Hahahaha bugün çok mutluyum. Güne inanılmaz bir başlangıç yaptım. Ağzım kulaklarımda. Gönlüm ferah. Yüzüm gülüyor. Keyfim yerinde. Neşem de yerinde. Çok şen şakrakım. Hatta neredeyse zil takıp oynayacağım. (Hmm durumla ilgili ilk aklıma gelen deyimler bunlar.) Peki niye mi bu kadar mutluyum? Çünkü uyudum. U-YU-DUM. Uyudum. Uyudum. Uyudum. Uyudum. Uyudum. Hem de yılın en uzun gecesinde. Allah’ım bundan güzel bir şey olabilir mi? Gerçi benim uyumam birçok şeyin ters gitmesine, planın bozulmasına sebep oldu. Niye mi? Durun en başından başlayayım.

Bebelerim doğalı uyku yüzü görmediğimi her fırsatta zikrediyorum zaten. Olsun bir kere daha söyleyeyim: Bebelerim doğalı uyku yüzü görmedim. Sürekli yat kalklar, kalk ama yatamalar, en iyisi yatmalar… ömrümden kaç yıl götürdü merak ediyorum. Bebelerim deliksiz bir saat uyumadılar. İlk yılın sonuna doğru elhamdülillah bu durum iki saate çıktı. Son zamanlarda artık saate bakmaz oldum. Hepten sinirim bozuluyor. Tek bildiğim dini bütün yavrularımın yatsı namazı, teheccüd, sahur, sabah namazı, bayram namazı, işrak namazı… için  tek bizim eve değil tüm apartmana amme hizmeti verdiği. Millet memnun mu bilmiyorum, henüz teşekküre gelen olmadı. Geçen Ramazan burada davul da çalmadı, tüm iş bebelerime kaldı. Ama yine de teşekkür eden olmadı. Aman ne diyeyim, balık bilmezse kıymetimizi Halik bilsin.

Neyse efendim, son durum şöyleydi ki kızım baykuş burcundan. Sabaha kadar yatakta tünüyor. Oğlum horoz burcundan, daha güneşten önce addaaaa diye öterek kalkıyor. Bu durumda aylardır hiç saat kurma derdimiz olmadı. Durdurulmamış saat alarmı gibi evde her on dakikada bir ötecek biri mutlaka bulunuyor zaten.

Bugün kocamın yarım günlük eğitimi vardı. Epey de uzak bir yere gidecek. Evden en geç 6.30’da çıkması lazım. 6.30 bizim için kahvaltı sonrası vakte denk geliyor. Rahat rahat yetişir yani. Normalde bugün bakıcı ablamız olmayacaktı. Onun bir işi vardı. Onun yerine annem gelecekti. Ama kocam erken çıkacak olunca, annem de artık on bir gibi geliyor olunca, o kadar saat yalnız geberirim diye annemi aradan çıkarıp ablayı çağırdım. Abla işini Cuma’ya erteledi. Annemin Cuma misafiri vardı. Ablanın işi cumaya sarkınca, annem Perşembe yerine Cuma gelecek olunca, o da misafirini erteledi. Böylece yoğun telefon trafiği ardından program şöyle oldu: Baba sabah 6.30 evden çıkacak, abla 8.00’da gelecek. Anneanne yarın gelecek.

Gece dokuz gibi bebeleri uyutma faslımız başladı. Yine uyuyup kalmışım kızın yanında. Gece bir ara kız zırladı. Pışpışladım. Uyudu. O sırada oğlan anneaaaa diye nara attı. Onun yanına gittim. Babayı kızın yanına gönderdim. Oğlanı da uyuttum. Bu arada saat beşe geliyordu. Ben de uyumuşum. Taaaaa ki kapı tıkını duyana kadar. Baktım saat dokuza çeyrek var. Koşup kapıyı açtım. Meğersem zavallı abla tam 45 dakikadır kapıyı tıklıyormuş. Bebeler uyuyordur diye zile basamıyormuş. Kızcağız donma tehlikesi geçiriyormuş kapıda. Onu içeri aldım. Hemen babanın odasına daldım. Kızıyla fos fos uyuyor. Uyandırdım. Saati öğrenince delirdi. Bir telaş hazırlanmaya girişti. Söylenip de duruyor. Ben de o kadar uyumuş olmanın verdiği mutlulukla kulaklarıma varan ağzımı saklamaya çalışarak “Ayy tüh tüh, nasıl oldu ki” falan diyorum. Adamcağız apar topar kapıdan fırladı. Beş saatlik eğitime en az üç saat geç kaldı, iyi mi? Bu arada babanın ardından bıdık oğlan kalktı. Ardından da küçük hanım.

Bütün planlar aksadı, telefon trafikleri boşa gitti, baba geç kaldı, abla dondu, ama ben yüzümdeki gülümsemeye engel olamıyorum. E kolay mı? Uyudum kardeşim, uyudum, on dokuz aydan sonra. Tü tü tü tü maşallah diyeyim, kıçımı kaşıyayım, tahtalara vurayım da nazar değmesin. Bir kez daha uyuyabilmek için yeni bir gündönümü beklemek zorunda kalmayım inşallah.

Paylaş: