Hani demiştim ya nasipse Nisan’da kuzenimin memlekette düğünü var diye. Nasip oldu şükür. 23 Nisan- 1 Mayıs- hafta sonu… derken tüm tatilleri birleştirip kombin tatil yaptım. Ama ne tatil! Tonton Anneanne Tatil Köyü‘ndeyiz malum. Anam da gelince Anaevi Dinlenme Tesisleri rahatlığı da üzerine eklendi. Oh bee! Biri bebelerime baktı, biri yemek yaptı, biri evi temizledi, biri alışverişi halletti, bana da yan gelip yatmak kaldı. 😉 Tabi başıma geleceklerden hiç haberim yoktu. 😉

Döneceğimiz gün göğsüme bir öküz oturdu. Gece stresten uyuyamadım. Ay bu konfor bırakılıp gidilir mi ya? Üstelik ben yola çıkmadan evde de tadilat başlamıştı. Şimdi şu prensesliği bırakıp inşaatın içine düşeceğim. Üzerine de ödevdi, okuldu, beslenmeydi… Höfff. Pek mutsuzdum. Kahvaltı ediyoruz ailece. Lokmalar boğazıma dizildi. O can sıkıntısıyla Instagram’a yazdım:

Şu gönderiyi yayınladıktan az biraz sonra mailime bakayım dedim. Daha gitmeden oğlana düğün için ceket sipariş etmiştim. Düğün geçti, ceket hâlâ gelmedi. O gün teslim edilecek gözüküyordu. Hiç olmazsa gitmeden yanıma alayım ceketi dedim. Posta kutumu açtım ki bir mail. Kızım adına. “Uçuşunuza az kaldı.” diyor. E doğru. Akşam yedi buçukta uçak. Niye kızın adına attılar, benimki niye gelmedi falan diye düşünerek maili açtım ki….

O DA NE!

Uçuşunuz 10:35!

Saate baktım 10:08!

Nasıl yaaani? Uçuş 19:35 değil miydi?

Afalladım. Tekrar okudum mesajı. Evet! Uçak az sonra kalkacak! Daha ortada valiz yok! Ağzım bulaşık kahvaltı ediyorum, bizimle gelecek olan teyzem keyif sigarası tüttürüyor, bebeler daha donla geziyor…

Şaşkınlıkla teyzemin yanına gittim. “Teyze uçak 10:35’miş” dedim. Güldü. Espri sandı. Yo valla ciddiyim. Maili gösterdim. Bana niye mesaj gelmedi dedi. Ne bileyim yaa.

İlk şaşkınlığı atar atmaz ne yapacağımızı düşündüm. BİLETLER YANACAK! “BEN GİDİYOOOOOOOOM” Çocuklara bağırdım: GİDİYOOOOZZZ, HEMEN! Bebeler koşturmaya başladı. Ben koşturuyorum. Teyzem dedi ki napıyorsun kızım, uçağın kapıları kapanmıştır. E napcaz? Bir cigara da ben yakacağım, yapacak bir şey yok.

Balkondan giden uçağımızın arkasından mal mal el salladık. E şimdi ne olacak?

Bu arada ev ahalisi duydu uçağı kaçırdığımızı. Dünyanın lafını yedik. İnsan bilme mi ah gızım uçağın saatını!

Höfff. İşin aslı, ucuz olsun diye aylar önce almıştım bileti. Aldığımdan beri de sürekli uçuş saatiniz değişti diye mesaj geliyordu. Taa sabah 10:35 olan uçak akşam 19:30’a kadar kaymıştı. Gidiş dönüş aynı saat olunca ben ikisi bir değişiyor diye düşünmüşüm demek ki. Eminim yani 19:30 olduğundan. Meğer sadece gidiş değişmiş. Dönüş aynıymış.

Peki şimdi ne yapacağız?

1 Mayıs tatil, herkes şehir dışına gitmiş, dönüşe geçmiş, uçaklarda yer yok. Olan yerler de anormal pahalı. Gitmeyim, bir kaç gün kalayım desem bu cuma nasipse Bayburt Kitap Şenliğinde olacağım, onun bileti de İstanbul’dan. Ona yetişmem lazım. Otobüsle gideyim desem, 14 saat yol, bebeler sevinçten çıldırdı otobüsle gidelim diye ama tabi hiç bilmedikleri için… Yolda şoför sağa çeker, atar bizi. Uçakla gideceğiz, yapacak bir şey yok. Konya’dan bilet buldum ucuza. Kara yoluyla oraya gidip binmeyi bile düşündüm valla ahahhaha.

Neyse efendim, çaresiz dünyanın parasına yeniden bilet aldım. Tabi ki en ucuz şirketten. Eve 90 km uzaklıktaki havaalanına. Biletleri ilk aldığımda bu parayı verseydim var ya Atatürk’ten biner, business classla gider, rahat koltuklarda keyif çatıp portakal suyumu yudumlarkene foto çekinip altına “Ünlü yazarı businiisstan aşağısı kurtarmıyooore” diye yazı yazar, IG’de hava atardım. 🙂 Kader…

Üstelik gecenin bir yarısı uçağı…

Pert halde bindik bebelerle.

Az sonra “uygun fiyatları ve zengin menüsüyle” yiyecek servisi başladı. Bebeler yalanıyor. Aman dedim battı balık yan gider, o kadar para verdik, businessta gidiyor gibi yapalım bari, açtım kesenin ağzını, bebelerime en büyük hayalleri olan uçakta çubuk kraker yeme tecrübesi yaşattım. 😉

Böylelikle eve dönüş trajedisindeki ilk perdeyi atlatmış oldum. Şimdi sırada ikinci perde!

Hadi bir ipucu vereyim. 😉

Dönüşüm muhteşem olacak demiştim. 😉

 

 

Paylaş: