Hiç düşündünüz mü niye sizin çocuğunuz gecede en az onbeş kez kalkarken bilmem kimin yeni doğan bebesi sabaha kadar gözünü açmadan uyur? Ya da hiç merak ettiniz mi niye sizin bebeniz arabaya binince yerleri yırtar da bilmem kimin bebesi arabada fıs diye uyur? Ya da hiç aklınızı kurcaladı mı, niye sizin bebeniz midesine giden her lokmayı itinayla suratınıza pıskırtır da bilmem kimin bebesi midesinde aç timsah var gibi ne varsa lup lup diye yutar? Evet, son 35 aydır ben de bunları sık sık düşünüyorum, niye ben evde bebe mi büyütüyorum eşkıya mı besliyorum belli değilken bilmem kim bu işi bu kadar kolay yapıyor? Niye leylek en kuduruk bebeyi özenle seçip bizim eve bırakmış? İnsalar ne yapıyorlar da bu kadar rahat bebeleri oluyor? Ve dün nihayet aklımdaki onlarca soruya cevap buldum. Evet, bilmem kim dün bebesiyle bize geldi, beni aydınlattı!

Eski bir dostum var. Üniversitedeyken aynı evde kaldık. Aynı dönemde doğum yaptık. Benimkiler zamanında gelseydi bebelerimizin arasında sadece bir hafta olacaktı, ama olmadı. Onun bir oğlu oldu. Sanırım bizimkiler 6, onunki 4. aydayken ona bebek görmesine gittik. Sanki evde hiç bebek görmemişiz gibi. Neyse, asıl amaç bebe görmekten ziyade, çocuklar doğduğundan beri kafayı yemenin eşiğinde olan benim için bir değişiklik olması, biraz hava almam, kendime gelmem, rahatlamamdı. Kız kardeşim benimle geldi.

Evde misafir olarak benden başka bir çok okul arkadaşım vardı ama açıkçası pek kimseyle görüşemedim ben. Yol boyunca bağıra çağıra, ağlaya katıla gelen bebeler, gezmede de burnumdan getirmeye devam etti, ben de kız kardeşimle bir odaya çekildim, bebeleri sakinleştirmeye çalıştım. Bu arada gelen seslerden içeride ne olup bittiğini merak eden arkadaşlar odaya girdikçe birkaçını görmüş oldum. Bir süre sonra herkes nöbetleşe bize yardım etmeye başladı. Hatta bir ara ev sahibi de işini gücünü, bebesini bırakıp bize yardıma geldi.

Ha onun bebesi bu arada ne mi yapıyordu? Valla yatağa uzanmış, elini emiyordu. Tık yok bebede. O kadar zaman orada kaldık, ne bir ağladı, ne bir sancılandı, ne bir huysuzluk yaptı. Maşallah. Bir ara annesi emzirdi, geri yatağa bıraktı. O da uyudu, uyandı, sağa sola baktı. Vallahi onu görünce deliriyordum. Nasrettin hoca hesabı düşündüm, onunki bebeyse benimkiler ne? Benimkiler bebeyse onunki ne? Eve döndüğümde, bırakın rahatlamayı daha da sinirlerim bozuk haldeydim. Bunlar nasıl bebe, biri bari normal olsaydı diye uzun süre ağladım.

Üzerinden yıllar geçti ama ben hâlâ olayın acısını unutamamıştım. Ara ara telefonlarda arkadaştan “Ayy benimki de kudurdu, tozuttu, nerde o doğurduğum bebe,” gibi serzenişler bekledim ama hiç olmadı. Her zaman rahat bir çocuk olmaya devam etti. Gözümle görmesem bir çocuğun bu kadar uslu olabileceğine hayatta inanmazdım. Maşallah diyeyim yine. Bu arada aklına kurt düşebilecekler için söyleyeyim, çocuğun zekasında herhangi bir problem yok. Gayet zeki bir ana babanın gayet zeki bebesidir kendisi.

İki seneden sonra dün arkadaş çocuğuyla bize geldi. Maşallah, Allah nazardan korusun, bebe, bebe değil, melek melek. Yaklaşık 2,5 saatleri yolda geçmiş. Sayısız indi bindi yapmışlar, ama meleğin tıkı çıkmamış. Düşünün yani, ben yolcular beni topa tutar diye şu kadar zamanda bir kez bile cesaret edip de bebelerle toplu taşımaya binmiş insan değilim. Kendi aracımız da bile bir kilometre yolu burnumdan fitil fitil getirmeleri, şunun şurasında daha birkaç ay önce biter gibi oldu.

Neyse efendim, ne diyordum, çocuk geldi, gayet uyumlu, aldı eline bir oyuncak, gidene kadar kendi halinde oynadı durdu. Biraz benimkilerle koştu oynadı, biraz kendi halinde takıldı. Arada acıktı, anası doyurdu, bir ara fıss diye uyudu. Hatta bir ara uyanmış, kapıdan gördüm, kendi halinde yatakta oyun oynuyordu. Gözlerime inanamadım. Bu kadar zamandır benim bebelerimin, bırak ikisini, birinin bile uyanıp da nara atmak yerine kendi halinde takıldığını görmedim. Saatlerce bizdelerdi, çocuk ne bir huysuzlandı, ne bir ağladı, ne bir inatlaştı… Artık dayanamadım, “Ya bacım, Allah aşkına ne yaptın sen bu çocuğa da böyle oldu?” diye sordum. Hamilelikse benim de hamileliğim iyi geçti. Çocuğa eğitim zart zurtsa lan doğduğundan beri bu bebe böyle, iki günlük iş değil ki.

Sıkı durun, arkadaş işin sırrını açıkladı: “Ben çok uslu bir çocukmuşum, annem bana hep ‘Allah sana da senin gibi evlat versin’ diye dua edermiş,” dedi. Aha dedim, bu cümlenin ikinci yarısı bana çok tanıdık geldi. Allah şahit bana da annem hep “Allah sana da senin gibi evlat versin,” diye dua ederdi. Ve bu duaya her ne hikmetse hep havada uçan bir terlik eşlik ederdi!

Bir an için çocukluğum gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Gariptir ki anacığımı hep çır çır çığırırken hatırladım! “Allaaaaaaah, ne diyim de ne oluuuuuun!” mesela en sık kullandığı cümleler arasındaydı. Ya da “Anasız kalın desem yine banaaaaaaaaaaaa,” diye bağırırdı. Ayrıca bol bol “Eliniz dursa kolunuz durmaz, kolunuz dursa ağzınız durmaz,” diye çemkirirdi. Bazen de “Bırakıp gideceğim sizi görürsünüz, bırakıp analar dağına gideceğim, kafamı dinleyeceğim,” diye söylenirdi. Yıllarca her dağı analar dağı sanıp annem oraya nasıl çıkacak diye düşündüm durdum. Gözümü kapatınca analar dağını görürdüm, bir kaç ana, dağın başına oturmuş, ellerini çenelerinin altına koymuş, düşünüyor. Annem de dağa çıkacak diye ağlardım.

Sonra düşünüyorum da başka ne derdi diye, mesela “çürük çene” idi benim adım. “Allaaaaaaaaaaaaah çenesi çekilesice vır vır vır konuşup durma,” derdi bana. Bilmem size de tanıdık geldi mi? Her kahvaltının muhabbeti “Bir kere de biriniz dökmeden kalkın şu çayıııııı,” teması etrafında dönerdi. Her yemek de mutlaka “Zıkkıııımmm yiyiiiiinn,” sloganıyla son bulurdu. Biraz daha büyüdüğümüzde “Öldüm, öldüm, peşinizi toplamaktan öldüm. Hizmetçiniz miyim ben sizin? Eşek kadar oldunuz!” azarı dönmeye başladı evde. E tabi bunların yanı sıra hemen hemen her gün yediğim beddualara ek olarak bir de  “Allah sana da senin gibi evlat versin,” ve “Senin evladın da sana etsin,” cümleleri vardı ki, annem bunları hep gözlerinden ateş çıkararak söylerdi.

He beddua etti de ne oldu? Müjdeler olsun, kabul oldu duası. Nur topu gibi iki tane kuduruk doğurdum. Tıpkı benim gibi! Ama anacığımın hiç hesaba katmadığı bir şey oldu. Döndü dolaştı beddua yine onu buldu. Bir nevi zamanında kendi topuğuna nişan almış da haberi yok. Benimle birlikte -bir kez daha- o da çekti bebeleri.

Benim için artık çok geç, almışım bir sürü bedduayı, istesem de bir melek doğuramam artık, ama çocuklarım için kendime çeki düzen vermeye karar verdim. Ne kadar sinirlenirsem sinirleneyim ben bebelerime “Allah size de sizin gibi evlat versin,” diye çemkirmiyorum. Akıllı uslu bebeler versin diyorum valla. Neme gerek, belki kız doğurunca çalışmaya devam etmek ister, bebesi bana kalır. Gelin hanım da vay görümcemin bebesine bakıyon da bizimkine  bakmıyon diye kapris yapar, oğlanın bebe de bize kalır. Bir kere çektim, yeter.

Anlayacağınız, yaramaz bebe kotamı doldurmuş bulunmaktayım, sayın takipçiler. Bundan sonra neslimden uslu çocuklar gelsin lütfen. Amin.

Paylaş: