Geçenlerde bilgisayar başındayım. Nasipse Nisan’da memlekette kuzenimin düğünü var. Her zamanki gibi en ucuz uçak biletini bulma derdindeyim. Oğlan başıma geldi. Ekrana baktı. “Aaa uçak bileti mi bakıyorsun? Daha yeni yurt dışından geldik anneciğim. Yine mi seyahat!” dedi. AHAHAHHA. NİHAYET NİCEDİR BEKLEDİĞİM LÜKÜS HAYAT! 😉 “Çok seyahat annecim!” dedim. 😉

Hey gidi günler. Şunlarla ilk uçağa binişimi hatırlıyorum da kız kalkıştan inişe kadar bas bas bağırmıştı. Yere ayak basınca yorgunluktan bayıldı. Eve dönene kadar da bağırma işini oğlan devralmıştı. Günlerce kulağımız çınladı. Neydi o ya!

Umreye gidilecek zaman da işin aslı babaları çocukları götürüp götürmemek konusunda biraz tereddütlüydü. Aman ya dedim, artık büyüdüler, hayat normalleşti çok şükür! Korkma, bir şey olmaz. Yanıldım mı? E biraz. 😉

Gitmeden yaptığım ufak çaplı araştırmaya göre Umre’ye ya da Hacca gidenlerin en çok etkilendiği iki şey vardı: 1. Kâbe’yi ilk kez görmek. 2. Kâbe’yi son kez görmek.

İlk gördüğünü anlatırken bile ağlaşıyordu millet. Tam bir duygu patlaması. Denilene göre ilk gördüğün an edilen dua kabul olurmuş. O yüzden ayrı bir heyecanmış. Ne isteyeceğini şaşırırmış insan. Gözünü ayıramazmış Kâbe’den.

Bir de Mekke’den ayrılacağı zaman son tavaftan çıkarken son kez dönüp Kâbe’ye bakmak ayrı bir gözyaşı sebebiymiş. “Yine geleceğim” dermiş insan. Bütün kalbiyle bunun için dua edermiş. Boynu bükük ayrılırmış oradan.

Heyt be!

Ben de giderken çok heyecanlıydım. Bir şey olacak da sanki olmayacak gibi geliyordu. Çok istedim ya mutlaka bir şey çıkar! Aslında her şey normal seyrediyordu. Havaalanına vaktinde vardık. Bebeler inen, kalkan uçakları izlediler. Emekli memur eşi anam her zamanki gibi yolculuğa boş çıkmamış, köfte ekmek getirmişti. İlk önce “Puhahaha anne köye mi gidiyoruz, ne köftesi” desem de uçak rötar yapınca soluğu anamın çıkınının yanında aldım. 😉

Havada, karada, suda… Yolculuklarımızın olmazsa olmazı 😉

Sonunda uçak kalktı. Bu arada şans işte beni bebelerle değil de bacımla oturtmuşlar. Bebeler babaya kaldı. Oh be. Bebeler vırvırvır bitmeyen çeneleriyle babayı darlarken ben iki koltuk ileride çocuklu hayatımın en rahat yolculuğunu yaptım. 😉

Nihayet Cidde’ye indiğimizde vakit gece yarısını geçmişti. Oradan otobüsle Mekke’ye geçecekmişiz, otele eşyaları indirip hemen umre yapmak için Kâbe’ye gidilecekmiş. Haydaaa! Bebeler pert oldu zaten. Şimdi bir ara verip sabah devam etsek olmaz mı? Olmazmış. Zate herkes Kâbe’yi bir an önce görebilmek için zıp zıp zıplıyor.

Çocuklar otobüste uyudu. Otele kucakta girdiler. Hemen hazırlanılacak tekrar yola çıkılacak. Ama gel gör ki bebeleri uyandırmak mümkün değil. Sırtımda da taşıyamayacağıma göre “Siz gidin, ben sabah giderim” dedim.

Ekip gitti. Ben de bebelerle yattım. Sabaha ekip bir geldi kii ayyy anlata anlata bitiremiyorlar. Şöyle güzeldi, böyle güzeldi. Başlar önde iniliyormuş Kâbe’nin önüne kadar, sonra kaldırın deniliyormuş, ilk görüş, dualar, gözyaşları… Heyecanlandım ben de bir an önce gidip görelim.

Çocuklar da kalktı, onlar da heyecanlanıyorlar tabi. Mescidin avlusuna vardık. Ben kafamı kaldırıp bakamıyorum, ne zamandır bu anı bekliyorum tabi, öyle pat diye görmeyim Kâbe’yi. Usulüne uygun olsun. Zaten günlerdir ne dua edeceğimi düşünüyorum. Bir yandan da prova yapıyorum. Ay dilim sürçüp de her zamanki gibi saçmalamam umarım. Annem dedi ki “Ya korkma bak, Kâbe çok içeride kalıyor zaten, bir sürü kapıdan geçiyorsun, istesen de göremezsin.” E iyiymiş. Kaldırdım kafamı rahat rahat. Tam içeri gireceğiz, oğlan demez mi toylet! Hah ben de bu anı bekliyordum zaten! Heyecanımın içine edilmese olmaz!

Annemlere siz kapıda bekleyin dedim, ben koştur koştur oğlana toylet aramaya başladım. İleride bir tuvalet gördüm. İkimiz o tarafa koşuyoruz. Tam tuvalete vardık derken nasıl oldu bilemiyorum, kafamı bir çevirdim ki NA NA NANA NAAAA NANA NANA NAAAA! KÂBE TAM KARŞIMDA! Bir dakika, bir sürü kapıdan geçip görmemiz gerekmiyor muydu! Hani kafamızı eğecektik, kaldırınca görüp dua edecektik, bütün dualarımız kabul olacaktı! Daha ben mescide bile girmedim. Burada Kâbe’nin ne işi var! NOLUYORUZ! Posteri mi bu acaba dedim. YOK VALLAHİ BİZZAT KENDİSİ! Meğer o kapıdan içeri bakınca Kâbe direkt görünüyormuş! Ne diyeceğimi bilemedim. Kafam allak bullak oldu. Oğlan çekiştirir mi toylet toylet diye. Tam da bulunduğumuz alan temizleniyormuş, yallah hacı yallah, beni postalamaya çalışırlar mı temizlikçiler! AMA DUA ETMEM LAZIM! ÇOK ÖNEMLİ BİR AN BU! AHHH KEŞKE DÜNYAYI DURDURAN KIZIMI YANIMDA GETİRSEYMİŞİM. DURSUN DÜNYA ALOOO! “TOYLEEETTT!” Valla bir şeyler dedim dua niyetine ama net hatırlamıyorum. Yakında çıkar ortaya ne demişim. 😉

Bir şey nasıl başlarsa öyle gider derler ya. İşte umreye de toylet damgasını vurdu. Tavafta mısın? Toylet! Namazda mısın? Toylet! Sayda mısın? Toylet! Hiç abartısız söylüyorum, gözüm kapalı mescidi haramın toylet haritasını çıkarabilirim şu an. 😉 Ay bir de kolay olsa tuvalet işi! Kalabalığı yarıp mescitten çıkıyorsun. Neresindeysen artık, kaç kapı, kaç merdiven, kaç yüz insan… Tuvaleti bul. Dehliz gibi zaten tuvaletler. Kaç kat yer altı. Oralar ayrı kalabalık.Sıraya gir, bebe işini halletsin, geri dön, güvenlikten geç, yine kapılar, merdivenler… Nerede kalmıştık?

Son gün. İlk görüşü kaçırdım, bari son anı kaçırmayayım. Herkes gitmiş, etraf boş, tam Kâbe’nin karşısındayım. Bir daha görür müyüm, görmez miyim… İçim buruk, elimi açtım dua edeceğim. Oğlan geldi yanıma. Evet! Yine aynı mevzu.

İşin pis yanı bu arada onu kadın tuvaletine sokamayacağımı öğrendim. Erkek tuvaletlerine de ben giremiyorum. Tek başına da gönderemiyorum, bir sürü çıkışları var tuvaletlerin. Tek bir tuvalet var, kapısına kadar girebildiğim, oraya götüreyim dedim. Kız, oğlan, ben, çıktık yine tuvalet peşine. Vakit çok geç olduğu için girişi kolay olan tuvalet temizlenip kapatılmamış mı! Haydaaa! Başka tuvalete götürmem lazım, ama çıkışı karıştırırsa çocuk. Baba yoktu bizimle. Bari dedeyi bulayım. Oğlan zıplıyor. Dedeyi bulduk, oğlanı ona teslim ettik, tam geri içeri döneceğim duamı edeceğim, Kâbe’ye bakıp yine geleceğim diyeceğim, bu sefer kız zıplamaya başladı. AAALLLLLAAAAHIIIMM!

Ara ara, açık bir tuvalet de ona buldum. Sonra çıkışta oğlanı buldum, dededen aldım, bu sırada acıktılar, bir lokma bir şey bulayım vereyim derken Kâbe işi yattı. Neyse dedim otele döneyim de yarın sabah erkenden gelirim. Veda ederim.

Sabah da haydi hop kalkış, valizler, eşyalar, döküntüler…

Fırsat olup da tekrar gidemedim. Kâbe’yi son görüşüm de o oldu. :/ Toylet peşinde…

O zaman diyemedim, bari buradan diyeyim. Tekrar geleceğim inşallah güzel Kâbe. Ama bu sefer bebeleri getireceğime dair söz veremiyorum. 😉

(Daha önceki anormal “normalleşme” hikâyeleri için bkz: 1. turşu2 çiş partisi., 3. gezenti4. cüzzamlı kurabiye, 5. AVM6. metrobüs7.tatil, 8.doğa, 9. titiz, 10.Köfte)

((Daha önceki mübarek Hacı Secce bölümleri için bkz. 1, 2, 3, 4,5,6, 7)

Paylaş: