Benim bir ağabeyim var. Benden sadece 18 ay büyük. Hani annelerin “Ay ben de ikiz gibi üst üste büyüttüm,” dedikleri durumdan. Ağabeyimle maşallah dövüş horozu gibi büyüdük. Şimdi hakkını inkâr etmeyim, küçükken ufak tefek olmama rağmen akranlarımı dövebilmemi / laf yarışında kimsenin beni geçememesini / kendi çapımdaki karate tekniklerimi hep ağabeyime borçluyum. Evde iyi idman yapardık biz. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar. Sayesinde kendimi çok geliştirdim. Gerçi güzel oyun oynadığımız da olurdu. Ama ne hikmetse her oyunda birbirimize girer, benim zırıltımla oyun biterdi.

Niye kavga ettiğimizi pek hatırlamıyorum. Aklımda birkaç şey kalmış. Bir kere bana Selahattin derdi. Gözüm çıkana kadar ağlardım. Niyeyse. Sonra Selomatik demeye başladı. Oyyy parçalanırdım. Başka da ne vardı ki? Vallahi hatırlamıyorum ya. “Sen ölünce mezarına dansöz getirip oynatacağım,” derdi bana. Ben de “Dansöze ne gerek ben kendim oynarım senin mezarın başında” derdim. Böyle böyle büyüdük işte.

Ağabeyimle kavga konularımızı pek hatırlamıyorum ama kavga sonrasını iyi hatırlıyorum. Annemler duyup bir an önce gelsin, ağabeyime kızsın diye odada değil de koridorda ağlardım. Bağıra bağıra. Babam ağabeyime kızardı hep. Annem de bana. Ben de anneme kızardım, “Sen oğlunu çok seviyorsun, beni sevmiyorsun,” diye. Annem “Abartıyorsun, ne yaptı sana çocuk?” derdi. “Ne abartması yaa, sen de hep oğlunu tutuyorsun,” diye ağlardım. Kavga sonrası bizi ayırırlardı. Ağabeyim giderken “Uyuuuz” diye bağırırdı arkamdan. Ben de “Sensin uyuz” derdim.

Sonra büyüdük, kocaman olduk. Kavgalar aynen devam.  Anneme “Benim inşallah oğlum olmaz, sen hep oğlunu seviyorsun,” derdim. Annem de “İnşallah bir kızın bir oğlun olur da evlat arasında ayrım yapılıyor muymuş görürsün,” derdi. Annemin duası mıdır, bedduası mıdır nedir, tuttu geldi valla. Nur topu gibi bir oğlum, bir de kızım oldu elhamdülillah. Allah hayırlı, güzel ömürler versin.

Henüz bebeklerim küçük. Ama elbette kavgalar çoktan başladı. Ben de eski günleri düşünerek, gülümseyerek izliyorum kavgalarını. Oğlan çok bulaşık. Kızın elinde ne varsa çekip çekip alıyor. Kız da uğraşayım, geri alayım diye hiç çaba harcamıyor. Siren sesi gibi bir ses çıkararak bağırıyor. Ay fenalıklar geçiriyor. Ağlamaktan gözleri şişiyor. Oğlan oralı bile değil. İki dakikaya sıkılıp kaldırıp atıyor elindekini. Kız hâlâ kendine gelememiş oluyor. Oğlanın bütün yaptığı bu. Şimdi de kızınkileri dinleyin.

Bir kere küçük hanım için her şeyin sorumlusu Ahmii. Ben içerideyken yanıma geliyor, mırıl mırıl bir halde. Bir eliyle öteki kolunu tutuyor, mik mikliyor. “Ne oldu, annecim?” diyorum. Kolunu gösterip “Ahmii” diyor. “Ne oldu, yavrum koluna?” diyorum. “Ahmiii dum” diyor. “Aaa Ahmi mi vurdu?” diyorum. “Ahmii ahmii” deyip ağlıyor. Ben de öpüyorum, geçsin diye. İşe yarıyor tabi. Koşarak içeri dönüyor. Bir bakıyorsun bu sefer de kâh bacağını kâh kafasını tutup geliyor. Yine Ahmii yapmış! Ah Ahmiii! Yaramaz Ahmii!

Bu arada Ahmii, kızımın kendini acındırırken kullandığı isim. Ahmet’e çatacaksa mırıl mırıl Ahmii demek yerine, cadaloz gibi Aamett diye bağırmayı tercih ediyor. Aamet! Amet! Ameeeet! Sürekli bir şeyler için Amet’e kızıp duruyor.

Sonra Amet’in eli değiyor buna yanlışlıkla. Yok bacağı değiyor. Aman aman hanım yine fenalıklar geçiriyor. Aaameeeettt. Ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor. Öyle ki Amet yanından biraz hızlı geçse, rüzgârı deyse, benim kız bayılırcasına ağlıyor.

Zaten her şeyin sorumlusu Amet. “Annecim oyuncakları kim dağıttı?” diyorum. Cevap hazır: Amet! Suyu kim döktü? Amet! Benim kitabımı kim yırttı? Amet! Hep Amet, Amet, Amet! Öyle ki kendi b.klu bezinin sorumlusu da Amet! Amet yapmış, altına koymuş.

Akşama kadar günümüz Amet’i şikâyetle geçiyor. Ben de ister istemez düşünüyorum: Acaba ağabeyim haklı mıydı? Uyuz olan ben miydim?

Share and Enjoy !

0Shares
0 0
Paylaş: