! ?

Sizin neyinize güvenip ben eve kuş alayım diyordum ki kuş kendi uçup geldi. Ama tabi yine hiç olmadık biçimde!?

Yazın tatildeyiz. Çocuklar gece vakti amcalarıyla dolaşmaya gittiler. Daha çok zaman geçmemişti ki geri döndüler. Kucaklarında bir kuş! Sahilde kumların üzerinde bulmuşlar.

Minik bir bebek. Yuvadan düşmüş desek ağaç yok sahilde. Kumların üzerindeymiş. Yazık kim bilir başına ne geldi.?

Bir sepetimiz vardı. Kızım hemen pofuduk hırkasını koydu. Yatırdık onun içine. Uçamıyor daha.

“Annecim, biz bakabilir miyiz buna?” dediler.

“Tabi bakabilirsiniz. Sokağa atacak değiliz ya.”

Nasıl sevindiler anlatamam.

“Kaaaar artık bizim de bir ev hayvanımız oldu, farkında mısın?”

“Evet kar çok mutluyum. Benim odamda kalsın.”

“Bir gün senin odanda bir gün benim odamda olsun.”

“Tamam kar. Annecim, biraz büyüyünce uçmayı öğretir miyiz ona?”

Asdkjffjg. ? Tabi, neden öğretmeyelim. Önce ben kitaplıktan atlarım, ardımdan da kuş bana bakar atlar. ? Uçmaya başlayınca tuvalet eğitimi de veririm. Alıştım zaten. ?

Bu arada ismi de düşünüldü hemen. İrmik oldu adı. Kulağına okundu.

Geçen yazların birinde kız kardeşim bebek karga bulmuştu. Aylarca onu besleyip uçurdu. Ay çok zor iş. Telefon açtım ona. Karga yine büyük kuş. Bu minnacık. Ben besleyecekmişim, kendi yiyemezmiş. Nasıl becereceksem.

Oğlan tutturdu ben solucan getireyim sen yedir annecim. Iyk. Koca solucanı nasıl yesin minicik kuş. Çiğneyip vermem lazım şimdi, öğh. Hiç gelemem valla.

İnternetten araştırdım. Besleyici öğünler hazırlayın diyor. Protein ağırlıklı beslenecekmiş. Ve bingo! Şırınga ile yedirmek lazımmış. Ay su içmek için bile ağzını açmıyor hayvan. Nasıl açacağız da vereceğiz mamayı. Ayrıca şırıngamız da yok. Dağın başındayız. ☹️

Hazırladım bir şeyler. Tövbe billah yemiyor. Gece yattık. Sabaha ölür mü acaba diye düşünüyorum. Namaz vakti cik cik öttü. Ah canım benim. İyileşecek inşallah. Büyüyecek, biz birlikte camiye de gideceğiz. ??

Ertesi sabah yine yemek mesaisine başladık. Çocuğu yemek yemeyen anaların nasıl sinir olduğunu anladım. Ay yavrum, senin için hazırladım, aç şu ağzını Allah aşkına. Bak büyümezsin yemezsen. Herkes kocaman olur, okula gider, sen öyle kalırsın.

Yok, yemiyor. Biraz su içti sanki. Gelip gidip yedirmeye çalışıyoruz. Uyukluyor. Şehirden de çok uzaktayız. En yakın veteriner birkaç yüz km uzakta. İnternetten arayıp bir şeyler yapıyoruz işte.

O gün kaka yaptı. Çok sevindim. Demek ki arada teptiklerimizden girmiş ağzına. Beslenmiş ki tuvalete çıkmış. ?

Arkadaşlar hep der ki bana “Maşallah dediğin kırk gün yaşıyor,” ay yine öyle oldu. Kırk gün olsa iyi. Daha birkaç saate hayvancağız ölmesin mi? ☹️☹️☹️

Kız anladı. Sonra da oğlan gördü. İkisi iki taraftan ağla, ağla, ağla… Artık diller döktüm. Cennete gitti, anasının yanına, orada uçacak falan. Hiç bir işe yaramadı. Tükendiler ağlamaktan.☹️

Kapının önüne mezar yaptılar. Törenlerle ebedi istirahatgahına uğurlandı yavrumuz.

Başında fatihalar okundu, dualar edildi. Kalbimize gömdük cici kuşumuzu. ?

Bu sefer güzel bitiremedim hikâyeyi. Keşke başka türlü yazılabilseydi sonu. ☹️

Paylaş: