Yıllar önce Kayserili bir ahbabın düğünü vardı. Hani düğünlerde sinevizyon gösterileri olur ya, gelinle damadın bezli hallerinden başlayarak her anlarının fotoğraflarını gösterirler, sonra da fotoğraflarla aşk hikâyeleri başlar, yok ilk karşılaştıkları yer, yok ilk koklaştıkları yer… Ardından akrabalarına mikrofon uzatılır, duygu ve düşünceleri alınır. İşte kızın anneannesi böyle bir anda kendine uzatılan mikrofona “Teyzecim, torunun gelin oluyor, sen neler diyeceksin?” sorusuna “Yavrım ni diyim, Allah çıktığı kapıya dıkmasın,” diyerek tüm salonu kahkahaya boğmuştu. Kadına biz de çok gülmüştük ama doğru söylemiş vallahi. Allah kimseyi çıktığı kapıya dıkmasın. Hele ki kucağında iki bebeyle…

Bu sıralar pek çok stres yaşadım. Kocam hafta sonları da çalışmaya başladı. Hafta içi gecenin bir vakti eve geliyor. Yeni bulduğumuz yarım günlük bakıcı haber vermeden sırra kadem bastı. Son bulduğum temizlikçi sorumun üzerine sırıta sırıta tozları aldım deyip ısırılmış bisküviyi tuvalet aynamın başında bırakıp gitti… Yanıma ne kocamı ne temizlikçi ne de bebe oyalayıcı bulabiliyordum. En iyisi biraz anamlara gidip stres atayım dedim. Perşembe günü akşam güle oynaya Anaevi Dinlenme Tesislerine geldim. Gelirken bebelerin tüm malzemelerini çaktırmadan çantalara teptim. Hatta annem görünce “Ne o, göçüyor musun?” dedi. “Yok canım, hava sıcak, ne olur ne olmaz diye aldım, çok sık giysi değiştiriyorlar,” dedim. Halbuki kafamdaki plan en az beş gün burada kalmaktı.  Hatta biraz daha yüz bulursam iki haftayı çıkarırdım.

Her şey her zamanki gibi çok güzel başladı. Derken bizimkiler ısınma turlarını tamamlayıp sahaya indiler. Kısa zamanda ev tazmanya canavarlarının saldırısına uğradı. Ortaya dökülmedik hiçbir şey kalmadı. Ağızlarını sürmedik yer bırakmadılar. “Anneanneniz bana kızacak, gebertiriiimmm, evi kirletmeyin” desem de bebeler laf anlamadı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir anda kız da ateş topuna dönmesin mi? Boğaz enfeksiyonu geçiriyormuş. Gece gündüz zırıltısı hiç dinmedi. Oğlan zaten anneanne hastası. Bırakmıyor ki kadın nefes alsın. Gece kalkıp kalkıp anneanneeeeee diye kapısında serenat yapıyor, kadını hiç uyutmuyor. Derken güvendiğim dağlara kar yağdı, küçük bacım baktı olmayacak, evden kaçarak soluğu teyzemde aldı. Annemin işi biraz daha arttı. Evde herkes bebelerimin peşine koşuyor, ama yine de dağıtma hızlarına yetişemiyorlar. Sonuç olarak stres atmak için geldiğimiz yeri de stres topuna çevirdik.

Bugün kocamı kırk kez telefonla taciz ederek çeke sündüre getirttim. Hazırlandım, üçüncü günün sonunda mülteci kampıma dönüyorum. Her zamanki gibi güle oynaya geldiğim anaevinden kös kös ayrılıyorum. Yok anacım, yok, bu bebelerle beni kendi evimden başka hiçbir yer paklamaz. I-ıı olmuyor, ev ev üstüne olmuyor. Ananın-babanın evi bile olsa bir süreden sonra oraya da sığılmıyor. Yaşlı teyzenin bir bildiği varmış da söylemiş, Allah kimseyi çıktığı kapıya dıkmasın, evinden, yurdundan ayırmasın, hele iki bebeyle, asla!

Paylaş: