Gergin bir insan mısınız? Anne olunca daha da mı gerildiniz? Bebe(leri)nizin her şeyi dört dörtlük mü olsun istiyorsunuz? Bebe(leri)nizin ihtiyaçlarına yetişememekten mi dert yanıyorsunuz? “Keşke ben de biraz saldım-çayıra-mevlâm-kayıra tipi anne olsaydım” diye hayıflanıyor musunuz? Bebe terledi mi diye on kere kontrol eden / uyandığında yemeği alternatifiyle birlikte hazır olsun isteyen / gece çocuğun üzerine örttüğünüz acaba kalın mı ince mi iyi mi diye uykusu kaçan / altını kirlettiğini biraz geç fark edince kendi kendini yiyip bitiren… bir anne misiniz? Eğer öyleyseniz umarım abarttığınızın farkındasınızdır. Sonuçta kabul edin, kendimizi parçalayarak, her şey süper olsun diye canımızı çıkararak yine sadece kendimize ediyoruz. Biraz rahat olmanın kimseye bir zararı yok. Bir kez de poposu pişsin. Krem diye bir şey var. Bir kez de öğünü aksasın. Açlıktan ölmeyecek ya. Bir gündüz de uyumayı versin. Ne olacak Allah aşkına?

Ben de çok gergin bir insanım ama en azından durumumun farkındayım. Çocuğum bir olsaydı, bir nebze daha kolay olurdu her şeyin “mükemmel” olması. Ama iki tane olunca, elimde değil, yetişemiyorum. Yetişemeyince de kendi kendimi yiyip bitiriyorum. İşte bu durumlarda içimi rahatlatmak için anneannemin ikiz kardeşlerini düşünüyorum. Size de anlatayım, gerilince siz de düşünün, biraz rahatlayın.

Efendim, benim anneannem on bir, kız kardeşi on yaşındayken anneleri ikiz doğurmuş. İkiz dediğime bakmayın, bir gün arayla doğmuşlar. Büyük anneanne doğumdan sonra çok rahatsızlanmış. Aylarca yataktan bile kalkamamış. Bebelere bakacak ne annesi varmış, ne bir kız kardeşi. İkiz bebekler anneannemle, kız kardeşinin başına kalmış. Biri birinin “annesi” olmuş, öteki de öbürünün. Düşünün bundan atmış, yetmiş sene öncesi. Mevsimlerden kış. Evler buz. Sular dışarıdan geliyor. Orada da donmuş kalmış zaten su. Evde yakacak ya var ya yok. Bezler elde yıkanıyor. Çocuklara saracak bir şey yok. Her şeyden önemlisi akıl danışacak biri yok. Zaten iki kız üzerine iki kız daha gelmiş millet “Bırakın bakmayın da ölsünler!” modunda. İki çocuk iki bebek bakıyor. Anneannemin dediğine göre bebeklerden biri üç kere öldü sanılmış, çenesi bağlanmış. Her seferinde de yeniden canlanmış. Bebelere yedirecek bir şey de yok. Annenin sütü yok. Hazır mama yok. Unu pişirir, suyla karıştırıp verirlermiş. Bebeler yemiş yemiş tombalak gibi olmuşlar. Biri üç, öteki dört yaşında anca yürümüş. Ne zaman konuştukları hatırlanmıyor bile. Şimdi ne durumdalar mı? Maşallah, hâlâ hayattalar. Aynı zamanda hayatımda gördüğüm en neşeli insanlar. Yürümeye geç başlamışlar ama o gün bu gündür hiç oturmamışlar. Kapı kapı gezme gezerler, hiç bitmez gezmeleri. Biri üç koca eskitti. Öteki de kocasını gömünce daha rahat ettiler. İkisi birlikte gezip tozuyor, her şeye gülüp geçiyorlar. Bir seferinde onlarla bir gece yolculuğu yapmıştım. İkisi otobüste önümde oturuyordu. Gece iki, muavin anons ediyor “ihtiyaç ve yemek molası” diye bunlar gözünü açıyor kahkah gülüyor. Yemek yiyip geliyor kahkah gülüyor. Zaten uzun yolu sevmem. Saçlarım diken gibi gidiyorum. Bunların her şeye gülmelerine deli olmuştum.

İşte böyle. İkizlerimi eve getirdikten sonra harbiden çok zor günler yaşadım. Başımızda annem vardı –Allah eksikliğini göstermesin- ama yine de her şeye yetişmeyi beceremiyorduk. Bir şeyler aksasa, ters gitse “Amaaan bizim ikiz teyzeler iki çocuk elinde büyüdüyse bunlar hayli hayli büyür” diyerek kendimizi teselli ediyorduk. Hâlâ da en önemli teselli kaynağımız büyük teyzelerimizdir. Allah onlara da, onlara çocuk yaşlarında anne olanlara da nice güzel göstersin inşallah.

Paylaş: