Benim bebeler ne kadarlıktı tam hatırlamıyorum, ama ilk altı ayın içindelerdi diye biliyorum.  Gece gündüz vız vız vız, sürekli ayağında salla salla vur duvara modundalardı. O günlerde yine bir seçim vardı. Aylardır eve tıkılıydım. Oy vermeye gitmek için bile dışarı çıkacak olmak gözlerimi parlattı.

Üst derim haline gelen geceliğimi çıkarıp bir şeyler giymeye uğraştım, ama hiç bir şey olmadı üzerime. Hani koyunun derisini yüzmek için şişirirler ya, tam olarak o haldeydim işte, kolum bile kalınlaşmıştı yemin ederim doğumdan sonra. Hele de bir sezaryen göbeği var ki sorma! Bildiğin Ramazan davulu! Bebeler içindeyken bu kadar şiş değildi! Göğüsler dersen besili montofon…

Onu giydim çıkardım, bunu giydim çıkardım, moralim iyice yerin dibine geçti, parlayan gözlerimin tekrar feri söndü. En sonunda uyduruk kıytırık, eğreti bir şeyler geçirdim üzerime, ayağıma da lap lap bi ayakkabı, yorgunluktan gözümü açacak halim yok, kıvrıldığım yerde zıbaracak haldeyim, tezekten hallice bir koku ve sarkık bir suratla sürüne sürüne gittim oy vereceğim okula.

Sandık başında sıra bekliyorum. Nihayet sıram geldi. Sandık görevlisine doğru yürüdüm. Adam bi bana baktı, bi elindeki kâğıda baktı, sonra yine bana bakıp “Okuma yazman var mı, bacım?” dedi. Hö?! Afalladım resmen. Lan ben Türkiye derecesiyle girmişim üniversiteye! Onur derecesiyle çıkmışım! Daha ne okuma yazması!

Salak salak öylece baktım, ne cevap vereceğimi bilemedim adama, zaten ağzımı açacak halim de yoktu, “He qurban” modunda başımı salladım. “İyi” dedi adam, ama pek ikna olmamıştı anlaşılan, aldı beni karşısına neredeyse yirmi dakika nasıl oy vermem gerektiğini anlattı. Nereye imza atacağım, hangi zarfa neyi koyacağım, zarfı nereye atacağım… “İyice anladın mı?” dedi lafı bitince. “Heee heee” diye kafamı salladım tekrar.

Zarfı aldım kabine geçtim, mührü basacağım sıra bir ağlama koptu geldi içimden, taa derinlerden, zırıl zırıl… “Ne hallere düştüm hüüüüü, bu bebeler bitirdi beni hüüüüü, yamuldum resmen hüüüüü…” Zırlaya zırlaya attım oyumu, hıçkıra hıçkıra döndüm evime. İçime çok fena oturdu, uzun süre kendime gelemedim.

Derken yıllar geçti aradan, geçen Mart ayının seçimleri yaklaştı. E artık maşallah sübhanallah, bebelerim de büyüdü, şişlerim indi, koyunla inek arasındaki mutant tipli vücudum tekrar insana döndü. Değişmeyen tek şey, önceki seçimde yediğim golün içimdeki sızısı. Ulen dedim şimdi görür o sandık görevlisi! Karar verdim, sandığa zembille bir prenses inişi yapıp, sandık görevlisine “Bir zamanlar tipi kayık ama gururlu bir kız vardı,” tribi atacağım!

Hemen bakıma girdim. Cildiyeye mi dersin, saç bakımı mı, diş taşlarımdan da kurtuldum, toynaklarıma manikür, pedikür, en yakın parfümerinin testerlarıyla harika bir makyaj, düzende alınan ince topuklu, tüylü terliklerim… Bacımın nişan kıyafetini de ödünç aldım mı tamamdır. Seçime hazırım! Akşama da en yakın düğün salonunda sahne alırım artık.

Seçim sabahı heyecanla kalktım yataktan. İşte büyük gün! Bekle beni sandık görevlisi! Çatır çatır çatlatacağım seni!

Ayna karşısına geçip, kendimi süzüp derin bir nefes aldım. Tam “Ayna ayna, söyle bana…” diye söze başlayacaktım ki arkamda bir zırıltı koptu: “Hüüü!” Neler oluyor yahu? Bir baktım ki benim bıliş oğlan. Ateş topuna dönmüş! Kıpkırmızı! Ateş ölçer 40’da!

NAYIIIR NOLAMAAAZ! ŞİMDİ HASTA OLMANIN SIRASI MI VELET???

Eee mi? Eeesi şu ki bırak gecenin on ikisini, daha öğlen on iki olmadan bütün büyü bozuldu. Acilen prenseslikten çilekeş ikiz anasına dönüp bal kabağından hallice arabamıza atlayıp sümüklerini saçarak ağlayıp zırlayan bebemle birlikte doktor kuyruğuna daldım. Kuyruktan çıkmaya da ben benlikten çoktan çıkmıştım zaten.

Peki yıldım mı? ASLA!

Diyeceğim o ki, büyük güne az kaldı! Bu pazar yer yerinden oynayacak! Bekle beni Türkiye, geliyorum!

—-

GÜNCELLEME:

Seçim günü taktım takıştırdım, sürdüm sürüştürdüm, sandığın başına gittim ki ne göreyim!!!

"Neöööö sandık görevlisi mi değişmiş??!!!!!"

“Neöööö sandık görevlisi mi değişmiş??!!!!!”

BU HİKÂYE BURADA BİTMEZ!

…devam edecek…

Paylaş: