(Yasal Uyarı: Bu yazı kızımın deyişiyle “iggggrenç” oğlumun deyişiyle “diksinç” olaylar içermektedir. Midesi hassas şahsiyetler okumasın. Sonra “Ay midem bulandı, ay kustum, ay kaka kokusu burnuma geldi, ay Allah belanı versin,” gibi yorumlar istemem ona göre!)

Ne zamandır size tuvalet eğitimi yazısı yazmamışım. Ne büyük kayıp! Aslında şöyle kallavi bir hela dosyası açmayı düşünüyorum yakında. Gelecek sezon iş başı yapacak annelere yardımcı olması için. En azından gülüp sinirlerinin boşaltmalarını, kakayla çişle daha barışık, daha mutlu olmalarını sağlayabilir. İlk fırsatta inşallah.

Gelelim, altıncı sezon hela başı muhabbetimize: Maşallah sübhanallah, hela işini çözdük. Artık çişi/kakası gelen son dakikaya kadar bekliyor, son anda bacaklarını birbirine düğümleyip “Anneaa çiiiiiiiiiş/kakaaaaaa” diye avazı çıktığı kadar bağırıyor. Ben de onlara bağırıyorum, “Lan niye son saniyeyi bekliyorsunuz, biraz önce desenize.” “Şimdi geldi, annea!” Hâlbuki ben oldukları yerde sallanmaya başlamalarından en az yarım saat önce çişlerinin geldiğini anlamış oluyorum, ama ne hikmetse sinir uçları onların beynine haber yetiştirmekte daima gecikiyor.

Evdeyken nispeten daha rahatım tabi. Herkes kendi gelip gidiyor tuvaletine.  Hela adabını da epey ilerlettik. Kimse kimseyi kapıdan dikizlemiyor, zart zurt muhabbeti edilmiyor, sifon kavgası yapılmıyor. İşi biten “annea bittiiiiiiiiiiiiii” diye bağırıyor. Bu da her ne hikmetse daima benim sofrada olduğum zamana denk geliyor. Şüpheleniyordum, ama artık kesinlikle eminim ki anne-çocuk arasında olduğu söylenen bağın bir ucu ananın ağzına, öteki de bebenin sidik kesesine bağlı. Daha ağzıma bir lokma koyuyorum, bebelerin kesesi hemen uyarılıyor! E mecburen yemeği bırakıp taharet hizmeti veriyorum. Oğlan taharet işini de çoğunlukla kendi hallediyor. Gerçi etmese daha iyi. Kıçından temizlemek, elinden temizlemekten her zaman daha kolay oluyor!

Ev iyi sayılır da sokakta olunca zor oluyor hâlâ. Evden çıkmadan yüz elli milyon kere “çiş var mı?” sorusuna verilen hayır cevabına karşılık daha parka adım atmalarıyla çişleri geliyor. Artık akıllındım, tuvalete tutup çıkarıyorum. Bu sefer de “annea kaka” diye bağırıyorlar. “Tuttum ya lan tuvalete daha çıkmadan.” “O zaman çişti, şimdi kaka!” Nereye gidersek gidelim, çift dikiş gidiyoruz. Bakalım, bu işi nasıl çözeceğiz.

Tabi bir de gece kuşağı var hela muhabbetinin. Allahtan ben verilen akılları kulak ardı etmedim, baştan beri bebeleri gece hiç çişe kaldırmadım. Zaten kaldır deseler de kaldıracak halim yoktu. Gece uyumuyorum, bayılıyorum! Maşallah bir iki işediler, onu da öğrendiler. Gece kendileri kalkıyorlar. Başımın dibine gelip “Annea, çişim galdi, ama sen rahatsız olma, ben yaparım,” diyorlar. “Madem rahatsız olmayacaksam niye uyandırıyorsunuz beni yavrum,” diyorum, henüz mantıklı bir açıklama gelmedi.

Kız geceleri çoğunlukla kalkmıyor. Ama oğlan, aaaah oğlan! Yattığı andan itibaren herifin sidik kesesi alarma geçiyor. Vırt zırt çiş için tepeme geliyor. Sütünü erken saate aldım, ayağını sıcak tutuyorum, yatmadan sıvı vermiyorum ama bu alışkanlığı bir türlü değiştiremedim. Hayır, kalkmasını da geçtim, bir de çenesi düşüyor ki aboooovvv.Vır vır vır, dır dır dır. Ben göz kapaklarımı zor açıyorum, sen ne ara uyanıyorsun, ne ara uykun açılıyor, ne ara çenene bu kadar kuvvet geliyor, a evladım?

Şimdi her zamanki gibi konuyu bir örnekle pekiştireceğim. Her gecemiz ayrı olay tabi de, ben size en iyisi geçen Pazar gecesini anlatayım. Daha tam yatmıştık ki bebe üç beş kere çişe kalktı. Uyumamıştım. O kısmı saymıyorum. Sonra o uyuyunca, ben de zıbardım hemen tabi.

Gece üç suları. Her zamanki gibi tepeme dikildi, “Annea, çişim galdi, ama sen kalkma, ben kendim yaparım,” dedi. Eh teşekkür ettim ben de. Bu gitti. Ebeveyn banyosundaki tuvaleti kullanıyor. Şırıltı naklen bize geliyor tabi. Ben de kulak verip yattığım yeden durumu takip ediyorum. Bir türlü şırıltı gelmedi. O sırada nefes alış verişinden paniklediğini anladım. Belli ki bir şey oldu. Hemen yetişeyim dedim. Ama yetişemedim. Tulumunu çıkaramamış, üzerine işemiş. Nasıl da mahcup. “Bilmeden oldu, annecim,” dedi cırlamamdan korkarak. “Önemli değil, üzülme,” dedim. Orada soydum. Çiş tuttum, giydirdim, yatırdım, yattım.

Daha üç dakika geçmedi. Bu gene geldi tepeme. Hayırdır bızdık? “Şey anne, ben bilmeden işedim.” “Biliyorum, annecim, üzme dedim ya tatlı canını, hadi zıbar artık.” Gitti.

Daha o an dalmışım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, gene geldi. Ne oluyoruz? Yine çiş. Ama her zamanki gibi rahatsız olmama gerek yok. O işer.

Gene tulumu çıkaramaz dedim, peşinden gittim. Vay sen misin peşinden gelen? Resmen sapık muamelesi gördüm. Vay efendim, o kendi işeyebilirmiş de ben niye kalkıyor muşum, rahatsız oluyormuşum da. Yok yerden bir kavga alevlendi. “Sen işe lan,” dedim, “ben elimi yıkamaya geldim.” En büyük zevkimdir tabi, gecenin köründe kalkıp el yıkamak. Neyse yuttu.

Baktım gene beceremeyecek, tulumu açmasına yardım ettim. Sesi çıkmadı. İşi bitti. Geri kapatıyoruz. Olacağı bu ya tulumu kapatırken fermuar raydan çıktı, yarısı açık kaldı. Uğraştım, olmadı. “Ben babamdan rica edeyim annecim,” dedi. “Yok,” dedim “Babanı da uyandırma. Böyle yat şimdilik.” Sesi çıkmadı ama bir dahaki çişe kesin kalkmam lazım. Fermuar takıldı, açamaz. Aman dedim, en azından sabaha kadar uyur artık. Yatırdım, yattım.

Daha uykuya geçmedim ben bu içeriden bağırıyor. “Annea, bakar mısın, babam uyuyor mu?” “Evet, uyuyor, ne oldu?” “Aklıma bir şey geldi de, onu söyleyecektim. Uyandırır mısın?” “Sen bana söyle, ben ona söylerim.” “Tamam. Bir çocuk yastık yemiş, babası çok kızmış.” Hasbinallah! Nereden bulur bu muhabbetleri şu saatte? “Tamam, söyledim kulağına, zıbar artık.” “Anneaa!” “NEaaaaaa!” “Ben gece odamda yatıyorum, kardeşim yalnız kalmasın diye.” “Çok güzel, zıbar!” “Tamam!”

Tam dalacağım yine bağırıyor, anne vır vır, anne dır dır. Lan uyu artık lan! Tamam!

Az biraz daha dalmışım. Yine tepemde. “Annea, çişim galdi. Ama sen rahatsız olma, ben yaparım.” Yine mi_? Öfffffffff. Bu durumda biz olsak çoktan “sidiği kuruyasıcalar” diye fırçayı yemiştik ama ben beddua etmeyeceğim çocuklarıma, kendime söz verdim. La havle çekip “Tamam sen işe”, dedim ama aklıma geldi, fermuarı bozuktu. Bebe açamaz, yine üstüne işer, kalkmak lazım.

“Lan ne sidik kesesiymiş arkadaş, kese değil bela,” diye bağırmamaya çalışarak kalktım. Sabah ezanı okunuyor. Yine sabah oldu ve yine ben geceyi hela başında geçirdim. Kızmak da istemiyorum çocuğa, çişi var ki kalkıyor, yatağa yapsa daha mı iyi? Suratım bir karış, saçlarım diken, cinlerim tepemde elinden tuttum, banyoya götürdüm. Işığı yakınca yüzüme baktı. “Annea, sen bir şeye mi kızdın?” dedi. İşte o an bütün sinirim geçti, kahkahayı bastım.

Yok, lan neye kızayım? Bebe sahibi olmak istediğimde eşek kadar olduğunuzda bile gece boyunca deliksiz uyuyamayacağım, günümün yarısını hela başında geçireceğim,  elimin çişten b.ktan çıkmayacağı aklıma gelmemişti de bir an ondan şaşırdım. Yoksa neye kızacağım? Allah sizin gibi tatlı bebe vermiş, üstelik bir istemişiz bir çift göndermiş, daha benim ne haddime kızmak söylenmek? Kızılır mı lan size? Kerata!

Paylaş: