Tadilat bitip Ramazan’ı da seneye tekrar kavuşmak ümidiyle yolculadıktan sonra biraz dinlenir, keyif yaparım diye düşünüyordum ama tabi mümkün olmadı. Laf aramızda geçen sene içinde bol miktarda yatmış, uzun zamandır cümle üstüne cümle koymamıştım. Acısı çok fena çıktı!

Biriken epey kitap projem vardı. Bir çoğunun teslim tarihi de gelmek üzereydi. Yumurta kapıya dayanmadan harekete geçmeyen klasik bir yurdum vatandaşı olarak can havliyle fırladım tabi. Çatır çatır yazı yazmam gerekiyordu. Ama bir sıkıntı vardı: bebeler evdeydi!

Allah için çocukların artık bana bir zararı yok. Sekiz yaşla birlikte ilk kez ben çalışırken dakika başı kapıyı açıp “Anneaaa bitti mieaağğğ?” diye sormayı bıraktılar. Kendileri takılıyorlar. Sokağa çıkarlarken anahtar da veriyorum. Böylece kapıyı kapatmalarından itibaren onuncu saniye tekrar kapıyı çalmaya başlamıyorlar.

Ama yine de tabi bebeli hayat bebesiz gibi olmuyor. Allah yokluklarını göstermesin. Gelip gidip öpecekleri tutuyor. / Akıllarına bana anlatmak istedikleri yaklaşık on saat sürecek bir olay geliyor ve anlatırken her cümlenin başında, ortasında ve sonunda kullandıkları “OOOONDAAAN SONRAAAAA” kalıbıyla olay on beş saatte ancak özetlenebiliyor. / Yazdığım hikâyeyi merak ediyorlar, sağ ve sol omzumun başında dikilip ben yazdıkça heceleyerek okuyorlar ve soru soruyorlar. / Hikâyenin devamını anlatmam için beni sıkıştırıyorlar. / Hâlâ ekrana bakmadan yazı yazabildiğime inanmayıp, gözümü kapatıp dediklerini yazmamı istiyorlar. Elleriyle gözümü kapatmak yetmiyor, bir de çarşaf, çuval, etek… ne bulurlarsa kafama geçirip gerçekten ekranı görüp görmediğimden emin olmak istiyorlar. / Çalışırken içtiğim çaya mutlaka el uzatılıyor, hüüüp diye anında bitirilip yerine konuyor, bardağı tekrar doldurmam gerekiyor. / Yeter ki bir şeyle uğraşsınlar da kafama gelmesinler diye içeriden gelen tak tuk çat çut dank dunk seslerine karışmadığım için bilgisayarın başından kalktığımda ev çıfıt çarşısına dönüyor, bu da bana ekstra iş olarak yansıyor. / Ay bir de başıma limonata ve buzlu çay yapma özentisi çıktı. Valla sırf başımdan gidiyorlar diye ses etmiyorum ama her yer şıpır şıpır şeker, limon oluyor kardeş. Bu kadar da olmaz ki yaa. Taktılar mutfağa kafayı, yok kurabiye yapalım süsleyelim, kek yapalım yiyelim… Şu yaştan sonra beni faliyetçi ana yapacaklar.

Daha uzar gider bu liste. Sakin sakin çalışmak ne mümkün? Geçen yaz komşum Ayşe’ye atıyordum bebeleri kitap yazarken. Tahminimce yine aynısının olacağından korktu bu yaz işe başladı Ayşe, bebeler başıma ekşidi ahahhaha.

Ama ben bütün bu zorluklardan  yılmayarak çalıştım, çalıştım, çalıştım!

Yeri geldi gözümü kapatınca kafamın etrafında harfler döndü, yeri geldi parmaklarım yazı yazmaktan kızardı, beynim zonkladı, şakaklarım şakladı, düşünmekten alnım çatladı, çay içmekten hareket ettikçe midemden lıkır lıkır sesler geldi….

Ama bitti!

Bir kaç küçük işle birlikte yeni Kitabım Rüya Maceraları 4 de editörünün yolunu tutmaya hazır!

Bu arada önceki kitapların yeni baskıları geldi, bana enerji verdi.

Biraz soluklanayım yepyeni bir işe başlayacağım. Büyük bir sürpriz geliyor. Çok sevineceksiniz. Yani umarım. 😉 Ama öncesinde yetiştirmem gereken blog yazılarım var. 😉

Bizden ayrılmayın anacım. 😉

Paylaş: