Küçükken masal dinlemeyi çok severdim. Birisi bana masal anlattığında gözlerimi kapatır gözümde anlatılanları canlandırırdım. Sonra gece yatağıma yatınca, yine gözlerimi kapatıp o masalı düşüne düşüne uyurdum. Sürekli dinlediğimi hatırladığım üç beş masal var.

Anneannemden “Dolandırıcı Zela’yı” dinlerdim. Olayları çok hatırlamıyorum ama Dolandırıcı Zela bir anneydi. Adına bakılırsa dolandırıcıydı demek ki. Ben kendisinin ne haltlar yediğini hatırlamıyorum. Ama oğluna sürekli yalan söylettiğini hatırlıyorum. Bir gün oğlu söylediği yalanları yüzünden yakalanıyordu. İdam edilecekken son arzusu soruluyordu. O da “Anamın dilini öpeyim” diyordu. Anası dilini öpsün diye uzattığında “Senin yüzünden yalancı oldum” diye bağırıp haaaart diye anasının dilini ısırıyor, kopartıyordu. Bu kısmı dinlediğimde gayri ihtiyari dilimi ısırırdım. Bak her şeyini unutmuşum ama burasını unutmamışım.

Dedem kurtla kuzuyu anlatırdı. Şu meşhur masal: Kuzuların anası en yakın AVM’ye gitmiş. Kurt kapıyı çalmış. “Ben sizin ananızım, açın kapıyı” demiş. Bunlar da elini göster, ayağını göster falan filan demişler diye uzayıp giden masal. Onu da çok severdim. Bin kere dinlediğim halde her fırsatta “Dedeeee kurtla kuzuyu anlatsana” derdim.

Annemin bir rüzgâr masalı vardı. Rüzgâr bir evin kızlarına sırasıyla talip oluyordu. Kızların babasına “Kızını vermezsen evini başına yıkarım” diye tehditler savuruyordu. Adam da tek tek kızlarını veriyordu. Çiçeği burnunda damat, yesinler diye karılarına börtü böcek getiriyordu. Sonra herhalde işe gidiyordu. Sağda solda uğuldayıp geliyordu. Eve girer girmez “Yediniz mi ulen?” diye soruyordu. Karıları da “Ayy ellerine sağlık. Şahane olmuşlar. Yedik yedik merak etme” diyorlardı. Rüzgâr da “Börtü böceeeek neredesiniz?” diye soruyordu. Börtü böcek kâh çöp başındayız kâh dam başındayız diyerek aslında yenmediklerini ima ediyordu. Rüzgâr da çok sinirlenip karılarını öldürüyordu. Evin son kızı akıllı çıkmıştı. Börtü böceği karnına bağlamıştı. Kocacığı sorunca da “Yedim ayol, sen getirirsin de yemez miyim?” demişti. Rüzgâr tabi kaç kere ihanete uğramış. Ona mı inanacak. Hemen börtü böceğe nerede olduklarını soruyordu. Onlar da “Karın başındayız” diyorlardı. Rüzgâr da yendiklerini sanıyor, karısına güvenmeye başlıyordu. Ayol burası daha masalın başı. Ondan sonra rüzgâr uyuyor. Karısı cebinde kırk kapı anahtarı buluyor. Her anahtar bir kapıyı açıyor. Her kapıda ayrı olay, ayrı hikâye. Öf ne uzunmuş, parmaklarım ağrıdı yazarken.

Bir de babaannemin masal anlattığını hatırlıyorum. Onun masalları genelde müstehcen olurdu. Pek anlamazdım. Aklımda kalan masallardan birinde mesela kadının memmeleri tarhanada tar tar ediyordu. Ne demekse. Onun masallarına çok güldüğümü hatırlıyorum. Babaannem maşallah çok uydurukçudur. Çok da esprili. Her masalı aynı başlar, sonu ayrı biterdi. O an uydurur giderdi. Aynı şeyi yüz kere anlatmazdı yani. Belki de o yüzden aklımda pek bir şey kalmamış.

Neyse, bu kadar lafı niye yazdım? Şunun için. Ben de bebelerime masal anlatmaya başladım da size onu anlatacağım. Daha doğrusu masal konusunda ilk denememizi yaptık diyeyim. Şimdiye kadar kitap okuyorduk. Kitap okumamız da resme göre “Aaa bak kızın ayakkabısı vaaaar. Aaaaaa miyam miyam kediyi gördün mü? Aaaa cik cik kuş uçmuş” tipli cümleler kurmam. Ama nasıl dinliyor benimkiler. Ağızları açık, gözleri kocaman. Her dediğime de “Aaaaaa” diyorlar.

Geçen gün nasıl uykum var. Kızı uyutmaya çalışıyorum. Biraz emzirdim, biraz salladım. Hanım da uykudan ölüyor ama uyumuyor işte. Uykusu gelince memme tacizlerine başlar. Sinir olurum. Emmek değil derdi, gıcıklık işte. Memme bile demiyor hanım, direk memmem diyor. Ben eşek başıyım ya burada. Ben de sinirlendim. Konuyu değiştireyim de unutsun memmeyi dedim. Ne yapsam ne yapsam diye düşünürken aklıma masal anlatmak geldi. Nasıl olsa kitabı dinliyorlar. Masalı da dinlerler. Bildiği şeylerden anlatayım dedim. Başladım anlatmaya:

–          Anneciiim, bir miyam kedi varmış.

–          Miyammmm miyammmmm

–          Evet, annecim bir miyam kedi varmış.

–          Miyammmmmm

–          Bu miyam kediye annesi mama vermiş.

–          Mamma. Hüüüp (eliyle içme işareti yapıyor)

–          Evet, annecim, mamasını içmiş kedi.

–          Mamma. Hüüüp (eliyle yine içme işareti yapıyor)

–          Evet, annecim. Sonra bu kedi…

–          Miyammm miyammmm

–          Evet, miyamm kedi.

–          Mamma. Hüüüp (eliyle içme işareti yapıyor)

–          Evet, annecim, miyam kedi mamasını içmiş.

–          Miyammm, pisi pisi pisi (eliyle kedi çağırıyor)

–          Evet, haydi kediyi çağıralım, pisi pisi pisi.

–          Miyamm miyamm

–          Evet, işte bu miyam kedi..

–          (eliyle bir yandan kedi çağırıyor) miyammm miyammm

–          Annecim, ben anlatayım. Biraz sus.

–          Şişşşşşşşşt (eliyle sus yapıyor)

–          Evet, sen sus. Ben anlatayım. Bu miyam kedi…

–          Miyammm. Pisi pisi

–          Bu miyamm ked..

–          Havv havv

–          Tamam, bir de hav hav köpek varmış.

–          Havv havvv

–          Evet, hav havv

–          Korkoo, korkoo (Kucağını açmış, bana gelmeye çalışıyor. Korkuyormuş hanımefendi. Kendi havlıyor, kendi korkuyor)

–          Korkma korkma annecim. Cici köpek o.

–          Kuku kuku (kucağıma almamı istiyor)

–          Hayır annecim, kucak yok. Dinle.

–          Havv havv

–          Evet havlıyor.

–          Korkooo, korkooo. (Çıkıp kucağıma oturuyor. Bir masalın içine anca böyle edilir.)

–          Tamam, annecim, bak korkma, hav hav gitmiş. Kuzu gelmiş. Cici kuzu. Mee mee demiş. (Aha işte yine aynı hatayı yaptım. Uykusu gelen bebeye kuzunun mee mee demesinden söz edilir mi?

–          (Önce çakmadı durumu. Sadece meledi) Meee meee. (Ama sonra birden gözleri ışıldayıp üstüme atladı.) Meemmmeeeee. Meeeemmmeeemmm (geçmiş olsun!)

Böylelikle, anladım ki boşuna nefes tüketiyorum. Benim bebelerim için henüz masal anlatma vakti gelmemiş. Gelir elbet, o da gelir, Allah ömür versin.

Share and Enjoy !

0Shares
0 0
Paylaş: