Benim çok tatlı bir babaannem var. Şimdiye kadar onu sevmeyen tek kişiyle karşılaşmadım. Çok hoş sohbettir bir kere. Çok da esprili. Gülmekten öldürür insanı. Acayip de hoşgörülüdür. Hayat doludur. İnsan yanında enerji dolar. Bebelerime hamileyken babaanneme benzesinler diye çok dua etmiştim. Vallahi duam kabul oldu, benzediler benzemesine de ne yazık ki yukarıda saydığım hiçbir özelliğine değil. Gittiler, en olmadık özelliğini alıp geldiler babaannemin!

Babaannemle televizyon izlemek büyük derttir. Çünkü sürekli ekrandakilere laf yetiştirir. Başta insanın hoşuna gider. Hatta güler. Ama bir süre sonra izlediğinden hiçbir şey anlamadığını fark eder. Boş boş ekrana bakıp kalır insan. Babaannemin çenesi daima televizyonun repliklerini geçer. Bir de bir heyecanla müdahale eder ki ekrana sanırsın sizin evde dönüyor bütün olay.

Babaannemin ilk çocuğu benim babammış. Adı Nebi. Babam on sekizinde üniversite için evden ayrılmış. Babaannem çocuklarına çok düşkündür. Babamın evden ayrılışına o kadar üzülmüş o kadar üzülmüş ki her şeyin adını Nebi koymuş. O gün bugündür, birinin adını hatırlayamayınca ya da limon, marul ne olursa olsun bir şeyin adını getiremeyince Nebi der. Tabi TV izlerken bu özelliği tavan yapar. Televizyondaki herkesi Nebi diye çağırır: “Koş Nebi koş,” “Bak Nebi bak, Nebi ata bak,” gibi. TV’deki bütün Nebilere akıl vermeyi asla ihmal etmez. Mesela dizide adam başka bir kadınla karısını mı aldatıyor: “Aman Nebim, düşme o yosma karının peşine,” der. Ama dizi bu tabi. Esas oğlan dinlemez. Düşer o yosmanın peşine. Sonra başına gelmedik kalmaz. “Heh” der babaannem, “demedim mi ben sana? Oh olsun işte. Dinleseydin beni!” Tabi bu arada her ekrana çıktığında esas oğlanın karısına da durumu haber verir: “Vıyyy sen buralarda gülüp geziyon da kocan arkandan ne işler çeviriyor, haberin yok!” Allah’tan biz televizyondakileri gözüyoruz da televizyondakiler bizi göremiyor. Yoksa dizilerin tadı tuzu kalmazdı. Babaannem en can alıcı yerde olaya müdahale eder, herkesin ipliğini pazara çıkarırdı.

Sonra diyelim ki başka bir sahnede taramalı tüfekler konuşuyor. Babaannem yine oturduğu yerden esas oğlana bağırır: “Eğ başını Nebim! Allah eli kolu kırılsın bu silahları ateşleyenlerin! Gencecik oğlanları öldürdünüz. Aman Nebim, dur daha kalkma! Hâlâ ateş ediyorlar.”

Babaannem için televizyondaki erkek, karı, kız fark etmez. Hepsi Nebi’dir işte. Hepsine yetiştirecek lafı mutlaka vardır. Hatta hiç unutmuyorum bir seferinde Afacan Köpek Beethoven’ı izliyoruz. Köpeğin peşine adamlar düştü, babaannem olduğu yerden köpeğe bağırıyor: “Koş Nebi koş, adamlar yakalayacak seni!”

Çekmez olasıca bebelerim de o kadar güzel özelliği dururken gidip almışlar “tv’ye sürekli çene yetiştirme” genini. Hiç babaannemi aratmıyorlar doğrusu. Dillenmeye başlayalı ekrandaki her şeye laf yetiştiriyorlar. Baby Einstein’daki çıplak ayaklı bebelere ikisi bir ağızdan bağırıyor: “Üşürsün! Çooğap giyy! Annen kızar! Hasta olursun! Duktora gidersin! Duktor amca ilaç verir!” Sonra maymunlar çıkıyor ekrana. Bizimkiler yine bağrışıyor: “Maymuuun. Mujjj yeee. Muj çok güzel!” Sonra bir tavşan görüyorlar: “Tavşan kaaaç, kurt geliyorrrr!” İzledikleri şeyin sesiyle birlikte kendi bağrışmaları da araya karışınca benim üzerimde tam bir babaanne etkisi yapıyor. Bir süre sonra ağzım açık, boş boş bakıyorum ekrana. Hadi bu kendi çizgi filmlerini izlerken böyle. Ona sesim yok. Bir de benim izlediklerime karışmıyorlar mı, deli oluyorum!

Geçenlerde yine kayınvalidemlerdeyim. Bir fırsat buldum televizyonu açtım. Ne zamandır izlemiyorum, film falan izleyeyim, kafam dağılsın dedim. Tabi gündüz kuşağında film ne gezer. Çıka çıka yine bahtıma Orhan Gencebay çıktı! “Ulen kadere bak. Harbiden batsın bu dünya,” diyerek kara bahtıma kör talihime söve saya izlemeye başladım. Daha iki dakika oldu olmadı kız geldi odaya. “Anne bu ne?” diye başladı sormaya. “Orhan abin, yavrum. Gel, otur, benimle birlikte izle,” dedim. Bu sefer oğlan da geldi. “Annea bu?” Kız cevapladı: “Oyhan abi.” O sırada ekranda bir kavga gürültü çıktı. Kız bağırdı: “Kavga yok! Anne kızar!” Oğlan onayladı: “Kavga yok! Anne kızar!” Derken yumruklar havada uçuşmaya başladı. Bizimkiler heyecanla “Olmajjjjjj. Vurmak yok!” diye bağırıyorlar. Derken adamlardan biri kafasına sandalye yiyince yere düştü. Oğlan heyecanla “Adam düştüü!!” diye bağırdı. Ve ardından en az on beş kez “Adam düştüüüü paaaaaaaaaaat” diyerek kendini yerlere attı. Bu sırada kız da hâlâ “Vurmak yoooookk” diye bağırarak kavgaya müdahale etmeye çalışıyordu. Beynim uyuştu, gözlerim yuvalarında taklalar atmaya başladı. “Len bi susun da izleyim. Sizle de bir şey izlenmez” diye bağırdım. O esnada kız ekrandaki koşan adama bağırıyordu: “Koooşşşşş, hızlı hızlı koş.” Oğlan da kırmızı araba görmüş on bininci kez “Gırmızı aaabaaaaa düdüüüüt” diyordu. “Ulen” dedim, “çenesi çekilesiceler. Tükürdünüz yine film zevkimin içine. Çekmez olasıcalar, nereden bulup çektiniz çekecek insan yok gibi teeee dip babaannenize? Madem alacaktınız, binlerce güzel özelliğinden birini alsaydınız bari. En kötü yanını nereden bulup geldiniz?”

Yok kardeş yok, bu işin sonu yok. En iyisi bebelere hamile kalmadan sülalenin gen haritasını çıkarttıracaksın, kimin hangi geni güzel, onu alsın diye dua edeceksin. Bu işi şansa bırakmayacaksın. Sonra bak gidiyorlar, en olmadık geni alıp geliyorlar, ona göre!

Paylaş: